'Ben bu kadarım' diyen oyuncu kendine ihanet eder

'Ben bu kadarım' diyen oyuncu kendine ihanet eder
'Ben bu kadarım' diyen oyuncu kendine ihanet eder
"Oyunculuğu serbest bıraktığında nerelere gittiği seni bile şaşırtıyor" diyen Barış Gönenen, henüz 22 yaşında. Ama iki sezona dört oyun sığdırdı; üçünü aynı anda oynamaya devam ediyor. Bir de Sadri Alışık Tiyatro Ödülleri'nde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü'nü alınca bir araya gelmek şart oldu
Haber: NİHAN BORA - nihanbr@gmail.com / Arşivi

‘‘Beş günde beş oyun. Adeta minik bir sanat çınarıyım!” tweet’iyle zihnimde yanan bir ampul ve ardından izlediğim son oyunuyla kafamda netleşen bir söyleşi isteği. Barış Gönenen, henüz 22 yaşında ve şu an; ‘Limonata’, ‘Tetikçi’ ve ‘Uğrak Yeri’ isimli oyunlarda rol alıyor. Bir genç oyuncu için pek de alışık olmadığımız bu durum, Sadri Alışık Tiyatro Ödülleri jürisinin de dikkatinden kaçmadı. En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünü kapan Barış’la buluştuk, bu enerjinin nereden geldiğini ve gündemin popüler konusu tiyatronun gidişatını konuştuk. 

Önce ödülden başlayalım. Sadri Alışık Tiyatro Ödülleri’nde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu seçildin. Ne hissediyorsun?
Birileri beni fark etmiş, birileri beni görmüş ve değerli kılmış, onurlandırmış. Her oyuncunun mutlaka kariyerinde yaşaması gereken bir şey. Çok mutlu oldum. 

Oyunculuk hayal ettiğin meslek miydi?
Oyuncu olmaya lise sonda karar verdim. Konservatuarda okuyan birkaç arkadaşım vardı, onlara özenme durumu biraz sanırım. O aralar ben dans ediyordum aslında, tiyatroyla pek ilişkim yoktu. 

Nerede dans ediyordun?
Dans buluşma İstanbul ’da. Candaş Baş, Aytül Hasantul’la çalıştım. Sonra ne yapsam diye düşünürken üniversite eğitimi için Sakarya’ya gittim. Turizm-Otel İşletmeciliği okudum. O sıra hafta sonları İstanbul’a gelsem de bir şeyler yapsam derken, Tiyatro Açıkça’nın kursuna yazıldım. Aslında tiyatroya orada başladım diyebilirim. Bir yıl eğitim aldım Sertaç Ayvaz’dan. Orada bir oyunda oynadım. O sene Beykent Üniversitesi’ne girdim. 

Tam da burada aslında tiyatro maceran başlıyor sanırım…
Evet. Birinci sınıftayken DOT’un audition’ına (seçmeler) girdim. Beni sevdiler, asistanlığa başladım. ‘Shopping and Fucking’, ‘Pornografi’, ‘Malafa’, ‘Punk Rock’ oyunlarında asistanlık yaptım. O zamanlar 20 yaşındayım. Sonra Ebru Nihan Celkan sayesinde Sıfırnoktaiki ile tanıştım. O da şöyle oldu, Sami Berat Marçalı, ‘Bazı Sesler’ oyununu yönetiyordu ve genç bir çocuk arıyordu. Beni önerdi Ebru. Ben okumaya geldim ama beni çok küçük buldu. Üç, dört ay sonra tekrar aradılar, ‘Kainatın En Hızlı Saati’ndeki, küçük çocuk Foxtrot rolü için okumaya çağırdılar, bir kere daha okumaya geldim ve sonra rolü aldım. Sıfırnoktaiki maceram böylece başlamış oldu. 

‘Kainatın En Hızlı Saati’ ilk oyunundu ve kısa bir süre sonra seni Sami’nin bu sefer yazdığı bir oyunda ‘Limonata’da gördük…
‘Kainatın En Hızlı Saati’nde çok acemiydim, oyunculuğun ne olduğunu onun prova döneminde öğrendim. Yapıp yapamayacağımı düşündüm. O anlamda ilk çalıştığım rol Limonata diyebilirim. Limonata’ya başladığımda daha bilinçliydim, kafam daha yerindeydi. 

Limonata’daki rolünden bahseder misin?
Limonata’da 20’li yaşlarının başında İstanbul’da yasayan eşcinsel bir çocuğu oynadım. Askerlikle ilgili bir sıkıntısı var. Sevgilisi askerde sakatlanmış. Bacaklarını kaybetmiş ve artık onun askerlik yaşı geliyor. Sevgilisine bir söz vermiş, askere gitmeyeceğim diye. Ama gitmek zorunda, o ikisi arasındaki çatışma. 

Oyunların yanında okulun da devam ediyor. Nasıl bir haftalık programın var?
Çarşamba-perşembe günleri ‘Uğrak Yeri’, cuma-cumartesi ‘Limonata’ ve pazar günleri ‘Tetikçi’yi oynuyorum. Pazartesi, salı okula gidiyorum. Çok yoğun ama güzel, çok şey öğrendiğim bir dönemdeyim. 

Bu enerji dur durak bilmeyecek anlaşılan. Önümüzdeki sezon için de bir şeyler planlamışsındır diye düşünüyorum…
Evet var. Aslında seneye, uzun süre dans ettiğim için fiziksel tiyatro yapmak istiyorum. Bunun üzerinde birtakım insanlarla konuşuyorum. Özellikle ‘Uğrak Yeri’ ve Tetikçi’de anladım ki, oyunculuk aslında bıraksan her yere gidebilecek bir şey. “Ben buyum, bu kadarım” dediğinde oyuncu kendine en büyük ihaneti ediyor. 

Bu roller arasında, kendine yakın bulduğun rol hangisi?
Şu ana çalışıp en yakın bulduğum ‘Foxtrot’ derdim. İlk oyunum ve benim için sonsuz oyun bile izlesem hayatımdaki en özel oyun. Okula başladığın ilk gün gibi bir şey o. 

Gelecekte kimlerle aynı ekipte olmak istersin?
Deniz Türkali ve İpek Bilgin’le çalıştım. İyi yazarların oyunlarında oynadım. Berkun Oya, Çağ Çalışkur, Murat Daltaban ve Engin Alkan’la çalışmayı çok isterim.

‘Tetikçi’nin meselesi önemli benim için
Hrant Dink cinayetinin anlatıldığı Tetikçi’de ise Umut rolündesin…
Ebru Nihan Celkan beni arayıp okumaya çağırdı. Ben aslında teksti az buçuk biliyordum. Bana Umut’u okuyacaksın dedi. Umut, hiç konuşmayan bir karakter. Konuşmamasının çok zor bir şey olduğunu provalarda anladım. Önemli iki ana değişimi var oyunda. Oyun, onun hikâyesi ve hiç konuşmuyor. Beni zorladı aslında. O kadar zorlayabileceğini düşünmemiştim. Çünkü önceki iki oyunda çok ritmi olan roller oynadım. Bu başta bana çok basit bir şeymiş gibi geldi 

Nasıl hazırlandın rolüne?
Ebru ve İpek Banu Kılar sayesinde aslında. Çok saplandığım şeyler de oldu ama Ebru çok iyi bir arkadaş bir kere. Bir gün provada sadece dinle dedim kendime. Dinlemenin üzerinden bir yere vardım. Sonuçta politik bir şey yapıyoruz. Benim tabii ki görüşüm var ama Ebru çok anlattı, okuttu ve kafamız da bir yere vardı ekip olarak. 

Böyle bir oyunda rol almak bir yandan da cesaret istiyor. Sen de bu rolü gönülden hissederek
oynadın sanıyorum…

Benim için ‘Tetikçi’yle ilgili en temel nokta, meselesi ve davası. Ne rolü, ne rolün zorluğu, ne rolün güzelliği hepsi bir kenara en önemlisi meselesi ve inandığı şey. Sırf bunun için bu işe girip sonra rolümün ne kadar zor olduğunu fark ettim.

Şehir Tiyatroları’na yapılan zalimlik
Şehir Tiyatroları ile başlayan kargaşa şimdi özelleştirme söylentisiyle devam ediyor. Sen ne düşünüyorsun bu konuyla ilgili?
En temel söylenebilecek şey çok mantıksal, ben bir resmi idareyi yönetemem ya da bir kalp ameliyatı yapamam. Sanatçılar sanatı yönetebilir. Şehir Tiyatroları’nın başına gelen bu şeyin, bir sistem değişikliği olduğunu düşünmüyorum, kötü niyet olduğunu düşünüyorum. Bir jenerasyonu yok etmek demek bu. Ben 22 yaşındayım ve tiyatro izlemeye Şehir Tiyatroları’nda başladım. ‘Gayri Resmi Hürrem’i izleyip tiyatronun ne kadar değerli bir şey olduğunu fark ettim. Bugün aynı oyuncularla şu an meslektaşım ve İstanbul’daki Şehir Tiyatroları için söylüyorum, İstanbul seyircisi için hatıra gibi aslında. Eleştirilebilecek mutlaka birçok yeri var ama Şehir Tiyatroları bizim için bir anı. Bu şekilde hayatını oraya vermiş birçok insanı, bütün bu emeği atmak çok büyük zalimlik. 

Sanat sence bu durumlardan etkilenir mi etkilenecek mi?
Şuna inanıyorum: Baskının olduğu yerdeki duruşun daha değerli, daha gerçek ve daha sanat olduğuna inanıyorum. Bence bu, Şehir Tiyatrolarına çok iyi gelecek bir şey.