Ben ne yapacağım on sene sonra!

Ben ne yapacağım on sene sonra!
Ben ne yapacağım on sene sonra!

Fotoğraflar: Muhsin Akgün

Öykü Karayel ilk profesyonel tiyatro oyununda Berkun Oya ile ilk televizyon işinde Kıvanç Tatlıtuğ ile çalıştıktan sonra ilk filmini Zeki Demirkubuz'la çekti. Filmde önemli bir rol üstlenen Karayel: Kendimi çok dezavantajlı hissediyorum bazen. On yıl sonra ben ne yapacağım diye düşünüyorum..." diyor.
Haber: CEM ERCİYES / Arşivi

Salt Galata’nın içinde şef aşçıların cirit attığı kantininde oturuyorum. Birazdan Öykü Karayel gelecek ve onunla önemli rollerden birini üstlendiği Zeki Demirkubuz filmi 'Bulantı' hakkında konuşacağız. Film gösterime yeni girmiş ve daha Ankara katliamı yaşanmamış. Bu yüzden sadece film ve sinema konuşmak niyetindeyiz…

Mekânı Öykü Karayel seçti. Ben de gitmişken hemen galeriye dalıp harika bir Hale Tenger sergisi gezdim. Öykü Karayel’in "Salt Galata’da buluşalım" demesinin sebebinin fotoğraf çekimiyle ilgili olduğunu sanıyordum. Ne de olsa çok şık bir mekân. Onunla konuşurken anladım ki kendisi buranın müdavimlerinden. Galata’daki evinden sık sık buraya gelip kütüphanenin konforlu sessizliğinde vakit geçirirmiş. İmrenilecek bir durum…

Kahve siparişimi yeni vermiştim ki onları gördüm. Yanında menajeri Işıl Göreci ile birlikte bana doğru geliyorlar. Müze binasının esas kalabalığını oluşturan öğrencilerden hiçbir farkı yok. Hatta, çağdaş sanat ortamından kopup gelen pek çok genç kadın ve adamın ondan daha havalı olduğu bile söylenebilir. Ama işte Öykü Karayel’in ‘olayı bu’. İçimizden biri olması, adeta oynamıyor gibi o sıradan insanlara dönüşebilmesi…



Berkun Oya’nın ‘Güzel Şeyler Bizim Tarafta’ oyunuyla büyük çıkış yapmıştı. Orada başörtülü, kentin çevre semtlerinden birinden gelen genç kadını o kadar gerçekçi oynuyordu ki, hepimiz ister istemez ‘Kim bu kız?’ diye sormuştuk. Canlandırdığı karakterin tutukluğunu, şaşkınlığını, kızgınlığını beden dilinden ses tonuna mükemmel biçimde yaşatıyordu. Tabii ki keşfedildi. Kısa süre sonra 'Kuzey Güney’de, hem de televizyonun en iddialı yıldızı Kıvanç Tatlıtuğ’un karşısında esas kız olarak çıktı ortaya. Öyle de ünlü oldu zaten. Kısa kariyerinde hep iddialı oyuncularla birlikte çalıştı. 'Bulantı’da ise rol arkadaşı Zeki Demirkubuz. Bütün sahneleri onunla birlikte. Oyuncu olarak Zeki Demirkubuz’u sorarak başlıyorum röportaja. O da "Valla açıkçası" diye giriyor söze: “Valla açıkçası onun yönetmen, benim oyuncu olduğumu çok fark ederek oynayacağımı düşünüyordum. Ama çekim sırasında öyle bir hissiyat olmadı. Oynarken onun yönetmen olduğunu unutuyorsun. ‘Kestik’ dediğinde, evet yönetmen olduğunu hissediyordum…”

DÜNYASINA GİRDİKÇE ANLAMAYA BAŞLADIM
Ne kadar şanslı bir oyuncu olduğunu hatırlatıyorum. İlk profesyonel tiyatro deneyimini Krek’te Berkun Oya ile yaşadı. Sonra reyting canavarı bir dizide, 'Kuzey Güney’de başrol. Arada benzer bir durum, 'Kara Para Aşk'. Sonra da ilk sinema filmi için Zeki Demirkubuz’la kamera önüne geçmek... “Büyük şans oldu” diyor. Senaryoyu ilk aldığında pek bir şey canlanmamış gözünde, “Daha sonra Zeki Demirkubuz’u tanıdıkça, onun dünyasına girdikçe anlamaya başladım. Başta benim için sadece Zeki Demirkubuz önemliydi.”
Dediğim gibi, Öykü Karayel açık sözlü birisi. Oyuncular için bir Zeki Demirkubuz filminde oynamanın sembolik önemi var neredeyse. 'Avrupa Yakası’nda bunun parodisini bile yapmışlardı. Öykü Karayel’e göre bunun sebebi basit: “Senelerce Türk sinemasında bir fark yaratabilmiş az sayıdaki yönetmenden biri Zeki Demirkubuz.”  Peki bu bir dezavantaj değil mi; tiyatro, televizyon derken sinemaya en iddialı isimlerle birlikte başlamak? Evet, o da ‘çok dezavantajlı hissediyor’ kendisini: “Bende yükselmese bile, çevremdeki algılarda çıtalar yükseliyor. Zaman zaman düşünüyorum, ‘Ne yapacağım 10 sene sonra’ diye.”

O SAHNEDEN ÇEKİNMİŞ!
“Filmdeki  sevişme sahnelerinden hiç çekinmediniz mi?” diye pat diye soruyorum. Ne de olsa Zeki Demirkubuz, bu yüzden oyuncu bulamayıp kendisinin oynamak zorunda kaldığını açıklamış durumda… Öyle bir polemiğe hiç kapılmıyor. Vermesi gereken cevabı veriyor: “Açıkçası ben, güle oynaya ‘A sevişme sahnesi mi, oynarım tabii’ diye oynamıyorum. Ama bu işin bir parçasıysa, yapmamak aklımdan geçmez” Popüler bir komedide böyle bir sevişme sahnesi olsa, asla oynamayacağını anlatıyor. O sırada 'Bulantı’nın kadınları ve sevişme sahneleri konuşulmaya başlıyor masada. Lafa Muhsin Akgün de giriyor ve Cemre Ebüzziya’nın oynadığı Özge rolünden söz ediyor. Hakikaten filmin en ilginç sahnelerinden biri, Özge’nin bir yandan telefondaki kıskanç sevgilisiyle konuşup bir yandan da kapının önünde durdurduğu Ahmet’le sevişmesi. Bu zorlu sahnenin Öykü Karayel’i korkuttuğunu öğreniyoruz. Meğer iki rol birden teklif edilmiş, "Hangisi içine siniyorsa onu seç" denmiş… Karayel, “Kapı önündeki sahneyi becerip beceremeyeceğinden çok korktuğu” için o rolü istememiş, Ahmet’in karısı ve çocuğunu kaybettiği sırada birlikte olduğu Aslı’yı tercih etmiş...

Zeki Demirkubuz’un klasik ‘yabancılaşmış’ bireylerinin çok iyi bir örneği olan Ahmet, ne kadar tipik bir karakter? “Bence çok gerçek bir tip. Bence anormal bir durumu yok Ahmet’in. Hayatın içinde onun gibi çok insan var ama biz fark etmiyoruz. Kendiyle derdi olan bir adamın kişisel sebeplerle  toplumdan kendini soyutlamasını izledim ben filmde. İnsanın kendiyle derdi çok olunca, aslında çevresiyle çok derdi olmuyor. Onları önemsemiyor. Ahmet de öyle bir adam, salt kötü biri değil.” Peki, Öykü Karayel’in oynadığı Aslı? “Vicdanlı bir karakter diyeceğim ama evli olduğunu bildiği halde evine gelip onunla birlikte oluyor…” yanıtını veriyor. Ama bu Aslı’dan çok Ahmet’in problemi değil mi? “Hayır” diyor, “Ben tam olarak öyle bakamıyorum.” Şöyle devam ediyor: “İkisinin problemi bence. Her insan zaaflarına yenilebilir. Aslı da gayet normal bir insan ve zaafı neticesinde yapıyor bunu. Ahmet’in yanında daha ayakları yere basan, daha dünyevi bir karakter. İşler sarpa sardığında ‘Dur’ diyebilen bir yanı var. Ahmet öyle değil mesela. Kendini kuyuya atmış sürekli karanlığa doğru gittiğini görüyoruz. Finaldeki sahne de tam bir arınmayı göstermiyor bence. Ahmet o sahneden sonra uyanıp, aynı hayata devam edebilir ve büyük olasılıkla öyle yapmıştır.”

DEMİRKUBUZ İÇİN BİR DÖNÜM NOKTASI
Aslında kadınların acımasız, erkeklerin tutkulu olduğu Zeki Demirkubuz sinemasında sanki rollerin değiştiği yeni bir döneme denk geliyor bu film. Hatta Öykü Karayel’e göre bir ‘Before and after Zeki Demirkubuz’ durumu bile söz konusu.
Buluşmuşken ona Afganistan’ı soruyorum. İkinci sinema filmini de çekmiş durumda çünkü. 'Koyu Sarı: Toz' adlı filmde Afganistanlı bir genç kadını canlandırıyor. Setten sızan ilk fotoğraflar magazinde ‘Öykü Karayel Afgan Kızı oldu’ diye çıktı. O fotoğrafı filmin yönetmeni Gözde Kural çekmiş. "Afganistan nasıl bir yerdi?" diye soruyorum. Çok kötü şeyler anlatmak istemiyor ama anlaşılan kolay da geçmemiş çekimler. Bir ay boyunca yaşadığı kentte set haricinde fazla dışarı çıkamamış. Bunun bir önemli sebebi de Afganistan’da çok ünlü olması… 'Kuzey Güney' bu ülkede çok popüler, o nedenle gittiği her yerde dizideki karakterin adını söyleyerek etrafını saran bir kalabalık oluşuyormuş. Peki film nasıl oldu? “İnşallah güzel olmuştur. Çok cefa çektik orada ama çok anlayamadım da nasıl olduğunu. Zeki Demirkubuz filminde de öyleydi” cevabını veriyor.

“Peki, teşekkür ederim” deyip teybi kapatıyorum. “Bu kadar mı, çok kolay oldu” diye rahatlıyor. Sonra onlar Muhsin’le fotoğraf çekmeye gidiyorlar. Bense çıkışta bir kez daha Hale Tenger’in işine bakıp, onunla bir röportaj yapmaya karar veriyorum.