Beni gelecek korkutuyor

Beni gelecek korkutuyor
Beni gelecek korkutuyor
Uzun zamandır film yapmaktan keyif alamadığını söyleyen Michael Madsen, 'Magi' filmiyle yeniden mutlu olduğunu söylüyor.
Haber: ELİF TUNCA / Arşivi

İlk olarak 2005’te Altın Portakal vesilesiyle Türkiye ’ye gelen Hollywood’un ‘kötü adam’ı Michael Madsen, o dönem adeta bir kasırga estirmişti. Bir diğer Hollywood yıldızı konuk Woody Harrelson’la kapıştılar ve ilk uçakla döndü dedikodusundan Tamer Karadağlı’yla film çekecekler kulisine kadar fısıltılar alıp yürümüştü. Pek çok röportajın bu ani gidiş yüzünden yapılamadığı o sene açılış gecesi tesadüfen bir kafede tek başına rastlayıp sohbet edince şiir kitapları da yazan naif tarafını fark etmiş, dünya barışına duyduğu özlemden oğlunun aktör değil de doktor olmasını istemesine kadar pek çok hassas cümlesine şahit olmuştuk.
Madsen, geçen hafta bu kez bir film çekimi için İstanbul’daydı. Hasan Karcadağ’ın, hamile kızkardeşinin ölümünü araştırırken cinlerin dünyasıyla tanışan Amerikalı bir gazetecinin hikâyesini anlattığı filmi ‘Magi’nin başrolü, ona emanet. Eşiyle birlikte İstanbul’a gelen Madsen’la otelinde buluştuğumuzda yıllar önceki o naif adama rastladım yine. Hatta kendisinin de dediği gibi artık daha bile rahattı. Arada Madsen’ın eşi DeAnne Madsen’la tanışıp ayaküstü sohbet etmek de kısa günün kârı oldu! Hollywood’un en iyi ‘kötü adam’larından Madsen hem film hem kendisi hem de çok etkilendiği Soma Madeni faciası hakkında konuştu.

Teklif geldiğinde ne düşündünüz? Yönetmeni ve önceki işlerini araştırdınız mı?

Aslında farklı işler arayışındaydım bir süredir; farklı roller, karakterler... Biliyorsunuz, bela tipleri canlandırıyordum; küfürbaz, eli silahlı filan. Bunları da severek yaptım ama değişiklik istiyordum. Menajerim aradı ve senaryoyu gönderdi. Hem senaryoyu sevdim hem de baktım ki İstanbul’da oynamam gerekiyor! Yönetmeni ya da işlerini araştırmadım. Önemli olan; onun beni filminde istemiş olması, onun beni arayıp bulması Ben insanları araştırarak değil de ilk seferde yüz yüze gelerek, gözlerinin içine bakarak tanımayı tercih ediyorum. Hasan’la da öyle oldu ve harika bir insan. O İngilizce bilmiyor, ben Türkçe bilmiyorum ama bakışlarla anlaştık. Birbirimizin ne istediğini gözlerimizden anladık, bence bu harika. Neden bilmiyorum ama uzun zamandır film yapmak hakkında iyi hissetmiyordum. Ama buradaki çekimlerde herkes ve her şey çok iyiydi, ben çok mutluydum. Açıkçası filmin daha büyük bir parçası olmak isterdim.

Farklı roller aradığınız için bu senaryoyu kabul ettiğinizi söylediniz. Bu kez nasıl bir karakter canlandırıyorsunuz peki?

Bir yazar. Ben hiçbir zaman o kadar entelektüel olamadım ama o çok entelektüel biri. Hamile kız kardeşi öldürülünce onun ölümünü araştırmaya başlıyor. Burada da Stephen Baldwin devreye giriyor. Onu çok severim. Gerçi aynı tarihlerde olmadı çekimimiz ama ‘karşılıklı’ oynadık!

Senaryoyu okumadan önce cinler hakkında bilginiz var mıydı?

Aman Allahım, şu arkandaki bir cin değil mi! (gülüyor) Hayır cinler hakkında hiçbir şey duymamıştım. Biliyorsunuz bizde vampirler vardır, yürüyen ölüler vardır ama cin yok. Açıkçası gerçeklikleri hakkında çok da kafa yormuyorum. Bir şekilde doğru da olabilir, inanan da olabilir. Ben her şeye açık bir insanım. Bir cini kendi gözlerimle görsem çok da şaşırmam mesela. Ama bu bir film sonuçta. Ben sadece başarılı bir iş ortaya koymak isterim. Ve burası bunun için çok iyi bir yer. Hem işini yapabildiğin hem rahatlayabildiğin bir yer benim için. Gerçekten heyecan vericiydi; gece karanlığında kimsenin olmadığı yerlerde de çekim yaptık, gündüz kalabalığın içinde de ve hepsi de çok keyifliydi. Şehrin bir parçası olduğunu hissetmek de harikaydı.

Sizi ne korkutur peki?

Beni geleceğin olmayacağı korkutuyor; çocuklarım için. Dünyanın haline bak! Hayatımın düzgün bir şekilde geçeceğinden, doğal yolla öleceğimden ve çocuklarımın iyi bir dünyada yaşayacağımdan emin olmak isterim. Ben işimi yapıyorum, dünyayı dolaşıyorum, şanslıyım ama çocuklarım ne yaşayacak? Bizden sonrakiler ne yaşayacak? Dünyadaki çatışmalardan, huzursuzluklardan korkuyorum, insanların hırsından korkuyorum. Bu, çıldırmışlık artık! Aslında hepimize yetecek kaynak var dünyada ama talan ediyoruz. Bütün bunlar beni korkutuyor ve üzüyor. Uzağa gitmeye gerek yok; burada duyduğum haber işte, madende ölen insanlar. Geride kalan ailelerini, annelerini, çocuklarını gördüm. İşte bu manzara korkutuyor beni. O insanların da benim gibi yaşamaya, çocuklarını büyütmeye hakları vardı. Çok üzgünüm.

2005’te Altın Portakal için Antalya’daydınız. İki Türkiye ziyaretiniz arasında nasıl farklar var sizce?

Ben farklıyım! Farklı bir insanım artık. Önceden daha telaşlı bir insandım. O film, bu çekim, şu iş; koşturup duruyordum. Sürekli bir gerginlik içindeydim.

Bu kez eşiniz de geldi. Kendi isteği miydi, sizin tavsiyeniz mi?

Ben tavsiye ettim, başıma iş açmak için! (gülüyor) Ona da bir nefes olsun diye gelmesini istedim. Çekimler dışında birlikte geziyoruz, vakit geçiriyoruz. “Mutlu eş, mutlu hayat”tır