Beraber, neşeli, öfkeli ve hüzünlü şarkılar

Beraber, neşeli, öfkeli ve hüzünlü şarkılar
Beraber, neşeli, öfkeli ve hüzünlü şarkılar
İstanbul Modern'de açılan 'Çok Sesli: Türkiye'de Görsel Sanatlar ve Müzik', Çelenk Bafra'yla birlikte serginin küratörlüğünü üstlenen Levent Çalıkoğlu'nun deyimiyle 'neşeli, öfkeli, aynı zamanda hüzünlü' bir sergi.

İstanbul Modern’in şef küratörü Levent Çalıkoğlu çok haklı: “Bu sergiden neşeli bir şekilde ayrılabilirsiniz. Öfke kuşanarak ya da hüzünlenerek de...” Bahsettiği sergi, Çelenk Bafra’yla birlikte küratörlüğünü üstlendiği ‘Çok Sesli: Türkiye ’de Görsel Sanatlar ve Müzik’. Osmanlı’nın son döneminden günümüze Türkiye’de görsel sanatlar, müzik ve ses arasındaki ilişkiye odaklanan ‘Çok Sesli’, 17 sanatçının; Nevin Aladağ, Fikret Atay, Semiha Berksoy, Hüseyin Çağlayan, Ergin Çavuşoğlu, Burhan Doğançay, Cevdet Erek, Borga Kantürk, Servet Koçyiğit, Füsun Onur, Ferhat Özgür, Sarkis, Erinç Seymen, Merve Şendil, Hale Tenger, Vahit Tuna ve :mentalKLINIK’in çalışmalarını bir araya getiriyor.
İstanbul Modern’de 27 Kasım’a kadar sürecek ve çeşitli performans, panel ve söyleşilerle desteklenecek serginin en önemli ayaklarından biri ise kapsamlı bir araştırmayı ortaya koyan ‘Repertuar’ bölümü. İstanbul Modern’den Birnur Temel ve Yasemin Ülgen Saray’ın başta Alper Maral olmak üzere pek çok müzik uzmanının danışmanlığında yürüttüğü ‘Repertuar’ çalışması, Türkiye’de 300 yıla yayılan bir dönemde müzik ve görsel sanatların kesişme noktalarına dair kapsamlı bir biyografi niteliğinde. İstanbul Modern’in süreli sergi galerisinin giriş holüne konumlanan ‘Repertuar’ bölümünde Osmanlı’dan günümüze ‘görsel sanatlar ile müzik’ ilişkisi dev kronoloji panolarında ana hatlarıyla anlatılıyor. Türkiye’nin ilk kadın bestecisi kabul edilen Leyla Saz’ın 1870’li yıllara tarihlenen küçük piyano şeklindeki armonyumu, Abdülmecid Efendi’nin 1921’de hocası Carl Berger’e ithaf ettiği ‘Elegie’ adlı bestesinin orijinal notaları ile Ruhi Su, Turhan Selçuk, Abidin Elderoğlu gibi büyük sanatçıların elinden çıkma plak kapakları ‘Repertuar’ bölümünün dikkat çeken parçaları.

‘Çok Sesli’ sergisinin giriş bölümünde tamamen sessiz yapıtlar yer alıyor. Sarkis, ‘Sessiz Seslerin Birlikteliği’ serisini, Edvard Munch’un dünya sanat tarihinin en ikonik imgelerinden ‘Çığlık’ adlı yapıtından esinlenerek oluşturmuş. :mentalKLINIK’in ‘‘True Blue (Left)’i ise duvara dokunan bir elin ses çıkarabilme ihtimalini duyumsatan bir video. Serginin ‘sessiz’ çalışmalarından biri de Füsun Onur’un farklı renkteki kurdelalarla süslediği ‘Prelüd’ adlı yerleştirmesi.
Ferhat Özgür’ün başı kapalı bir Anadolu kadınının dev TOKİ blokları önünde ‘Hallelujah’ (şükürler olsun) şarkısını söylediği ‘I Can Sing’ (Şarkı Söyleyebilirim) adlı videosu hayli ironik.


Fikret Atay’ın ‘Tinica’ adlı videosu da ironik ve aynı zamanda öfkeli... Öfkeli bir genç, TOKİ blokları manzaralı bir tepede eski tenekelerden yaptığı sette davul çalıyor.
Nevin Aladağ’ın 2013 yılında Sharjah Bienali’nin davetiyle ürettiği video yerleştirmesi ‘Session’ (Üçlü Taksim) serginin en güzel işlerinden. Yuvarlanan vurmalı çalgıların çıkardığı seslerle görsel bir senfoni yaratıyor Aladağ.


Hale Tenger’in müzisyen Serdar Ateşer’in bestelediği sesleri kullanarak oluşturduğu ‘Deniz Üzerinde Balonlar’, insana huzur veriyor.
Burhan Doğançay’in ünlü ‘Mavi Senfoni’ tablosu da tablodan esinlenerek Kamran İnce’nin besteleyip Hüseyin Sermet’in yorumladığı kayıtla birlikte sergideki yerini alıyor.


Ergin Çavuşoğlu’nun beş Roman müzisyenin klarnet ustası Selim Sesler yönetiminde icra ettikleri müziklerle kimlik, kültür ve sınırlar gibi kavramları tartışmaya açtığı ‘Quintet Without Borders’ (Sınır Tanımayan Beşli) adlı video yerleştirmesi, Erinç Seymen’in Slovenyalı sanatçı ikilisi Son:DA ile üç ayrı ülkede, yaptığı ve ses ile görüntü manipülasyonuyla baskı, sansür ve aşırı milliyetçilik gibi konuları irdeleyen performansların kaydından oluşan ‘Bir Şiir İçin Performans’ üçlemesi ve :mentalKLINIK’in birbirine kenetlenmiş iki Fransız kornosundan yaptığı ‘FrenchKiss’ adlı heykeli, bu sergiyle Türkiye’de ilk kez gösteriliyor.
Vahit Tuna’nın bir hoparlörün karşısındaki kum tepesine oturttuğu heykeli ‘Sunshine’, serginin en dikkat çeken işlerinden.
Borga Kantürk, ‘Sahibinin Sesi’ adlı hüzünlü yerleştirmesinde, klasik sanat müziğinin usta isimlerinin yorumlarıyla belleğimizde yer edinen ‘Unutturamaz Seni Hiçbir Şey’ başlıklı parçayla toplumsal tarih ve hafızayı yeniden üretiyor.
Hüseyin Çağlayan, Sertab Erener’li çalışması ‘Üzgünüm Leyla’ ve martı sesleriyle bezeli ‘Arzunun Yakınlığı’ adlı sesli yerleştirmesiyle sergideki yerini alıyor.
Cevdet Erek ise İstanbul Modern’in bir önceki sergisi ‘Komşular’ için özel olarak kurguladığı ‘Akla Kara’ adlı yapıtını bu kez ‘Çok Sesli’ sergisinin bağlamı ve mekanı için ses ve müzik ile görsellik ilişkisi üzerinden yeniden yorumlayıp ‘Sahil Sahnesi Sesi’ adlı yapıtını ekleyerek genişletiyor.
Merve Şendil, amatör müzik gruplarının kaydını tuttuğu ve ‘Underscene Project’ adı altında ortaya çıkardığı yerleştirme ve açık arşiv projesiyle güncel müziğin ritminin peşinde Türkiye için bir alternatif müzik saha araştırması yapıyor; projesine kattığı katılımcılarla birlikte müzik paylaşımı ve sunumu için yeni olanaklar öneriyor.
Semiha Berksoy’un ‘Çok Sesli’ sergisiyle örtüşen çok yönlü kişiliği, sergide sanatçıya ayrılan odada, hayatından kesitlere bakarak, kendi sesinden bir arya dinleyerek ses ve müzik üzerine yaptığı resimlere bakarak deneyimlenebiliyor.
Servet Koçyiğit, serginin finalinde yer alan ‘To Die For’ (Uğruna Ölmek) adlı videosunda popüler bir müzik parçası ‘You’ll Never Walk Alone’la izleyiciyi uğurluyor.
‘Çok Sesli’ sergisinin sponsorluğunu müzenin eğitim sponsoru Garanti Bankası ile teknoloji sponsoru Turkcell üstleniyor. Serginin ses sistemleri sponsorluğunu ise Bose ses sistemleri distribütörü Modern Elektronik yapıyor.