Berlin festivali sessiz ama 'verimli'

Berlin festivali sessiz ama 'verimli'
Berlin festivali sessiz ama 'verimli'

Oyuncu Güneş Sayın ve yönetmen Seyfi Teoman.

Screen International, Berlin Festivali'nin 'sessiz' geçmesine karşın Avrupa film pazarında gerçekleştirilen satışların iyi olduğunu yazdı.
Haber: AHMET BOYACIOĞLU / Arşivi

Festival yavaş yavaş sona yaklaşırken geriye dönüp baktığımızda Berlin’de bu yılın bizim için başarılı geçtiğini söyleyebiliriz. Seyfi Teoman’ın Bizim Büyük Çaresizliğimiz’inin ana yarışmada, Arin İnan Arslan’ın Pera Berbange’sinin de kısa film yarışmasında yer almasının yanı sıra, bir Alman filmi olarak lanse edilen ama yönetmenliğini Yasemin Şamdereli’nin üstlendiği, baştan sona 45 yıldır Almanya ’da yaşayan bir Türk ailesinin öyküsünün anlatıldığı Almanya–Wilkommen in Deutschland, ülkemizin Festivalde temsil edilmesini sağladılar. Ana yarışmada bu yıl İtalya, Polonya ve Danimarka gibi köklü sinema geçmişine sahip ülkelerden hiç film yoktu. Diğer yandan hem Bizim Büyük Çaresizliğimiz, hem de Almanya, izleyiciler tarafından çok sempatik bulundu. İki film de Festivalden sonra Almanya’da gösterime girdiklerinde iyi bir ticari başarı elde edecekler gibi görünüyor.

Sinema endüstrisinin nabzını tutmasıyla tanınan, sektörün önde gelen dergilerinden Screen International, Festival’in ‘sessiz’ geçmesine karşın Avrupa film pazarında gerçekleştirilen satışların iyi olduğunu yazdı. Bu açıkça Festival’in programında yer alan filmlerin zayıf olduğu ama yine de ‘pazar’ın ticari açıdan başarılı olduğu anlamına geliyor. Avrupa film pazarını 21 yıldır yöneten Beki Probst dünkü konuşmamızda o güzel Türkçesiyle ‘İnşallah bizim basın bürosu bu haberi çok büyütmez, yoksa işimden olabilirim’ diye pazarın başarısından Festival yönetmeni Dieter Kosslick’in kıskançlık duyabileceğini ima ediyor ve gülümsüyordu. Bu arada Festivali 2001 yılından beri yöneten Dieter Kosslick’in 2013’te bitecek görevini bu yıldan sonra da sürdüreceği haberi geldi.

1961 Yılında Almanya’da bir ilkokulda genç bir stajyer öğretmen, daha yaşlı bir gözetmen-öğretmenin eşliğinde çocuklarla ilgileniyor. Küçük bir kızın üç ayaklı bir kuş çizdiğini görüyor ve ‘kuşların iki ayağı olduğunu’ söyleyerek onu uyarıyor. Küçük kız ‘Ama benim kuşum üç ayaklı’ deyince de ‘Peki, sen de öyle yap’ diyerek onu hayallerinde özgür bırakıyor. Ancak yaşlı gözetmen tarafından hemen uyarılıyor. Demek 1960’larda Almanya’da da hayallere hoşgörüyle yaklaşmayan tutucu bir eğitim varmış. Adını bile yazmayacağım filmi beğenmedim ama bu sahne aklıma takılıp kaldı, zaten sinema biraz da ‘unutamadığımız sahneler’den oluşmuyor mu?

Otel odasında çok az zaman geçirmeme karşın arada Arte’yi izlemeyi ihmal etmiyorum. Alman Fransız ortaklığıyla kurulan Arte, hiç reklam yayınlamayan, sürekli sanat programlarıyla ve belgesellerle dolu bir kültür kanalı. Bizdeki reklamdan geçilmeyen, gürültülü televizyon kanallarını düşündükçe hiç televizyon izlememenin daha iyi olduğu sonucuna varıyor insan.

Hayat sadece Festivalden ibaret değil. Arada Almanya’da olup bitenlerle de ilgileniyorum. Alman Savunma Bakanı Guttenberg’in başı fena halde belada. Sayın Bakan’ın doktora çalışması sırasında başkalarına ait bilgileri kullandığı ancak bunu kaynaklarda belirtmediği ortaya çıkmış. Daha açık belirtmek gerekirse ‘bilimsel bir hırsızlık’ söz konusu. Bakanın kendi partisinden arkadaşları ağır bir suçlamada bulunmuşlar ve tüm gerçeklerin yazıldığı bir özür mektubu istemişler. Bu mektubun bile Sayın Bakan’ı kurtarıp kurtarmayacağı belli değil. Halbuki bizde olsa….