Berlin yolu nereye düşer?

Berlin yolu nereye düşer?
Berlin yolu nereye düşer?
Berlin Film Festivali için başvurular kapandı. Belki siz de başvurdunuz ya da seneye başvurmayı düşünüyorsunuz... Peki Berlin'e giden yol ne kadar taşlı? Berlin'in sizin filminize, sizin filminizin de Berlin Film Festivali'ne ihtiyacı var mı? Bu soruların net bir cevabı yok ama bu yazı bir miktar da olsa yolunuzu aydınlatabilir.
Haber: MURAT EMİR EREN - memireren@gmail.com / Arşivi

Sinemanın ilk büyük metropollerinden biri olmasının yanı sıra, Avrupa’nın ilk büyük film stüdyosunu görebilceğiniz (Babelsberg), sinemayı bugüne taşıyan önemli yönetmenlerin her daim uğrak yeri ve ilham kaynağı olmuş bir şehir Berlin. Berlin Film Festivali’yse A sınıfı festivaller arasındaki rekabette hiçbir zaman geri düşmeyen, hatta bu rekabeti son yıllarda ikili bir rekabete (Cannes vs Berlin) dönüştüren son derece büyük bir organizasyon. Hatta devasa demeli. Berlinale’de her yıl ortalama 2500 seans film gösteriliyor, 330 bin üzerinde bilet satılıyor, binlerce basın mensubu, yüzlerce film ekibi festival alanında filmleri seyirciyle birlikte izliyor, takip ediyor. Bunca kalabalıkta bile yolunu kaybetmek mümkün. Ancak bir sinemacı için bu kocaman film listesine girememek, yolda elenip Berlinale’ye ulaşamamak işten bile değil. Çektiğiniz filmi herkesin görmesi, filmciliğe devam edebilmeniz için gerekli görünürlüğü sağlaması açısından festivaller mühim. Söz konusu Berlinale olunca, iş daha da mühim. Bu yazı festivale filminizin seçilip seçilmeyeceğini size söylemeyebilir ama size yine de bir fikir verecektir.

SON 10 YILIN KAZANANLARINI İNCELEYİN
Berlinale de tüm film festivalleri gibi farklı farklı bölümlere ayrılan, bu bölümlerden sorumlu birimleri olan, her bir özel bölüm için de özel seçimlerin yapıldığı bir festival. Ancak festivalin belki de gözbebeği konumundaki bölüm hiç şüphesiz Ana Yarışma. Ana Yarışma’nın başındaki isimse Thomas Hailer. Konuyla ilgili olarak görüşüne başvurduğumuz Thomas Hailer festivaldeki konumu gereği, başvuran adaylarla ve tercihleriyle ilgili sınırlı bir bilgi verebileceğini ifade ederek, Se-Yap’ın davetiyle İstanbul’da düzenlenen Festivaller İstanbul’da organizasyonunu işaret etti ve sinemacıların bu tür organizasyonlara katılarak hangi festivalin kendileri için daha doğru olduğunu öğrenebileceklerini ifade etti. Hailer ayrıca sinemacıların başvurmadan önce son 10 yılın kazananlarını, film listelerini incelemelerini  de önererek bunun da bir fikir verebileceğini söyledi.


Berlinale konusunda yol almaya çalışırken görüşüne başvurduğumuz bir diğer isimse, Almanya’nın önemli radyo kanalı RBB’de (Rundfunk Berlin Brandenburg) yıllardır sinemayla ilgili haberler, röportajlar ve programlar hazırlayan Alexander Soyez (üstteki fotoğraf). Berlinale’yi yıllardır takip eden Soyez “Genelde A tipi festivaller aşağı yukarı aynı yaklaşıma sahipler. Yine de seçimlerinde çeşitli farklılıklar olabiliyor. Misal Venedik; gerek program seçimi, gerekse önem sıralaması açısından biraz daha geride kaldı, Cannes ve Berlinale bir yarışın içinde gibi. Berlin’in sosyal tavrıyla öne çıkan filmlere daha sık yer verdiği kesin. Türkiye Sineması’nın da– yeteri kadar temsil edildiğini düşünmesem de- diğer Avrupa festivallerine nazaran Berlinale için daha büyük önem taşıdığını düşünüyorum. Bu, Türkiye’den gelen filmciler için bir avantaj” dedi ve ekledi: “Türkiye ve Almanya arasındaki güçlü toplumsal bağın bu konuda etkili olduğunu düşünüyorum ama yineliyorum Türkiye sineması Berlin’de yeteri kadar sesini duyuramıyor. İstatistik bir karşılaştırma yapmadım, ama kendi izlenimim bu yönde. Bunun önyargıdan ileri geldiğini düşünmüyorum.”

İLK FİLMLER İÇN GERÇEKÇİ HEDEF, FORUM
Türkiye’den gelen bir ilk film için Berlinale programından hangi bölümün daha iyi olabileceğini sorduğumuzda Soyez’in yanıtı Forum bölümü oldu. “Ana yarışmaya girmek gerçekten de ilk filmini çeken bir yönetmen için çok zor. Forum gerçekçi bir hedef olur. Panaroma bölümü de ayrıca geçmişinde çeşitli kısa filmler çekmiş, festivallerde boy göstermiş bir sinemacı için iyi bir hedef olabilir. Çok özel bir film olması anlatımında özel bir yaklaşım olması gerekiyor. Sosyal meselelere dokunması, kendi ülkesiyle ilgili çatışmalara iyi odaklanmış olması beklenecektir." Alexaner Soyez ayrıca, Türkiye’den gelen filmlerin Almanya’daki dağıtım sorunlarıyla ilgili de konuştu ve Almanya’nın Türkiye’den gelen festivaller filmleri için kötü bir pazar olduğunu, ödüllü filmlerin bile nedense iyi gişe rakamlarına ulaşamadığını söyledi: “Festivaller modern sinemayı, sinemadaki gelişmeleri takip etmek için biraz eski moda kalıyor artık. Belki 60’lardan 90’lara kadar fazlasıyla güçlüydüler. Hâlâ da bir anlamda öyleler ama o kadar büyük değiller. Artık televizyon ve internet var. Başka medya alanları var."


Film festivalleri Soyez’in dediği gibi gerçekten de sinemacılar için iyi birer bağlantı ve buluşma noktası. Birçok film projesinin festivallerde konuşulduğu, hatta oluşturulduğu bile vaki. Bu anlamda yıllardır yurtdışındaki önemli festivallerde Türkiye’nin sinema standını hazırlayan, aynı zamanda yönetmen ve festival organizatörü de olan (Gezici Festival) Ahmet Boyacıoğlu’na (alttaki kare) kulak verdik. Dikkat edilecek ilk hususun filmin başka bir yerde gösterilmemiş olması olduğuna dikkat çekiyor Boyacıoğlu.
“Berlin de diğer A grubu festivaller gibi ilk gösterim istiyor. Bu konuda Cannes ile çekişiyor. Bazı Amerikan filmlerinin ilk gösterimlerini yapabilmek için uğraş veriyor ve en önemlisi Alman sinemasına çok ağırlık veriyor. Bu geç başvuru yapmamak çok önemli. Başvuru tarihinin son günlerinde gidip başvurmanın hiçbir anlamı yok. Ayrıca artık A grubu festivallerin neredeyse tamamı ‘Dünya İlk Gösterimi’ istiyor. 'Adana’ya gideyim, belki bir ödül alırım, oradan da Berlin’e başvururum' yanlış bir düşünce” diyor.

ALMAN ORTAK YAPIMCI ŞART...
Peki Berlin'i hedefine koyan bir sinemacı henüz filmini çekmeye başlamadan önce proje aşamasında neler yapmalı? Boyacıoğlu’na göre Almanya’dan bir ortak yapımcı bulmak işleri kolaylaştıran bir hamle. “Alman ortak yapımcı olmadan artık Berlinale’de yer bulmak çok zor. Filmi de eylül ayında bitirip hemen yollamak gerekiyor. Almanya’dan bir ortak yapımcının dışında Almanya’da dağıtılan kimi fonlarından (Brandenburg gibi) destek almak da önemli. Eğer filmde bir Alman oyuncu, görüntü yönetmeni varsa daha da iyi olur.” Berlinale’de de büyük festivallerdeki Film Market bölümü önemli bir yer kapsıyor. Peki diyelim ki festivalin herhangi bir özel bölümünde filminize ye bulamadınız, bu Film Market’te yer almak size avantaj sağlar mı? Boyacıoğlu’na göre bu da size ilerisi için yardımcı olabilir: "Son yıllarda biz filmlerin DVD’lerini Berlin ve Cannes’da dağıtıyoruz. Bu arada son yıllarda birçok yapımcı–yönetmen Berlin ve Cannes’a gelip toplantılar yapıyorlar, ortak yapımcı arıyorlar. Türkiye’de çok iş yapan filmler zaten eş zamanlı olarak Almanya’da da gösterime girdiğinden Berlin onlar için çok cazip değil. Yine de Market’te film göstermek, DVD dağıtmaya nazaran filmin tanıtımı için faydalı olabilir. Bu pek yapılmıyor”.

BERLİNALE AVRUPA'NIN EN DUYARLI FESTİVALİ 
Her yıl bütün A sınıfı festivallere iştirak edip, Steven Spielberg’ten, Woody Allen’a birçok önemli isimle uluslararası basın için röportajlar yapan İspanyol sinema yazarı Nando Salva da (alttaki kare) Boyacıoğlu gibi Dünya Prömiyeri’nin öneminden bahsederek başlıyor Berlinale’yle ilgili sözlerine: “Hangi filmlerin festival yaklaştığı sırada hazır olduğu çok önemli. Elbette Cannes için böyle bir problem yok. Çünkü herkes Cannes’da olmak istiyor ve çoğu takvimlerini Cannes’ın başvuru tarihine göre ayarlıyor. Berlinale için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Ayrıca Berlinale’nin sosyal meselelere her daim duyarlı bir program hazırlandığını söyleyebiliriz. Her yıl, festival o sene gündemde olan politik meselelere azami dikkat gösteriyor. Savaş, göçmen meselesi, sosyal adaletsizlik, ekonomik kriz vs... Bu konularda Berlinale’nin Avrupa’daki benzerlerine kıyasla en duyarlı festival olduğunu söyleyebilirim.”

YAN BÖLÜMLERDE PARLAMAK DAHA KOLAY
Salva, Türkiye’den gelen sinemacıların Berlinale’deki şansı için çok da karamsar değil. “Berlinale’nin hangi bölümüne kabul edileceğiniz hem festivalin ne tür filmler istediğine hem de sinemacının kendi yararı için ne istediğine bağlı. Festival açısından bakarsak, Berlinale genç ve yeni isimlere şans veren bir festival. Merhum yönetmen Seyfi Teoman ikinci filmi 'Bizim Büyük Çaresizliğimiz’le Altın Ayı için yarışmıştı hatırlarsanız. Haliyle büyük balığı yakalamak yeni bir sinemacı için çok da gerçekdışı bir hedef değil. Bununla beraber festivalin yan bölümlerine seçilmek elbette daha kolay. Panorama ya da Forum’a misal. Panorama bölümü, politik meseleleri olan filmlere, cinsiyet meselelerine, eşcinsel haklarıyla ilgili filmlere, belgesellere nispeten daha fazla önem veren bir bölüm. Forum ise daha deneysel, anlatım açısından sınırı zorlayan, daha uçlarda duran filmlere de açık bir bölüm. Sinemacı açısından ana yarışmada yer almanın en iyi seçenek olmadığını düşünüyorum. Çünkü bütün festivallerde ana yarışmalarda büyük isimler, büyük yıldızlar yer alır. Siz programa bir şekilde dahil edilseniz bile onların gölgesinde kalabilirsiniz. Halbuki yan bölümlerde parlamak daha kolay."

Peki Berlinale’ye kucağında filmiyle değil, aklında bir film yapma düşüncesiyle giden bir sinemacı ya da sinemasever, sinemadaki yeni eğilimleri yakalayabilir mi? Hangi bölümleri takip etmek daha faydalı? Ya da Berlinale bu konuda doğru bir yer mi? Nando Salva Berlinale’nin bu konuda çok da doğru bir yer olmadığı iddiasında. “Kabul etmek gerekir ki festivaller ‘sanat filmleri’ ve popüler filmler arasında bir denge kurmak zorunda. Elbette genç, heyecanlı, modern sinemacılarla yıldız isimler arasında da… Bu açıdan büyük festivallerin, özellikle yarışma bölümlerinin modern sinemayı yakalamak namına doğru yerler olduğunu düşünmüyorum (Locarno ve Rotterdam’ı ayrı tutuyorum). Ama Forum ve bir dereceye kadar Panorama’da değerli birkaç parça görmek hep mümküm."