Berlin'de kazanan yine Berlin

Berlin'de kazanan yine Berlin
Berlin'de kazanan yine Berlin

Filmin oyuncusu Diane Kruger de galaya gelen isimlerden biriydi.

62. Berlin Festivali başladı. On bir gün boyunca sinema dünyasının kalbi Berlin'de atacak. Festivalin sonunda ödüle layık görülen filmler açıklanacak ama festivalin gerçek kazananı yine Berlin kenti olacak
Haber: AHMET BOYACIOĞLU / Arşivi

BERLİN - Her yıl yaklaşık 300.000 biletin satıldığı festival, dünyada en çok izleyici çeken etkinlik olarak anılıyor ve 115 ülkeden 19.000 sinemacının yanı sıra 100 000 festival turistinin de Berlin’e gelmesine neden oluyor. Festival böylece Berlin kentinin tanıtımına büyük katkı sağlıyor ve çok önemli bir maddi kazanca da neden oluyor. Bu yıl Festivale katılanların kente 66 milyon Euro bırakması bekleniyor ve bu rakam kentin devletten aldığı yardımdan daha yüksek. Festivale bilet alan 100.000 sinemaseverden 24.000’i Berlin dışından geliyor: 18.000’i Almanya’nın farklı kentlerinden, 6.000’i ise yurt dışından. Bu insanlar film izlemenin yanı sıra otellerde kalıyorlar, lokantalarda yemek yiyorlar, alışveriş yapıyorlar, taksilere biniyorlar, müzeleri ziyaret ediyorlar, kısacası Berlin’de para harcıyorlar.

Festivalin 24 milyon Euro tutarındaki bütçesinin yedi milyonu devletten geliyor ama vergilerle devlete geri dönen para 17 milyon Euro’yu buluyor, yani devlet verdiği her Euro için 2.40 Euro geri alıyor. İşte bu nedenle Festivalin asıl kazananı Berlin kenti.

Gelelim festivalin açılışına. Açılış filmi her festivalin ‘yumuşak karnı’dır. Kimseye beğendiremezsiniz, herkes dudak büküp ‘Bula bula bunu mu bulmuşlar’ der. Bu yıl da Dieter Kosslick bula bula Benoit Jacquot imzalı ‘Elveda Kraliçem’i bulmuş. Sağ olsunlar, bana da bir açılış davetiyesi verdiler, kravatımı takıp gittim Berlinale Palast’a. Her ne kadar yerim ikinci balkonda, yani neredeyse çatı arasında olsa da yine de çok fazla yakınmamak gerek. Solumda Carlos Saura’nın oğlu Antonio Saura oturuyor, babasının birçok filminin yapımcısı olmanın yanı sıra Avrupa Film Akademisi Yönetim Kurulu Üyesi, sağımda ise İsrail sinemasını son yıllarda başarıdan başarıya koşturan, İsrail Film Fonu Başkanı Katriel Shory var. Hemen önümde de Reis Çelik ve Lal Gece’nin görüntü yönetmeni Gökhan Tiryaki. En iyisi dışarıda kalanları düşünerek şükretmek.

Açılış konuşmaları başladı, biz de nefeslerimizi tuttuk. Bir festival açılışında başınıza ne gelebileceğini hiçbir zaman tahmin edemezsiniz. Her şey olabilir, örnekleri var. Önce kültürden sorumlu Devlet Bakanı Bernd Neumann sahne aldı. (Almanya’da ikinci dünya savaşı öncesi Naziler, Kültür Bakanlığını kendi propagandaları için kullandığından savaştan sonra bir Kültür Bakanlığı oluşturulmamış, bu işi devlet Bakanlığı yürütüyor) Sayın Bakan işe politikadan girdi, önce Suriye’ye çattı, sonra insan hakları nedeniyle İran’a sataştı, Panahi’ye saygılar sundu (geçen yılda saygılar sunulmuştu ama sonuçta büyük ödül İran filmine verildi, bu yılda filmin yönetmeni jüriye çağrıldı, neyse, konuyu dağıtmayalım) Nerede kalmıştık? Çin ile ilişkilerin iyi olduğunu, Almanya Cumhurbaşkanının kısa bir süre önce Çin’i ziyaret ettiğini söyledi ama insan haklarına da saygı duyulması gerektiğini ekledi. (O sırada ben ‘Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?’ özdeyişinin Almancaya nasıl çevrilebileceğini düşünüyordum)

Ama Sayın Bakan sonra öyle bir söz etti ki herkes çerçeveletip duvarına asabilir: ‘Demokrasinin kültüre ihtiyacı vardır, kültürün ise özgürlüğe ihtiyacı vardır’ Eğer Sayın Bakan bu cümleyi kimseden yardım almadan kendi kurduysa ben onun elini sıkarım. (Tabii burası sıkardım olacak, çünkü Sayın Bakan’ı bir daha göremedim)

Sonra maalesef film başladı. Film başlamadan önce sunucunun ‘Beyler dışarı çıkamazsınız, bütün kapılar kilitli, bu filmi izleyeceksiniz’ sözünü bir sahne esprisini olarak algılamıştım, gerçek olduğunu filmin ilk on dakikasında anladım. ‘Elveda Kraliçem’ Fransız ihtilali sırasında sarayda neler olduğu üzerine bir film. Ortada bir ihtilal var ama biz bunu sadece sarayın odalarında, koridorlarında geçen konuşmalardan anlıyoruz. Kraliçenin hizmetlileri filmin ana karakterleri. Film, festivalin tanıtım yazılarında ‘Sadece bir köstüm filmi değil, insanlar üzerine bir öykü’ diye tanıtılsa da ne yazık ki ortada kostümler var ama insanlar yok. Kraliçe’nin kitap okuyucusu genç kız ortalığın fena halde karıştığının farkında. Çok sevdiği Kraliçe’sini korumak için elinden geleni yapıyor ancak en büyük sorun tüm izleyicilerin filmin sonunu bilmesinden kaynaklanıyor. ‘Saray hizmetçilerinin gözünden Fransız ihtilali’ olarak nitelenebilecek bu roman uyarlamasında son on dakikadaki ilginç olay örgüsü de filmi kurtarmaya yetmiyor.

Filmin sonunda jenerik akmaya başladığında beklenen alkış gelmedi. Jeneriğin sonuna doğru cılız bir alkış, jenerik bitince de yine oldukça zayıf bir alkış geldi. Yönetmen sahneye çıktı, oyuncuları, yapımcıyı, görüntü yönetmenini, sanat yönetmenini, kısacası filmde yer alan herkesi sahneye çağırdı cılız alkışlar eşliğinde. Burada Alman izleyicileri takdir etmek lazım. Cannes Film Festivalinde olsa izleyiciler on dakika alkışlarlardı, Almanlar en azından filmi beğenmediklerini kibarca dile getirdiler.
Ne demişti teyze? ‘Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler’ Yapacak bir şey yok. ‘Açılış filmi olarak daha iyisini bulamadığınıza göre bunu izleyeceksiniz’.