Berlin'de rahip-rahibe aşkı

Berlin'de rahip-rahibe aşkı
Berlin'de rahip-rahibe aşkı
Meteora, Spiros Stathoulopoulos imzalı, Almanya-Yunanistan ortak yapımı bir yarışma filmi. Sabahın köründe basın gösterimine gittim, film başladı, birkaç dakika sonra kiliseye mi geldim, sinemada mıyım diye düşünmeye başladım
Haber: AHMET BOYACIOĞLU / Arşivi

BERLİN - Meteora, Yunanistan ’da gerçekten var olan iki manastırın adı. Biraz bizim Kapadokya bölgesini andıran çok vahşi bir doğa, kocaman iki kayanın üzerine oturmuş iki manastır. Birine dar bir merdivenle çıkılabilirken diğeri öyle sarp bir kayanın üzerinde ki ancak sarkıtılan bir halatın ucundaki file ile insanlar ve yiyecekler manastıra çekilebiliyor. Manastırın önüne bayrak direkleri dikmişler ama elektrik yok, büyük bir ihtimalle de rahipler tarafından istenmiyor.

Film bir rahibe ile bir rahibin aşkıyla ilgili, arada canlandırma bölümleri de var. Mesela İsa’nın kanının her yeri kapladığı sahne ve cehennemin gösterildiği sahneler canlandırma tekniğiyle anlatılmış, iyi de olmuş. Üstelik ucuza da çıkmıştır.

Filmde neredeyse hiç konuşma yok, başlangıçta bir manastır üzerine belgesel izlenimi veriyor. Manastırın günlük rutin işleri yapılıyor. Sonra ortaya kaval çalan bir adam çıkıyor, ayıların incir ağaçlarına zarar verdiğinden söz ediyor, canlandırma ile incir yiyen ayıları görüyoruz.

Sonra bir ayin başladı, Allahtan kısa sürdü, bu arada filmin 25 dakikası da geçiverdi. Sonra bir ayin daha. Ben arada Sabahattin Çetin’i düşünüyorum. Festivalden önce beni telefonla arayıp Meteora’yı mutlaka izlememi, sonra da kendisini aramamı istemişti. Filmin haklarını satın almak istiyormuş.

Papazlığın da, rahibeliğin de zor meslekler olduğu ortaya çıkıyor, insan sıkıntıdan ölür vallahi. Bu arada bir rahip uçuruma düştü, canlandırma tabii, kan filan görmedik. Sonra bir keçi sürüsü filme dahil oldu. Keçilerden birini kesiverdiler, ben filmlerde hayvan kesim sahnelerinden bıktım, yönetmenler bıkmadı. Sonra keçiden bir yemek yaptılar, sebzeli, domates, patates, soğan, zeytinyağı, biraz da kekik. Tencereyi fırına verdiler. Biliyorum yazı yemek tarifi gibi oluyor ama ben ne yapabilirim?

Sonra rahibeyle rahip bir ağacın altına oturup sebzeli keçi yemeğini afiyetle yediler, yanına bir de şarap içtiler. Rahibe de iyi içiyor. Şarabın etkisi midir nedir, bir çocuğa tecavüz edip öldüren bir rahipten söz ettiler. Sonra rahip rahibeye saçının ne renk olduğunu sordu ve bence burası filmin en önemli yeriydi. Çaresizlik, özgürlük ve denizden söz ettiler, sonra da deniz, özgürlük ve çaresizlikten. Bu arada rahibe sürekli şarap içiyor. Birden öpüşmeye başladılar, kısa sürdü, rahibenin saçları kızılmış, herkes gördü. Arkasından pişmanlık geldi ve de sis. Kayaların üzerine kurulmuş manastırlar sisin içinde daha güzel görünüyordu.

Filmin adını Meteora yerine ‘Rahibeler Mastürbasyon Yapar mı?’ koysalardı belki daha çok dikkat çekerdi. Bir canlandırma daha başladı, çarmıha gerilmiş olan İsa’nın avuçlarına rahip kocaman iki çivi çaktı. İsa’nın kanı her yeri kapladı. Bu filmi her Pazar günü ayinden sonra kiliselerde gösterseler diyeceğim ama kiliseler de filmden pek hoşlanmayacaklar herhalde çünkü filmin sonunda bir sevişme sahnesi var. Her ne kadar rahibenin başı örtülü olsa da vücudunun geri kalanı çıplak.

Filmin ana fikri; bir rahibeyle bir rahip sevişmeye kalkarlarsa sonu iyi olmuyor, din ve aşk da pek birbiriyle bağdaşmıyor.

Meteora aslında Kiliseler Birliği Jürisi Ödülü’nü alsa iyi olur ama Sabahattin Çetin filmin Türkiye haklarını almasa daha iyi olur.