Berlin'de Türkiye filmleri: Hesap hataları

Berlin'de Türkiye filmleri: Hesap hataları
Berlin'de Türkiye filmleri: Hesap hataları
65. Berlin Film Festivali'nde Türkiye'yi temsil eden Emine Emel Balcı'nın 'Nefesim Kesilene Kadar'ı fazla hesapçılığının karşılığını iyi bir film olarak alsa da duygusunu seyirciye geçirmekte zorlanıyor. Faruk Hacıhafızoğlu'nun 'Kar Korsanları' ise hesap yapamadığı için ilk başlarda bocalıyor ama akacak bir yol bulduktan sonra karakterlerini seyirciyle buluşturmayı başarıyor.
Haber: ŞENAY AYDEMİR - sinesenay@gmail.com / Arşivi

BERLİN - 65. Berlin Film Festivali’ne Türkiye sinemasının bu yılki katılım oranı oldukça düşük. İki uzun ve bir kısa metraj film yer alıyor sadece. Festival tüm hızıyla devam ederken Forum Bölümü’nden yer alan Emine Emel Balcı imzalı ‘Nefesim Kesilene Kadar’ ve Generation’da gösterilen Faruk Hacıhafızoğlu’nun yönettiği ‘Kar Korsanları’ seyirciyle buluştu. Yine Generation’da yer alan Derya Durmaz’ın kısa filmi ‘Gri Bölge’ ise 10 Şubat’ta gösterilecek.
‘Gölün Kadınları’ ve ‘Ich Liebe Dich’ isimli belgesellerle dikkat çeken Emine Emel Balcı’nın ilk uzun metraj kurmacası ‘Nefesim Kesilene Kadar’, bir tekstil atölyesinde ortacı olarak çalışan genç bir kadına odaklanıyor.
Ablası ve eniştesiyle birlikte yaşayan ama evden ayrılmak için para biriktiren bir kadın Serap. Uzun yol şoförlüğü yapan babasıyla birlikte eve çıkma planları yapıyor. Ancak babasının bu konuna çok fazla istekli olduğunu söylemek zor.

MATEMATİĞİ İYİ AMA
‘Nefesim Kesilene Kadar’, sinemanın bir ‘matematiği’ varsa eğer, bu dersi rahat bir şekilde geçtiğini söyleyebileceğimiz filmlerden. Hem prodoüksiyon kalitesi açısından hem de ilk uzun metrajını çektiği düşünüldüğünde Emine Emel Balcı’nın estetiği açısından çok fazla bir sorun olduğunu söylemek zor. Ama filmin ‘aşırı kontrolden’ kaynaklı bir tutukluğu var. Şöyle ki, hikaye olarak büyük olanaklar sunmasına rağmen sanki kontrolü kaybetmemek için öne çıkan yollara sapmaktan imtina edilmiş gibi. Film boyunca sadece Serap’ta kallıyor olmamız (Bu arada hemen hemen her planda yer alan Esme Madra’nın filmin bu ağır yükünün altından başarıyla kalktığını özellikle vurgulayalım) hep aynı yerde dolaşıyor ve aynı şeyleri izliyormuşuz duygusu yaratıyor. Dolayısıyla Serap’ın geçmişine dair verilerle; bugünkü motivasyonu arasındaki bağlantı kopukluk duygusu yaratıyor. Bu takibin karakteri dümdüz bir çizgiye hapsettiğini ve iniş çıkışlara izin vermediğini söylemek gerekiyor.

BAŞROL DIŞINDA KİMSEYE ALAN AÇMIYOR
Film, hikayesi açısından Dardenne Biraderlerin ‘Rosetta’ ve ‘İki Gün ve Bir Gece’sine benzetildi. Haksız sayılmazlar. Ama Rosetta’nın ‘kötücüllüğü’nün ve hayatta kalma iç güdüsünün kaynaklarını ne kadar iyi anlıyorsak; Serap’ın motivasyonunun nedenleri bize tam olarak geçmiyor. Kaldı ki ‘Nefesim Kesilene Kadar’, bizce önemli fırsatlar ayağına kadar gelmesine rağmen ana karakteri dışındaki hiçbir karaktere kendisini yaratma fırsatı sunamıyor. Oysa çok iyi işlenmiş iki genç kız karakteri var ama onların varlığı sadece Serap’ın hikayesini anlamlardırmak için dolgu olarak kullanılıyor. Dardenler’den söz açılmışken ‘İki Gün ve Bir Gece’de de tıpkı burada olduğu gibi kamera sadece Sandra’yı takip ediyordu. Ama Sandra’nın uğradığı her durakta, onu bırakıp kısa bir süre için diğer karaktere geçip ve onu algılamamıza olanak tanıyordu yönetmenler. Böylece, Sandra’nın neye karşı mücadele ettiği de kafamızda netleşiyordu.

TAYFUN PİRSELİMOĞLU’NUN ‘RIZA’SI
‘Nefesim Kesilene Kadar’a ille de bir benzerlik arayacaksak Tayfun Pirselimoğlu daha doğru bir tercih olacaktır. Zira, iyiliği ve kötülüğü kendinden menkul ve hikayeleri dönüp dolaşıp en başa gelen karakterlere en çok onun sinemasında rastlarız. Hatta, biraz da teşbihte abartı yaparak şunu da söyleyebiliriz. Pirselimoğlu’nun ‘Rıza’ filmindeki ‘Rıza’ karakterini sanki burada da görüyoruz. Aradan bir on yıl geçmiş ve biz Rıza’nın bilmediğimiz kızıyla yaşadığı başka bir hikayeyi izliyormuşuz duygusunu kapılmamak elde değil. Filmde sürekli yalanlar söyleyen, para için ‘yasa dışı’ yollara bulaşan baba karakterinin ‘Rıza’yı da canlandıran Rıza Akın tarafından üstelenilmesi de bu ‘ironi’yi daha da güçlendiriyor. Ambarlar, kamyoncu lokantaları, yüklenen mallar, kaza yapmış kamyon için borçlanmalar vb. çok fazla benzerlik söz konusu.
Ama toptan haksızlık etmeyelim. ‘Nefesim Kesilene Kadar’, her ne kadar geliştiremese de orijinal bir kadın karakter yaratmayı ve onun hikayesini kendisine tanımladığı alan içerisinde anlatmayı başarıyor.

‘KAR KORSANLARI’ BAŞLARDA BOCALIYOR
Festivaldeki ikinci uzun metraj ‘Kar Korsanları’ ise başka türlü ilk film sıkıntılarından mustarip. 80 darbesinin hemen ardından Kars’ta geçen hikayede bir grup çocuğun; kömür bulmak için giriştiği maceraları izliyoruz. Arka fonda ise giderek askerileşen eğitim sistemini, sınıfsal uçurumların derinleşmesini, farklı etnik kimliklerin ‘resmi görüş’ tarafından nasıl baskılandığını görebiliyoruz. Ama film darbeyi mümkün olduğu kadar ana hikayenin arkasında hissettirmeye ve çocuklarIn ısınmak için evlerine kömür götürme maceralarına odaklanmaya çalışıyor. 

‘Kar Korsanları’nın Berlinale’deki galasına, insan hakları temasını en iyi taşıyan filmi belirleyecek Amnesty International jürisinde yer alan Sibel Kekilli de katıld. Fotoğraf: Mehmet Kaman- AA

Faruk Hacıhafızoğlu’nun filmin yükünü omuzlarına yıktığı üç oyuncu da oldukça iyi. Hatta film ilerledikçe daha da iyi hale geliyorlar. Ancak, filmin ilk yarım saati bazı ‘amatörlük’lerin kurbanı olmaktan kurtulamıyor. Bu bölümde, darbenin kentte yarattığı atmosfer tanımlanmaya çalışılıyor. Okul, devlet dairesi, kahve gibi ‘kalabalık’ sahnelerde, çoğunlukla da amatör oyuncuların doğru kullanılamamış olmasından kaynaklı sıkıntılar yaşanıyor. Hele de büyükbaba, anne, öğretmen ve polis gibi birkaç dakika da olsa dilayoğu olan karakterleri canlandıran oyuncuların performansları filmin ilk bölümündeki ‘atmosfer yaratma’ iddiasını akamete uğratıyor maalesef. Ama bu bölümden sonra kamera üç gencin peşine takılıp onların maceralarını izlemeye başladığında film de rayına oturuyor. Hem kendi dilini buluyor hem de çelişkilerden doğan komedi unsurlarını öne çıkarmayı başarıyor.
Sonuçta ‘Nefesim Kesilene Kadar’ fazla hesapçılığının karşılığını iyi bir film olarak alsa da duygusunu seyirciye geçirmekte zorlanıyor. ‘Kar Korsanları’ ise hesap yapamadığı için ilk başlarda bocalıyor ama akacak bir yol bulduktan sonra karakterlerini seyirciyle buluşturmayı başarıyor.