Bienalden 'dünyaya iniş'

7. Uluslararası İstanbul Bienali içerdiği 'Egokaç' temasıyla olduğu kadar, küratör Yuko Hasegawa'nın seçtiği genç Türk sanatçıları ve eserleriyle de gündem yarattı.
Haber: EVRİM ALTUĞ / Arşivi

İSTANBUL - 7. Uluslararası İstanbul Bienali içerdiği 'Egokaç' temasıyla olduğu kadar, küratör Yuko Hasegawa'nın seçtiği genç Türk sanatçıları ve eserleriyle de gündem yarattı. Kemal Önsoy ve ortak bir projeyle bienale katılan Ahmet Soysal, Fuat-Murat Şahinler dışındaki dört sanatçının ortak özelliği genç ve 'yeni isim'ler olmaları.
Ömer Ali Kazma, Leyla Gediz, Cem Arık ve Mukadder Şimşek, halenHasegawa'nın sanat ortamına sunduğu 'genç Türkler' olarak kendilerinden söz ettirmekte.
Eserleriyle ilgi çeken bu sanatçılarla, Darphane-i Amire'de sergilenen Futuro adlı dev evin içinde toplandık ve bienali konuştuk.
Bienal sizce 'başarılı' mı?
Ömer Ali: Beğenip beğenmemek değil de, başından beri işlerin temaya yakınlığını düşünmek zorunda kalmak rahatsız edici. İşlere bakıp 'ego' ya da 'egokaç'la ne ilgisi var diye gezenler için, bu bir handikap. Bienal İstanbul için keyifli. Birçok iş, insanların anlayabileceği, dokunabileceği türde. Bu çağdaş sanata olan 'snob, anlaşılmaz ve erişilmez'lik önyargılarını da kırabilecek bir potansiyele sahip bir şey. 7. Bienalin misyonu belki de bu.
Mukadder: Ben de tüm kesimlerin aynı ölçüde ilgili olması gerektiği inancındayım. Türkiye'de bienalin yeri çok önemli. Ülke çapında resim heykel müzelerinin yapması gerekenleri, uluslararası platformda bienalde görüyorsunuz.
Cem: Bu kez Türkiye'den ve dünyadan uluslararası alanda pek tanınmayan isimler seçildi. Bu bienali diğerleriyle karşılaştırınca, başarılı buluyorum. Doğru, direkt, dürüst çalışmalar ve hazırlıklar var.
Leyla: Bugün burada tekrar gezerken, epeyce fazla genç izleyici gördüm. Bir bütünlük var. İşlerin birbirleriyle ilişkilerini önemsiyorum. Ama bu ilk bakışta anlaşılmıyor. Özellikle 'gezme' işini zamana yaymak, her iş üzerinde düşünmek, vakit geçirmek gerekli. 'Şu adamın işini, ya da şurayı gördüm' demek yetmiyor. Sanatçıdan devredilen sorumluluk artık izleyicide.
Küratörlük size ne ifade ediyor?
Cem: İyi mimar vardır, kötü mimar vardır, iyi sanatçı vardır, kötü sanatçı vardır ve iyi küratör vardır, kötü küratör vardır. Eğer küratör sanatçının işini yönlendirmeye çalışan, sürekli müdahale eden, kendi seçiciliğini sürekli ön planda tutmaya çalışan biri ise işte bu sorgulanabilir bir şeydir. Küratör işlerin birbirine uyumunu öne çıkarırken bir adım geriye atabiliyorsa, bence o noktada da başarılı olur.
Hasegawa, eserlerinizi sergilerken ne ölçüde müdahale etti?
Mukadder: Bu, tam bir deneysel süreç. Her türlü iletişim kurulabilir. Mesela ben kendi işimin mekânla daha iyi bütünleşebileceğini düşünüyordum. Ama şu andaki halinden de oldukça memnunum. Hazırlıklar sırasında Yuko, fotoğrafların büyüklüğü talebime ve performans gibi önerilerime gerek duymadı. Benimki güzel bir öneriydi. Ama sonuçta yaklaşımını saygıyla karşıladım.
Ömer Ali: Yuko'nun Yerebatan'da 'sulu' bir işimi tercih etmesi bana biraz klişe geldi. Şu andaki görüntüsü de hâlâ biraz klişe
ama hoşuma gidiyor. Açıkçası o
eseri o boyutta düşünememiştim. Zaten sanatçıya sorsanız hep daha farklısını ister.
Leyla: Benzer bir ikilemi ben de yaşadım aslında. Denizaltılarla ilgili eserimin Beylerbeyi Sarayı'ndaki tünelde sergilenmesi bana ilk başta çok aykırı geldi. Yuko'nun eserimi niçin yeniden karanlığa, derinliğe hapsettiğini anlamakta zorlandım. Ama Yerebatan'da Ali'nin de, Beylerbeyi Sarayı'nda benim de o 'mevcut tenhalık'tan yararlandığını düşünüyorum.
Ben bir de bu bienalin 'Batı ve Doğu' arasında gidip gelen son bienal olmasını ümit ediyorum. Bu bakış açısı artık değişmeli.
O zaman, İstanbul'da bienal yapmamak gerekiyor... (Gülüşmeler)
Ömer Ali: Mesela ben geçenlerde Tokyo'dayken, hayatımda ilk kez Batı'dan gelmiş bir insandım. Tokyo'dakilerden daha mı Batılıydık? Yoo.. Bu yüzden bu duyguyu ben de paylaşıyorum. Sonuçta bu şehirde başka bir şeyler de olmalı. Ne bileyim Doğu ve Batı'yı değil, bu kez sadece denizi kullansınlar, yeni bir soluk gelsin.
Bienale savaşın etkisi oldu mu?
Leyla: Bu, bir '11 Eylül sonrası' bienal değil; '11 Eylül öncesi' bienali. Yapıtları böyle değerlendirmeli. Ancak bundan sonra üretilen yapıtlara, o gözle bakılabilir.
Ömer Ali: İşler açısından Leyla'ya hak veriyorum. Ama bienalin zaman içindeki konumlanması açısından, bazı işler ironik bir hal de almış durumda. 'egokaç'ın da bu kadar iddialı bir çözüm olarak ortaya atıldığı bir dünyada, bırakın egodan kaçmayı, insanlar daha birbirinin dinine dahi karşılıklı hoşgörü gösteremiyor. Sürü psikolojisi gibi, en gelişmiş Batılı ülkelerin yaklaşımlarına, hatta tepki çeken beyanatıyla Berlusconi'ye bile bakın, bu öneri komik kaçabiliyor. Ama bu 'öneri', ister istemez bienali farklı bir konumlandırmaya itiyor ki, belki de insanların bu noktada bienale daha fazla ihtiyacı olduğu söylenebilir. Çünkü televizyonda konuşulanları görünce insanın tüyleri diken diken oluyor. Ve 'egokaç' naif kalıyor.
Leyla: Çünkü her şey o kadar süratle değişiyor ki! Değil değerlendirme, algılama ve müdahale şansımız bile yok aslında.
7. Uluslararası İstanbul Bienali
17 Kasım'a kadar devam edecek.
Tel: 0212 293 31 33
***
'Olmayan geleceğin' evi
Küratör Yuko Hasegawa, yaklaşık 150 yaşındaki Darphane-i Amire binalarının arasına bir 'UFO' kondurdu. Finlandiyalı sanatçılar Matti Suuronen ve Mika Taanila'nın imzasını taşıyan 'bu dünya' dışı 'Futuro Evi' aslında epey dramatik. Sanatçı ikilinin 'çağdaş göçebelik' fikrini yoğun nostalji duygusu ve kurulmamış bir geleceğin hayal kırıklığı içinde ortaya koyduğu eser, 1960'ların tüketim toplumunda bir mit sayılan dünkü 'ucuz', bugünkü pahalı plastikten yapılmış. İçine girilebilen evin dünya gezisi ise henüz bitmedi.