Bienale damga vuran sanatçı: Troçki hakkında iş üretmek çok cazip

Bienale damga vuran sanatçı: Troçki hakkında iş üretmek çok cazip
Bienale damga vuran sanatçı: Troçki hakkında iş üretmek çok cazip
14. İstanbul Bienali'nin en çok konuşulan eseri, Arjantinli genç sanatçı Adrian Villar Rojas'ın Troçki'nin Büyükada'da sürgündeyken kaldığı evin önünde denizden yükselen devasa hayvan heykelleri... Milliyet'ten Fisun Yalçınkaya'ya konuşan sanatçı, "Arjantin'den söz ediyoruz, Ernesto Che Guevara'nın ana vatanı... Bu nedenle elbette Arjantinli bir sanatçı için Troçki gibi evrensel bir politik karakter hakkında iş üretmek son derece cazip" diyor.

1 Kasım’da sona erecek 14. İstanbul Bienali’nin en çok konuşulan eseri, Arjantinli genç sanatçı Adrian Villar Rojas’ın yaptığı, Troçki’nin Büyükada’da sürgündeyken bir dönem kaldığı evinin önünde denizden yükselen devasa hayvan heykelleri... ‘Tüm Annelerin En Güzeli’ adını taşıyan eserde zürafa, boğa gibi hayvanların betondan heykellerinin üstüne karpuz, ağaç dalı gibi malzemelerden yapılmış ikinci birer hayvanın heykeli oturtulmuş. Birbirini taşıyan hayvan heykelleri denizin içindeki kaidelerin üstünde duruyor ve izleyicinin gözünün içine bakıyor. Adrian Villar Rojas, çok konuşulan eserinin yapım sürecini ve referanslarını, Troçki’nin kendisine ifade ettiklerini anlattı.

İstanbul'un gördüğü en iddialı Bienal
 

Piyasaya gömülmüş sanat dünyasına kuvvetli öneri: 14. İstanbul Bienali

SANAT ÖYLE ZEKİ BİR VİRÜS Kİ...
Büyükada’da Troçki’nin bir dönem yaşadığı evde yer alacak bir eser üretmenin sizin için önemi neydi? Nasıl bir hazırlık süreci oldu?
- Arjantin’de çok karışık ve çeşitli değişimlere uğramış olmakla beraber, Juan Peron’dan adını alan Peronizmle paralel ilerleyen, yer yer Troçkist olan büyük bir sol gelenek var. Arjantin’den söz ediyoruz, Ernesto Che Guevara’nın ana vatanı... Bu nedenle elbette Arjantinli bir sanatçı için Troçki gibi evrensel bir politik karakter hakkında iş üretmek son derece cazip. Onun böyle mütevazi bir yerde yaşadığını görmek son derece etkileyiciydi. Troçki’nin ev hayatıyla tanışmak kamuya mal olmuş bir karakterin özel hayatının ona nasıl bir boyut kattığını anlamanızı sağlıyor. Böyle bir kişinin karakterine bir mekânın nasıl etki bıraktığını görmek çok farklı şekilde analiz edebilmenizi sağlıyor. Sanat öyle zeki bir virüs ki insan düşüncesinin tüm parçalarını istila edebiliyor.

HAYVANLARIN İZLEYİCİNİN GÖZLERİNE DİREKT BAKMASI ÇOK ÖNEMLİYDİ
‘Tüm annelerin en güzeli’ ismi nasıl seçildi?
- Hayvanların mitolojik, dini bir boyutları, karşılıkları var. Benim için hepsinin memeli hayvanlar olmaları ve denizin içinden izleyicinin gözlerine direkt olarak bakmaları çok önemliydi. Hayvanların gözlerinden oluşan bir duvar yapmak istedim, izinsizce izleyicinin gözlerinin içine bakan... İsme gelince, aslında çıkış noktası olan iki tane tema var. Biri bir başka sanat projesinin ismi “Savaşın en güzel anı”. Diğeri ise tarihte erkeklerin varlığının belirginliğiyle ilgili. Eserin ismi en vahşi tarafı aslında. Anneler hayatla ilk bağımız. Her anlamda ‘hayat’ demek. İlk zihinsel, duygusal ve fiziksel ilişkimizi de onlarla kuruyoruz. Bu anlamda eserin adı, erkek egemen tarih anlayışına karşı, insanlığın başlangıcına anneyi koyuyor. 20’nci yüzyılın tüm devrimleri, belki de insanlığın tüm devrimleri, erkeklerin yaptığı devrimler. Tarih erkekler tarafından ve onlar için yazılmış bir tarih. Savaş, erkeklerin gelişme fikri etrafında heyecanlanarak ürettikleri bir şey. Okullarda öğretilen tarih beyaz erkekler etrafında dönüyor. Bence bana onlardan bu kadarı yeter, onları dinledik, konuştuk ve izledik. Mekan ve cinsiyet konusunda bakış açımızın değişmesinin zamanı geldi.


İstanbul Bienali size ne ifade ediyor?

- Her projenin kendine ait bir bağlamı var. Sanatımda farklı coğrafyalar ve bağlamları genişletmeyi öğrendim. Sonunda eserlerim, çalıştığım yerleri yansıtan aynalara dönüştüler. İstanbul’da asla olmayacak bir işin buranın konseptine göre nasıl var olabileceğini öğrenmiş oldum.

Dünyanın gözü İstanbul Bienali'nde

TIPKI TİYATRO OYUNLARINDA OLDUĞU GİBİ
Bienalde geniş bir ekiple çalıştınız, mühendisler, geniş bir teknik ekip ve eserin parçalarının taşınması sürecinde çalışanlar... Tüm bu süreci yönetmek üretim sürecinizi nasıl etkiliyor?
- Benim göçebe sanat stüdyom tiyatral bir mekan, iş birliği yaptıklarım da oyuncular gibi. Onlara verdiğim yazılar, çizimler, planlarla yaratıcılığı deneyimliyorlar. Ancak tıpkı tiyatro oyunlarında olduğu gibi bu uzun yapım süreci hiçbir zaman görülmüyor. Bu anlamda, iş arkadaşlarımla doğal, diplomatik ya da naif bir ilişki kurmuyorum. Tam aksine çok karmaşık ve derin bir ilişkiye dönüşüyor çünkü benim esas işim insanla. Tiyatroda ya da psikanalizde olduğu gibi anlaşmazlıkları, olumsuzlukları psikanalitik birer anahtar olarak kullanıyorum. Bu ima ettiklerim işimle ilgili olarak verdiğim sözler aynı zamanda. İnsanları zorlamamak her zaman kolay olan yol. Ama limitleri zorladığınız zaman, en iyi işleri yapabiliyorsunuz. (Söyleşi: Fisun Yalçınkaya/ Milliyet)