Bildiği tek cephe tuvaldi

Galeri Nev'in sorumluluğu ağır. Bir yandan kitaplar, bir yandan arşivleme; öte yandan ise...
Haber: EVRİM ALTUĞ / Arşivi

İSTANBUL - Galeri Nev'in sorumluluğu ağır. Bir yandan kitaplar, bir yandan arşivleme; öte yandan ise kültürel belleğin oksijensiz kalmasına imkân vermeyecek tedbir ve tespitler...
Bilgi Üniversitesi, Beral Madra ve galerinin katkılarıyla izleyici rekoru kıran 'Erol Akyavaş Retrospektifi'nden sonra gündeme gelen ikinci büyük projesi 'Nejad' da, bu 'mücadele'nin en son ürünlerinden.
Ama Galeri Nev İstanbul'un yöneticisi Haldun Dostoğlu bile, Atatürk Kültür Merkezi'nde (AKM) açılan ve 30 Eylül'de sona erecek Nejad Melih Devrim retrospektifi ile istediğini tam anlamıyla yapamadığını itiraf ediyor. Çünkü bu, tıpkı dişlileri kırık bir çarkın, yalnızca birkaçının sağlam olması gibi bir durumdan ileri geliyor.
Bir sanat eseri kimindir?
Üç buçuk yıldır hazırlandığı retrospektif için Nejad Melih Devrim'in büyük boy çalışmalarını Erol Aksoy ve Merkez Bankası koleksiyonlarından ödünç almak ve sergilemek
amacıyla talep eden, ancak 'birtakım üst düzey nedenler'le yapıtları bu gayriticari sergiye dahil edemeyen küratör ve Galeri Nev yöneticisi Haldun Dostoğlu, sergiyle birlikte şu vahim soruyu da gündeme getiriyor: 'Kamuya ait sanat eserinin sanatseverlerle buluşup buluşmamasının tasarrufu kimin yetkisi dahilindedir?'
İşte bu koşullar altında, bir aksilik daha yaşanıyor ve retrospektif için Paris'ten konuk olarak gelen sanat tarihçisi Lydia Harambourg, Amerika'daki terör eylemleri sebebiyle konferansını veremeden İstanbul'dan
ayrılmak zorunda kalıyor. Geriye, içinde Harambourg'un da bulunduğu yedi yetkin sanat kaleminden çıkmış 170 sayfayı aşkın bilgi, belge ve analizin yer aldığı ciddi bir belgesel kitap, 'Nejad' kalıyor.
Maria Devrim'in sürprizi
Ama bunca karakalem satıra rağmen renkli şeyler de oluyor. Nejad Melih Devrim'in dünyayı içine alan eserleri, gözleri galerideki eserlerin coşkusuyla dolup taşan Nejad Devrim'in 14 yıllık eski eşi Maria'nın sürpriz anıları ve sanatçıya dair özel tespitleriyle bütünleşiyor; sonra bu coşkuya sanatçının annesi Fahrinisa Zeid, teyzesi Aliye Berger, dayısı Cevat Şakir Kabaağaç ve kuzeni Füreya Koral'dan oluşan Şakir ailesinin Yapı Kredi'de açtığı 'Üçü Bir
Arada' ve 'Halikarnas Balıkçısı' sergilerinin ruhani bütünlüğü ekleniyor. Ve yaşanan tüm olumsuzluklar tuvallerin, sürprizlerin ve Maria'nın anılarının karşısında daha fazla tutunamıyor.
Nejad 1968'de Paris'ten Varşova'ya gidince neler yaşadı?
İlk anda çok fazla değişiklikler fark etmedim. Çünkü Nejad daha önce de zaten böyle kısa seyahatlere çıkıyordu. İlk başta çalışma şartları hiç iyi değildi. Bir atölyesi bile yoktu. Paris'te olduğu dönemlerde ortam da çok
önemliydi. Diğer sanat etkinliklerine ve tartışmalarına katılabiliyordu. Sergileri gezebiliyordu. Ama Polonya'ya gidince her şey çok daha farklıydı.
Aradığı şey bu fark mıydı?
Zaten Polonya'ya gidişi tam da Cite Falguiere'deki atölyesini terk etmek zorunda kaldığı döneme rastlıyordu. Oraya gitmek kendi seçimiydi. Ve seçimini yaptı. Polonya'da yaşamanın kolaylığı orayı tercih etmesinin nedenlerinden biriydi. Örneğin Paris'te çok pahalıya bulunabilen canlı renkler, Polonya'da daha ucuza satılıyordu! Ve o bu şansı büyük bir keyifle kullandı.
Müzik ve şiire ilgisi nasıldı?
Müziğe de şiire de çok fazla duyarlıydı. Atölyesinde resim yaparken mutlaka müzik, özellikle de Schönberg gibi modern bestecilerin eserlerini dinlerdi. Şiire yakınlığı ise Paul Eluard'ın bir şiir kitabını çevirmesiyle anlaşılıyor.
Nejad'ın bu sergide bulunmayan ve bildiğim tüm resimlerinde, tıpkı Paul Klee gibi müziğin etkisini hissedebilmek mümkün.
Nejad, katalog ile galeride yer
alan ve kendisinin coşkuyla, öfkeyle kaleme aldığı bir metinde '1930'lar bir daha geri gelmeyecek!' diyor. Bugün bu cümleyi yeniden kursa sizce acaba neler söylerdi?
Kızım da geçenlerde bana 'Onu sevmiş miydin?' diye sormuştu. Bu soruya da cevap versem, o zamanki cevap olmayacak. Ama şunu bilin ki Nejad her zaman risk almaktan yanaydı. Cesareti olmayan insanlara karşıydı. Özgür, başına buyruk, galerinin otoritesinden bağımsız bir sanatçıydı. Belli merkezlerin sanatına değil, dünyaya açık olmayı tercih etti. Bizim yaptığımız gezilerin o dönemde Avrupalı sanatçılar tarafından yapılmadığını sanıyorum. Hatta
onunla 1960 yılında Kazakistan'a gittiğimizde, oraya giden ilk komünist olmayan siviller bizlerdik. Nejad'ın gezilerinin resimlerindeki rolü çok büyük oldu. Hatta bir dişçi Nejad'dan çok hoşlanarak ona 'Sen burada yaşa, ben bütün dişlerini yaparım' bile demişti.
Paris'teyken en çok hangi ressamlarımızla irtibat halindeydi?
Nejad, Abidin Dino'nun çok yakın dostuydu. Fikret Mualla'ya ziyaretlerimizde şarap şişeleri birbirini kovalardı. Hem Nejad'la da, yakın dostu Avni Arbaş'ın eşi Zerrin'in vefatından sonra, tesadüfen tanışmıştım.
1980 yılında çıktığı New York gezisi eserlerini nasıl etkiledi?
Nejad, New York'un ritmi ve vahşiliği yanında Paul Mitchell, Virgil Thompson ve Marcel Duchamp gibi dünyanın önde gelen sanatçılarını da tanıma olanağı elde etmişti. Ve bu kentte birçok yapıt ortaya koydu.
Nejad Melih Devrim'i en çok hangi yönüyle anımsıyorsunuz?
Ben savaş sonrası Polonya'dan gelen biriydim. Ve Nejad, hayatımda ilk kez karşılaştığım, savaş nedir bilmeyen insandı. Ben onunla birlikte Heiddegger ve Kierkegaard gibi düşünürler üzerine felsefeyi tartışma ya da modern resmi öğrenme fırsatını yakaladım.
Galeri Nev'in 'Nejad' Retrospektifi
30 Eylül'e kadar görülebilir.
Bilgi için tel: 0212 231 67 63