Biliyor musunuz Marina Abramovic Salt'a geldi!

Biliyor musunuz Marina Abramovic Salt'a geldi!
Biliyor musunuz Marina Abramovic Salt'a geldi!
Tamamen 'kamusal alan'a dönüştürülen Salt Beyoğlu, alışılandan farklı şekilde işleyen ve yılın ilk altı ayı sürecek yoğun programıyla faaliyette. Salt Programlar Direktörü Vasıf Kortun anlattı.
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

İçeride Marina Abramovic, Arthur Zhmijevsky ve Christian Marclay gibilerinin işleri... Ancak dışarıda ‘Performans sanatının efsane ismi Abramovic İstanbul ’da’ afişleri şehri kuşatmıyor, havalı kokteyllerle sanat âleminde görücüye çıkılmıyor. Zaten amaç da içerisi ile dışarısı arasındaki sınırları bir kez daha düşündürmek. Kâr amacı gütmeyen sanat oluşumu Salt’ın Beyoğlu ayağı bu sene alışılandan farklı bir şekilde işleyen programıyla faaliyette. Yine her zamanki gibi bu sene de söyleşiler var. Ama bu sefer, sırf konuşanla sırf dinleyene göre ayarlanmış bir oturma düzeni yerine daha katılımcı bir model öngörülüyor. Sergiler yine mevcut. Ama sanat tarihinin can alıcı işleri tek tek sadece birer haftayla Salt Beyoğlu’na konuk oluyor, onları sadece sergilemenin değil, tekrar kamulaştırmanın yolları aranıyor.


Kamusallaştırma testi
Önce söyleşilerden ve forum alanından başlayalım. Araştırma ve Programlar Direktörü Vasıf Kortun’la söyleşi için gittiğimiz SALT Beyoğlu’nda etrafa serpilmiş renk renk puflar karşılıyor bizi. Mekânın, üzerinde bulunduğu İstiklal Caddesi’yle içiçeliği düşünüldüğünde sanki sokaktan geçerken görüp sohbete katılabileceğiniz bir alan gibi. Kortun, “oyuncular” farklı olduğu için bu etkinlikleri söyleşi değil de müzakere adıyla anıyor daha çok. Misal ilk hafta 14-16 Ocak arasında gerçekleştirilen ‘Tavşan ile Kaplumbağa: Kamusal Mekân mı, kamusal zaman mı?’ tartışmalarında sadece işin uzmanları ya da sanatçılar değil, meraklıları da vardı. Kortun, bu forumların kendileri için bir “kamusallaştırma testi” olduğu görüşünde. “Dolayısıyla bambaşka mesleklerden olan ama takip ettiğimiz bloglarında bu işlerin fotoğraflarını çekip, analiz edip üzerine konuşan insanları da çağırdık. Çünkü eğer bu iş sokağa dairse herkesin konuşma hakkı var. Sadece X üniversitesindeki heykel bölümünün başının erkinde olmaması lazım.”

Salt’a sahip çıkmakKamusallaştırma burada anahtar kelime. SALT, bu program anlayışını geliştirirken “İleride kurum sahiplerini nasıl düşünebiliriz? Kurum sahipleri kimdir?” gibi sorular üzerinde duruyor. Kortun çerçeveyi biraz daha açıyor: “Kurumun sahipleri biz programcılar değiliz. Bizi fonlayan kurum ya da müessese de değil. O paylaşılan sahipliğin başka bir şekilde ifade edilebiliyor olması lazım. O kuruma kamu nezdinde nasıl sahip çıkıldığı, onunla nasıl eleştirel bir ilişkiye girildiği önemli. Bu bir aşk ilişkisi de olabilir, nefret ilişkisi de. Ama şu masanın etrafında oturulacak bir ilişki olması lazım. Eğer kurumlar uzun bir süre hayatta kalmaya devam edecekse böyle bir ortak sahipliğin olması gerek. Bu ortak sahipliği klasik bir megafon yöntemiyle anlatamazsın. Çünkü bir kurum her zaman anlatan, her şeyin en iyisini bilen, ben bunu getirdim, budur olay, şimdi gelin bunu izleyin ve 15 – 20 TL verin diyen bir kurum olmaması lazım.”

Gezi’nin pornografisini yapamayızForum ya da müzakere gibi terimlerin Gezi ve sonrasıyla göbek bağı malûm. Ama bu bağlantıyı hatırlattığımız Kortun, söz konusu sürecin, Gezi forumlarının bir daha tekrarlanamayacağını söylüyor. “Herhangi bir dünya kurumu, onun yanına yaklaşabilse zaten muazzam bir şey olur. Ama o süreçler, kendi motorlarını kendi zeka biçimleriyle üretiyorlar. Onu tekrarlayamayız. Bizim yapabileceğimiz, daha yavaş hareket etmek ve meseleleri her seferinde biraz daha eşelemek. Ama Gezi’nin işleyişinden öğrenilecek çok şey vardı muhakkak ki. Biz de bu süreç içindeyiz. Onun pornografisini yapamayız.”

İki hafta boyunca 24 saat açıkSALT, bağlı bulunduğu müze konfederasyonu L’Internationale koleksiyonundan ödünç alınan eserleri de kamusallaştırma sürecinin bir parçası yapıyor. Şimdiye kadar program kapsamında Marina Abramovic’in izleyiciden gelen her tür eylem karşısında kendisini savunmasız bıraktığı ilk dönem performanslarından ‘Rhythm 0’nun videosu, Arthur Zmijevsky’nin ‘Göze Göz’ü ve Alan Sekula’nın küresel eylemleri bildik çarpıcılıktan uzak şekillerde belgelediği ‘Biber Gazını Beklerken’ serisi ‘dolaşıma sokuldu’. Venedik Bienali’nde Altın Aslan ödülü alan Christian Marclay’in 24 saatlik benzersiz enstalasyonu ‘Saat’ (The Clock) de mayısta Salt’ta olacak. Ve sürpriz! Yapısı gereği 24 saat faaliyette olması gereken bu enstalasyon için Salt Beyoğlu da iki hafta boyunca 24 saat açık kalacak. Kortun’a göre bu yönüyle tam bir Beyoğlu işi ‘Saat’. “Onu Galata’da yapsan hiçbir etkisi olmaz. Mesela sabah 4’te gidip izleyebiliyor olman lazım. İşin doğasından dolayı…” diyor. Böylece kurum meselesinin sınırlarını tekrar test etmenin yollarını arıyor.
Salt Beyoğlu’nda 26 Ocak’a kadar ‘Belediye Heykelciliği’ konusu ele alınıyor. Simone Forti ve Jeremiah Day’in ‘Beden Zihin Dünya’ performansı, Museo Reina Sofia’dan canlı ‘Kriz zamanında kültürel politika’ konulu konferansı, Salt Beyoğlu’nda yakın zamanda katılınabilecek etkinliklerden bazıları. Haziran sonuna kadar Salt’ın hızına yetişmek zor olacak. Programa www.saltonline.org ya da Salt’ın sosyal medya hesaplarından ulaşabilirsiniz.



Her dakikaya bir film sahnesi

Christian Marclay’e Venedik Bienali’nin resmi sergisinde en iyi sanatçı ünvanı getiren ‘The Clock / Saat’, gerçekleştirilmesi imkansız gibi duran bir enstalasyon. Marclay’nin iki sene boyunca altı asistanıyla beraber gerçekleştirdiği video kolajı ilk kez 2010’da Londra’nın White Cube galerisinde sergilenmişti. ‘The Clock’, sayısız filmden saatlerin, saate bakanların ve saati söyleyenlerin görüntülerinin bir araya getirildiği 24 saatlik bir iş. Her dakika, o dakikanın kullanıldığı film sahneleriyle aktarılıyor. ‘Taksi Şoförü’nde Travis Bickle’ın Betsy’den randevu koparmaya çalıştığı sahne de, Nuri Bilge Ceylan’ın ‘Mayıs Sıkıntısı’ndan bir sahne de mevcut.