Bir bakıyorsun hayat geçmiş 60 yaşındasın!

Bir bakıyorsun hayat geçmiş 60 yaşındasın!
Bir bakıyorsun hayat geçmiş 60 yaşındasın!
Sanatçı Burcu Gökçek'le Artsümer'de açılan ilk kişisel sergisi 'Çok Güzel Çinekop Var'ı konuştuk
Haber: ELİF EKİNCİ - elif.ekinci@radikal.com.tr / Arşivi

Adam bizi içeri davet ediyor. ‘Çok güzel çinekop var’, diyerek. Çinekop ne kadar güzel olabilir ki? Arada kalmış, ‘lüfer olacak inşallah’ bir balık. ” diyerek başlıyor zihnini kurcalayan balık mevzuunu anlatmaya Burcu Gökçek. “Balık her zaman garipsediğim bir hayvan oldu; yassı, kaygan, akıllı mı, değil mi belli değil. Onu içten içe bilinçle eşleştirdiğimi fark ettim; bilincin gidip gelme hali, unutma-unutmama, balığın kayganlığı, yakalayamama hali... Sergiyi bunun etrafında toplamak istediğimi fark ettim ve sonunda balık konusunu bitirdim kafamda!”
1979 Ankara doğumlu Gökçek’in hikayesi şimdiki noktadan çok başka bir yerde, Uluslararası Hukuk eğitimi almak için gittiği İsveç’te başlıyor aslında. Ancak sadece bir yıl kalabilmiş orada. Konuyla alakasının olmadığını fark ettiğinde eşyalarını toplayıp New York’a gitmiş ve Pratt Institute’te resim eğitimi almış. Orada hem okumuş hem de sanat üretmiş. 2003 tarihli kendisiyle karşılıklı çay içerek konuştuğu ‘A Tea Monologue’ başlıklı video-performansı New York Film Festivali’nde gösterilmiş. Aynı eser daha sonra Las Vegas ve Los Angeles Film Festival’inde de yer bulmuş kendine. New York’ta kaldığı altı sene içinde, grup sergilerine de dahil olmuş Gökçek. Şu sıralar Artsümer’in ev sahipliği yaptığı ‘Çok Güzel Çinekop Var’ ise ilk kişisel sergisi. Sergiyi görmek için son gün ise 31 Mart.
“2005’te yurda dönüş yaptığımda hem tanıdık hem de yabancıydı her şey” diyor Gökçek. İstanbul ’daki sanat ortamını tanımak için bir süre Galerist’te çalışmış. “Yurtdışından buraya, kendi kimliğine bakmak biraz daha kolay. Ama burada yabancı gibi olmak çok garipti. Kendi kendime durağan bir evreye girdim. O sırada üretmeye de devam ettim ama o süreçte ben de çok tuhaftım, çıkan işler de tuhaf oldu o yüzden. Farklı bir şeylerin çıkacağını hissediyordum ama bir türlü çıkamıyordu” diye anlatıyor o sıkışmışlık hissini. Ama bu deneyimi yaşadığı için memnun; “Okurken okul güvenli bir ortamdı, sonrasında atölyem aynı şekilde. O güvenli bölgeden biraz çıkmak istedim” diyor. Ardından bir tekstil firması olan Bilsar’da çalışmış bir süre. “Güvenli bölge”sinden kafa olarak çıkması da o döneme tekabül ediyor. “Orada bambaşka bir hayat vardı; sabah 8 akşam 5. Ama en çok o dönem ürettim ben. Çünkü çok sıkıntıdaydım. Kendimi kapana kısılmış gibi hissediyordum. İşlerim de o değişimi yakaladı. Sonra baktım yola çıkabileceğim bir birikimim olmuş artık.” ‘Çok Güzel Çinekop Var’ başlıklı sergi böyle hayat bulmuş.
Sergide video, performans, resim, çizim ve cutout gibi çeşitli teknikleri bir arada kullanmış sanatçı. “Videonun duygusu çok başka, kalemle kağıdın birleşimi daha başka, kolajsa çok daha analitik. İş bence kendi içinde talep ediyor malzemesini. Bazen kağıt istiyor, bazen daha zamansal bir şey olmak istiyor, video olmak istiyor. Ben aslında üretenden ziyade aracı oluyorum bu işte.”
Gökçek’in işlerinde odaklandığı esas nokta; an. “Biz anlar lineer zamanı oluşturuyormuş gibi algılıyoruz ama aslında her an bir dünya . Her anda kalmak istiyorum ben. Bunun sebebi belki de bir çocukluk travması. Anneannem ben küçükken sürekli ‘Bir bakıyorsun hayat geçmiş, 60 yaşındasın’ derdi. Bendeki bu an saplantısı orada başladı belki de. Her şeyin farkında olayım, her günüme sahip çıkayım ki 60’ıma geldiğimde o lafı etmeyeyim istiyorum” diyor.