'Bir bedeli varsa öderim'

İlk romanı 'Eksik Taşlar'da, genç bir erkeğin, babasının geçmişine yaptığı yolculuğun hikâyesinde sosyalizm, aile içi sorunlar, feminizm ve cinsel ilişkileri kurcalayan Yiğit Bener'in yeni romanı 'Kırılma Noktası' Yapı Kredi Yayınları'ndan çıktı.
Haber: DERVİŞ ŞENTEKİN / Arşivi

İSTANBUL - İlk romanı 'Eksik Taşlar'da, genç bir erkeğin, babasının geçmişine yaptığı yolculuğun hikâyesinde sosyalizm, aile içi sorunlar, feminizm ve cinsel ilişkileri kurcalayan Yiğit Bener'in yeni romanı
'Kırılma Noktası' Yapı Kredi Yayınları'ndan çıktı. Bener, 'Kırılma Noktası'nda bu kez merkeze koyduğu 17 Ağustos depremi ekseninde, edebiyat dünyası, aydınlar, medya, üniversiteler, kadın erkek ya da insan ilişkilerini masaya yatırıyor; eleştiriyor. Bu eleştiriyi yaparken de kimseden korkmadığını belirten Bener, "Eğer bir bedel ödenecekse ödenir" diyor. Yiğit Bener'le 'Kırılma Noktası' ve edebiyat dünyamızı konuştuk...
Romanın kahramanlarından Levent'in de dediği gibi: Depremden söz eden bir roman Türkiye'de ne kadar satar?
Açıkçası bu umrumda değil. Benim için önemli olan nitelikli okur. İnsanlar depremden korktuğu için bu kitaba elini de sürmeyebilir, ya da aksine depreme herkesin duyarlı olduğu, birtakım korkularını tetikleyen bir konu olduğu için ilgi de görebilir. Her yazar kitabının fazla sayıda okuyucuya ulaşmasını ister ama satış kısmıyla ilgilenmiyorum açıkçası.
Türkiye'de birçok şey kırılma noktası yaşadı, yaşıyor. Bunlardan biri de edebiyat...
Öyle bir ekonomik düzende yaşıyoruz ki, bu düzenin bir tek temel kaygısı var: kâr. Bu kârın ölçtüğü tek değer de para. Her şeyin değerini parayla ölçünce onları bir anlamda değersizleştirmiş oluyorsunuz. Edebiyatın değerini de metinler değil satış rakamları üzerinden konuşmaya başladığınız zaman onu da değersizleştirmiş oluyorsunuz. Edebiyatımızda da diğer alanlarda olduğu gibi bir çürüme ve yozlaşma yaşanıyor. Yazar da olsanız, sıradan bir okur da, buna karşı çıkmanız gerek. Çünkü bu edebiyatı bir deterjan üretimine dönüştüren bir süreç. Eğer buna karşı durulmazsa edebiyat da bir süre sonra yok olacaktır.
'Kırılma Noktası'nda edebiyat eleştirmenleri de nasibini alıyor.
Edebiyatı bir metaya dönüştürürseniz bunun eleştirisi de olmaz; reklamı, karalaması olur. Çünkü eleştiri ciddi bir iştir. Eleştirmen olmak ciddi bir birikim ve çalışma gerektirir, aynı zamanda nankör bir iştir. Bir an önce çok yazıp çok tüketmenin egemen olduğu bir düzende eleştirmene de, üniversite araştırmasına da yer yoktur. Her şey piyasaya göre şekillendirilir. Dolayısıyla Türkiye'de yazar da eleştirmen de ve hatta okur da, geriye çekilmiştir, ama bu kitap satışına engel olmuyor. Kitap satıyor ama bir metin olarak değil, bir tüketim malzemesi olarak satılıyor. Metnin kendisi tartışılmıyor çok satar olmak konuşuluyor. Düşünceler geri planda kalıyor. Bunların kendini ifade edeceği yer ve alan da kalmıyor. Dergilerin genel eğilimine baktığınız zaman giderek daha çok tanıtım ya da karalama yazılarının ön plana çıktığı bir yapıya doğru gidiliyor. Bu ciddi ve edebiyatın tükenişine doğru giden bir süreç.
Türkiye'de yazar, başta medya olmak üzere herkesle iyi geçinmeye bakar. Siz ise 'Kırılma Noktası'yla bir anlamda kılıç çekmiş durumdasınız. Korkmuyor musunuz?
Korkunun ecele faydası yok. Siz eğer bir iktidar eleştirisine girişiyorsanız, sonuna kadar gideceksiniz. Marx, 'Eleştiri kendi doğuracağı sonuçlardan korkmamalıdır ve sonuna kadar eleştirmelidir' der. Bunun sonucunda birtakım bedeller ödenir mi? Ödenirse ödenir. Korktum mu? Hayır. Çünkü yirmili yaşlarından beri dünyayı değiştirmek isteyen bir kuşaktan geliyorum ben. O zamanlar çok daha büyük bedeller ödemeyi göze almıştık. Romanın konusunun suya sabuna dokunup dokunmaması o kadar önemli değil bence. Roman yazacaksanız ille de büyük bir felaket ya da toplumsal olayı ele almak zorunda değilsiniz.
Aşk romanı da yazabilirsiniz, bir çiçeği anlatanı da. Ama yazdığınızın yaklaşımı suya sabuna dokunmalı. Yani eğer aşktan bahsediyorsanız, aşka dokunacaksınız; çiçekse çiçeğe, toplumsa topluma. Yüreğiyle yazmalıdır yazar sonuç olarak. Benden önce roman yazılmadı dersem herkesten önce babamla amcam döver beni. İşlediği konuyu çok iyi anlatan yazarlar oldu mutlaka. Türkiye'de de yazarlar az bedel ödemedi geçmişte.
Sonuçta olan tabii ki okuyucuya oluyor. Giderek okurun dedikodu ve röntgencilik merakı kışkırtılıyor...
Burada televizyonun etkisi büyük. Onun etkisiyle bu röntgencilik merakı toplumun her alanında kışkırtılıyor. Edebiyat deyince de işin bu kısmı merak ediliyor, bu kısmı ön plana çıkınca kitaplar daha çok tanınmaya ve satılmaya başlıyor. Bu da az önce sözünü ettiğim yozlaşmanın bir parçası.

  • Kırılma Noktası/Yiğit Bener/ Yapı Kredi Yayınları/211 sayfa/ 8 milyon lira.