Bir bilanço: 'Takva'dan 'Marka'ya, AKP dönemi kültür politikaları

Bir bilanço: 'Takva'dan 'Marka'ya, AKP dönemi kültür politikaları
Bir bilanço: 'Takva'dan 'Marka'ya, AKP dönemi kültür politikaları

Son yılların önemli tartışmalarından biri yeni gökdelenlerin İstanbul'un siluetine ve tarihsel dokusuna verdiği zarar...

Evrensel Basım Yayın'dan çıkan, Kemal İnal, Nuray Sancar ve Ulaş Başar Gezgin'in hazırladığı ve 40 yazarın yazılarının yer aldığı "Marka Takva Tuğra - AKP Döneminde Kültür Politika" isimli kitap, AKP dönemini, kültür politikaları ekseninde mercek altına alıyor.
Haber: SUZAN DEMİR / Arşivi

Türkiye, 7 Haziran’da yapılan genel seçimlerde, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 13 yıllık tek partili iktidar dönemini geride bıraktı. 7 Haziran’dan beri yeni hükümet bir koalisyon mu olacak, azınlık hükümeti mi yoksa yeniden seçim mi” tahminlerini konuşuyoruz ve bu konu hala bir muamma... Ama bu yazının amacı da önümüzdeki süreçten çok, geçen 13 yıllık AKP dönemine bakan bir kitaba odaklanmak.

Evrensel Basım Yayın’dan çıkan, Kemal İnal, Nuray Sancar ve Ulaş Başar Gezgin’in hazırladığı ve 40 yazarın yazılarının yer aldığı “Marka Takva Tuğra- AKP Döneminde Kültür Politika ” isimli kitap , Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana ilk defa bu kadar keskin ve hatları belirginleşmiş bir dönemi, AKP dönemini, kültür politikaları ekseninde mercek altına alıyor. Kitap, AKP’nin iç ve dış siyasetinden ziyade, partinin “her kesimi kucaklayan” söylemi ardındaki sınıfsal analizinden kamusal alana çıkışı ve kendi yaşam tarzını dayatan politikalarından kültürel kod ve yapılarına, 13 yılda inşa ettiği “yeni söylemi” ve bunun somut örnekleri üzerinden yükseliyor.

Birçoğu akademisyen ve gazeteci olan 40 yazarın kaleme aldığı yazılardan oluşan kitap, 13 yıllık AKP döneminin kültürel kodlarının deşifresini yaparken, bunu ‘altyapı’ bağlamından koparmayan bir yol izliyor. Kitapta yapılan birçok analizin temelinde, muhafazakâr AKP’nin sınıfsal yapısının “her kesim”den önce, Anadolu Kaplanları’nın, (Anadolu sermayesi olarak ortaya çıkan ve bugün artık ana sermaye boyutuna ulaşan, Esnaf- KOBİ, MÜSİAD) “kucaklaşma” alanı olarak tanımlandığını belirtmek gerek.

AKP’nin, “kendi seçmenine” bir ‘kamusal alan’ açması ve Cumhuriyet dönemi sonrası “politik tepki” olarak çıkmadıkları kamusal alanlara, kendi tuğralarını (imza) atmasıysa başlayan süreç,  gökdelen ve AVM’lerin gölgesinde bir muhafazakârlık tablosu resmediyor.

Elbette AKP, bu 13 yıllık dönemde kendinden önceki sağ partilerden farklı bir yöntem izliyor. Özünde farklı olmayan fakat sistematik olarak ayrışan bu yöntemi; hem tek parti iktidarından ve seçim iradesinden alınan hegemonik özgüvenle, hem de ele geçirilen alt yapının, yaşam tarzı üzerindeki etkileriyle oluşan gücünün, daha derinlere nüfuz edebileceğini kavrayıp izliyor.

Böylelikle AKP,  siyasal ve kültürel alanda yapacaklarını, önceki sağ partilere göre daha somut bir şekilde ortaya koyuyor “Yeniden üretmek”: “AK Parti, kendi düşünce geleneğimizden hareketle, yerli ve köklü değerler sistemimizi evrensel standarttaki muhafazakâr siyaset çizgisiyle yeniden üretmek amacındadır. Yeni ‘muhafazakâr demokrat’ çizginin muhafazakârlığın genlerine ve tarihî kodlarına uygun şekilde, ama siyaset yaptığımız coğrafyanın toplumsal ve kültürel geleneklerine yaslanarak ortaya konması Türk siyasetine yeni bir soluk getirecektir. AK Parti geçmişten veya bir medeniyet havzasından siyaset çizgisi ödünç almak yerine, kendi düşünce geleneğiyle dünya genelinde de test edilen bir siyasal tutumu yeniden üretmeyi doğru bulmaktadır.”

Neo-liberal politikalar pratiğini “muhafazakâr” nesil, kadın, mimari, işçi, eğitim ve seçmen yaratma hamlesiyle birleştirip 2071’e uzanan, milli ve dini duyguların harmanlandığı “cihan devleti” politikasına entegre ediyor... Ama bu sanıldığı kadar kolay olmadı. Kitap, her ne kadar seçimden önce kaleme alınan yazılardan oluşsa da bugün AKP’yi tek parti iktidarından eden “toplumsal kırılmaları” es geçilmiyor. AKP’nin demokratikleşme vaatlerinin, belli bir kesim üzerinden “liberal- demokrat” olarak parlatılması ve hemen ardından devletin kritik noktalarını ele geçiren iktidarın, otoriterleşme konusunda dozajı günden güne artırması, Gezi, HES ve kent direnişleri bu kültürel kodlar içinden derinlemesine (farklı bir tartışma alanı olduğu için) olmasa da yerini alıyor.

AKP’nin bu 13 yılda dayattığı yaşam tarzının hedefinde toplumun tüm kesimleri yer alsa da kadınlar üzerinden üretilen muhafazakârlık, öncüllerinden farklı olmayan ve daha da keskinleşen bir hal aldı. Kadın bedeni ve cinselliği üzerinden konuya ele alan kitap, farklı iki cepheden bunun yansımalarını inceliyor. Bir yandan dinin kadına yasakladığı kamusal alan, bir yandan o kamusal alanda “markalaşan” muhafazakâr elit kadını.  Öte yandan da kürtaj, üç çocuk doğurma “tavsiyesi”ne varan kadın-beden politikaları. AKP, bir yandan kadın bedenini dizayn ederken öte yandan ailenin diğer fertleri için de yeni kodlar hazırlayarak dolaşıma sokuyordu.

İzlenen dizi ve filmlere “müdahale”, “sansür”, “yasak”, “kitap toplama”, Selçuklu iddialı neye benzediği belli olmayan “Barok” mimari, kentsel ve rantsal dönüşüm, TOKİ vb. 13 yılda örnekleri çoğaltılacak toplam politikanın baş aktörleri, hedefleri ve dahası... Tüm bu konuları alt başlıklar atında inceleyen kitaptaki en önemli tespit ise, AKP’nin var olan sanat faaliyetlerine alternatif üretememesi bu konuda kadük kalması. Bunu ise sanat ve yaşam tarzına baskı uygulayarak bertaraf etmeye çalışması.

En başa dönecek olursak AKP, yaratmaya çalıştığı ütopyanın belli bir aşamasına kadar başarılı oldu. Koalisyon tartışmalarının sürdüğü şu günlerde sözü, kitabının editörlerinden Nuray Sancar’ın “Çarşıdan ‘Pazar’a Kamusal Alanın Dönüşümü” makalesinden alıntıyla bitirmek gerek: “Tarihin hiçbir zamanında homojen bir kamusal alan inşa edilememiştir. Talepleri karşılanmayan, ezilen, dışlanan ve yoksunlaştırılan kesimlerin pahasına kurulabilen bir toplum da olmamıştır. AKP’nin ütopyası da en başından imkânsız bir ütopya olarak yazılmıştır."