@ErkanAktug

Bir daha film çekememe endişesi yönetmenin ayağına dolanıyor

Bir daha film çekememe endişesi yönetmenin ayağına dolanıyor
Bir daha film çekememe endişesi yönetmenin ayağına dolanıyor

FOTOĞRAFLAR: MUHSİN AKGÜN

Başka Sinema kapsamında gösterime giren Murat Düzgünoğlu'nun yönettiği 'Neden Tarkovski Olamıyorum?'da Tarkovski gibi film çekmek isteyen bir yönetmeni canlandıran Tansu Biçer, "Genç yönetmenler bir daha film çekebilir mi onu bilmiyor ve damga vurmak istiyorlar. Bu his çok ayakbağı oluyor onlara. Bir daha çekemese de kabulün olduğu bir yerden çekersem kabul görürüm diye düşünüyorlar" diyor.
Haber: ERKAN AKTUĞ - erkan.aktug@radikal.com.tr / Arşivi

‘Beş Şehir’, ‘Celal Tan...’, ‘Küf’, ‘Yük’, ‘Yozgat Blues’, ‘Sen Aydınlatırsın Geceyi’, ‘İtirazım Var’, 'Toz Ruhu' gibi filmler, ‘Trainspotting’ oyunu, ‘Şubat’ dizisi... Büyüklü küçüklü neredeyse oynadığın her role damganı vuruyorsun. Sadece yetenekle açıklanamayabilir bu durum. İyi rol seçmek de gerekir. Nasıl başarıyorsunuz bunu?
Teşekkür ederim. Damga vurmak gibi bir niyetim yok. Sadece şu kabulden hareket ediyorum, neticede bunların hepsi birbirinden farklı insanlar ve bu insanların derdi ne, ne anlatmak istiyorlar ve o dertler o insanlara neler yaptırıyor? Çünkü neticede biliyoruz ki, herhangi bir cümleyi seçmek sadece düşünülerek yapılan bir şey değil. Sen bana bir şey söylüyorsun ya da ben senin bakışında o an bir şey görüyorum ve o bende bir etki uyandırıyor, o uyandıran şey beni bir harekete yöneltiyor ve ben o yüzden kafamı kaşıyorum. Anlatabildim mi? Aslında o sırada kafamın kaşınması kafamın kaşınmasından kaynaklanmıyor, yaşadığım şeyin vücudumdaki bir tezahürü oluyor. Ben bu gerçeği kabul ederek davrandığımda zaten hiçbir rol birbirinin aynı olamaz ya da aynı tepkileri veremez ve aynı yerden dünyaya bakamaz. Dolayısıyla hepsi birbirinden farklı oluyor.

Bu söylediklerinize bakılırsa sizde rol seçmek yok, her rol eyvallah... Yönetmenin yeteneği ya da toplamda nasıl bir film ortaya çıkacağı gibi şeyler önemli...
Evet, aynen öyle. Bir yandan da şu var. Ben bu rolden ne anlıyorum? Ben bu rolde neye daha yaklaşabilirim? Ona bakıyorsunuz aslında.

Adana Altın Koza’da Yılmaz Güney Ödülü kazanan ‘Neden Tarkovski Olamıyorum?’da canlandırdığınız yönetmen karakterinin cazip tarafı neydi?
Yönetmen olması... Birçok yönetmenle çalıştıktan sonra bir yönetmeni oynamak beni için iyi bir şeydi. Evet yaa, bunlar böyleler ama dur bakalım nasıllarmış diye bir merakla girdim açıkçası. Ayrıca şehir kökenli olması, üniversite mezunu olması... Geçmişimde öyle karakterler yok çünkü. En şehirli karakterim diyebilirim.

Neden Tarkovski Olamıyorum
‘Tarkovski’de kendi gerçekliğiyle yüzleşememiş, etrafında onlarca hikaye varken onları önemsemeyen ve Tarkovski gibi film çekmeye özenen bir karakter var. Yönetmenlerin başkasına öykünme ve bağımsız film çekme tutkusunu nasıl yorumluyorsunuz?
(Gülüyor) Gerçekten de çevremizde sinemaya giden insanlardan “Konu mu tükendi?” gibi lafları duyuyoruz hep. Açıkçası bazen ben de dile getiriyorum. Yani “Yakınımızda bunca hikaye varken neden başka yerlerde bir şeyler aranıyor” gibi bir his evet, geliyor. Bunu ben biraz film çekmenin zorluğuna bağlıyorum. Genç yönetmenler bir daha film çekebilir mi onu bilmiyor ve damga vurmak istiyorlar. Bu his çok ayakbağı oluyor onlara. Bir daha çekemese de kabulün olduğu bir yerden çekersem kabul görürüm diye düşünüyorlar. Yönetmenlere bir endişe bastığını düşünüyorum ben, bir daha film çekememe endişesi... “Ne bu kadar parayı toparlayabilirim, ki zaten bu filmin borçlarını ödeyebilecek miyim o bile belli değil” endişesi... Zaten seyirci de izlemiyor, o zaman ben kendi istediğim şeyi yapayım diye düşünüyorlar. Ve bu düşünce ayaklarına dolanıyor, belki de onları istemedikleri kararlar almaya zorluyor. Kabul etmek gerekir ki bir daha film çekemeyebilirsin. O nokta, o endişe senin kendi derdini başka noktalara götürebiliyor. Ya da şuraya da sürükleyebilir: Ben anlatmak istiyorum -çünkü yönetmen anlatıcıdır sinemada- o yüzden anlatacaklarımı anlatayım, bir daha anlatamayabilirim....

Yönetmenlerin endişesiyle ilgili güzel konuşuyorsunuz. Peki Türkiye’deki sinema ortamı, diziler de dahil, bir oyuncu için nasıl?
Dizi oldukça önemli bir etkiye sahip. Mesela “Dizinden kazan ve sinemadan para alma” gibi istekleri oluyor yönetmenlerin. “Dizi yap ki biz de senle film çekebilelim” (gülüyor) gibi bir durumlar oluyor. Ama tabi ki ikisinin de işleyişi çok farklı, insana etkisi de çok farklı. Sinema ortamında diyaloğun fazla olması gerektiğini düşünüyorum. Şöyle bir durum var. Zaten herkesin film çekme şartı belli. Zaten herkes çok büyük zorluklar çekiyor. Ve zaten herkesin bir şeyler anlatmak isterken ne kadar zorlandığı ortada. Anlatmak istediğini anlatabiliyor musun? Mesela o mekana giremiyorsun, o oyuncu olmuyor, bilmem neyi kullanacaksın kullanamıyorsun... Gibi bir sürü bahane var ortada. Bunlar aynı işi yapan insanların birbirlerine yaklaşmasını engelliyor. Ben “Bu kadar parayla bu film çekilmez” ne demek mesela anlayamıyorum. O zaman o paraya göre çekilebilecek bir film yazılabilir. Eğer sağlam durduğun ve anlatmak istediğin bir görüşün varsa o parasızlık senin için avantaja bile dönüşebilir. Seni daha yaratıcı hale getirebilir. Siz iyi bir insansanız, dolandırıcı değilseniz, kendinize güveniniz varsa, kendinizi doğru ifade ettiğinizde her zaman sonuz alırsınız. Bugün bir taksiyi çevirdiğinizde, “Benim param yok ama acelem var, gitmem lazım. Çünkü şöyle şöyle bir durum var. Yardım eder misiniz?” derseniz, siz dürütseniz, gözünüzde bu görünüyorsa o taksiçi sizi götürür... Derdinizi dürüstçe anlatırsanız insanlar size yardım eder.

FOTOĞRAFLAR: MUHSİN AKGÜN
Son dönemde iyice yıldızlaştınız. Tek başına filmleri sırtlayan roller, diziler... Artık sizi yolda çevirip fotoğraf çekilenler oluyordur. Bu popüler olma hali hayatına nasıl yansıyor?Aslında yolda çevirmiyorlar. O konuda rahatım. Ama şunu söyleyebilirim, sanki insanlar sinemaya gitmiyor olsalar da Türk sinemasını takip ediyorlar gibime geliyor. Öyle hissediyorum sokakta açıkçası. Televizyondan, şurdan burdan bir şekilde izliyorlar. Çünkü ben çok fazla dizi yapmadığım halde insanlar tanıyor. Zaten bakışlardan anlıyorum diziden mi, sinemadan mı tanıdıklarını. Sinemadan tanıyan çok oluyor ve sinema adına mutlu oluyorum.

Neredeyse Onur Ünlü’nün her filminde varsınız. Şimdi de yeni çektiği ‘Beş Kardeş’ dizisinde oynuyorsunuz. Nasıl bir dizi bekliyor bizi?
Ben de bilmiyorum bizi nasıl bir şeyler beklediğini, ben de merak ediyorum. Ama iyi olacağını düşünüyorum. Bir mahalle komedisi olacak. Ama neticede oynayan oyuncular -Serkan Keskin, Osman Sonant, Melisa Sözen- genel itibariyle oyunculuk algısı olarak mizaha da farklı bir yerden bakan insanlar. Onur da o anlamda mizahı da başka türlü anlayan biri. Böyle bir ekip bir mahalle komedisi çekerse nasıl olur bekleyip göreceğiz. Ben dizide beş kardeşten biriyim!..