Bir derenin sessiz akışı gibi...

Bir derenin sessiz akışı gibi...
Bir derenin sessiz akışı gibi...
Antalya Piyano Festivali, Fazıl Say'ın piyano konçertosu 'Su'nun Türkiye prömiyerine ev sahipliği yaptı. İlk bölüm deniz üzerine bir meditasyon gibiydi. Üçüncü bölümde 'bir derenin sonsuz akışını' dinledik. Şarkıları Serenad Bağcan'a emanet eden Say'ın coşkusu yüzünden ve icrasından okunuyordu.
Haber: SERHAN BALİ - serhan.bali@radikal.com.tr / Arşivi

Antalya, 8 Kasım Cuma akşamı, bir Fazıl Say eserinin daha Türkiye prömiyerine evsahipliği yapma onuruna erişti. Bu, şehirde 14 yıldır düzenlenen Antalya Piyano Festivali’nin de açılış konseriydi aynı zamanda. Festivali Antalya’ya kazandıran Fazıl Say, etkinliğin sanat yönetmenliğini de yapıyor. Her yıl bir Say eserinin dünyanın uzak bir köşesinde prömiyeri yapıldıktan sonra Türkiye’de ilk kez Antalya Piyano Festivali’nin açılış konserinde bestecinin yurttaşlarıyla buluşması seremonisine alıştık. Cuma akşamı Türkiye prömiyeri yapılan Su (Water) adlı piyano konçertosunu ise Avrupa’nın seçkin klasik müzik etkinlikleri olan Gstaad (İsviçre) ve Mecklenburg-Vorpommern (Almanya) festivalleri sipariş etmişti (Siparişlerinin tamamını artık yurtdışından alıyor Fazıl). Eserin dünya prömiyeri geçtiğimiz Ağustos ayında önce Almanya sonra İsviçre’deki festivallerde yapılmıştı.

Cuma akşamı Festivalin Antalya Kültür Merkezi’ndeki açılış konserinde, Fazıl Say ve Naci Özgüç yönetimindeki Antalya Devlet Senfoni Orkestrası tarafından konserin ilk yarısında Türkiye prömiyeri yapılan ‘Su’ Piyano Konçertosu 3 bölümden oluşuyor. İlk bölüm ‘Mavi Su’, coşkulu devinimleri, sonsuz maviliğiyle ‘deniz üzerine bir meditasyon denemesi’. Ama ‘Akdeniz mi’ diye sorarsanız, ‘galiba değil’ derim çünkü Fazıl’ın açıklamasında da geçtiği gibi, uzak diyarları çağrıştıran egzotik tınılar bu bölümde bazen öne çıkıyor. Ara sıra duyulan caz, ragtime hatta makam müziğimiz bölüme eklektik bir karakter katmış. İkinci ve en uzun bölüm olan ‘Kara Su’, ‘küçük bir göl ve etrafında olup bitenleri’ anlatıyor. Fazıl bu bölümde, üst pozisyonlarda gezinen kemanlar, ağaç üflemelilerin ciyaklamalarıyla tekinsiz bir atmosfer yaratmış. Daxophone ve waterphone gibi Türkiye’de belki de ilk kez Fazıl’ın eserlerinde duyduğumuz, puhu kuşu ve kaplan gibi hayvanların seslerini vermeye de yarayan, gizem duygusunu pekiştirici tuhaf sesli ‘çalgılar’ da cabası. Başında, piyanonun pes tuşlarıyla kontrfagotun diyalogunun dinlendiği bölümün muzip bir edayla sona ermesi de ilgi çekici bir detaydı.

‘Yeşil Su’ adlı üçüncü bölümde ‘bir derenin sonsuz akışını’ dinledik. Derenin biteviyeliğini temsil eden özel çalgılar, bölümün başından sonuna kadar hiç susmadı. Fazıl bu bölümde, piyanosundan bağlama tınıları çıkardığı anlarda, bir dere kenarındaki halk ozanı kılığına büründü. Bölümün ‘Su, hayat verir; yaşamak sudan gelir, suya döner. Su hayattır. Hayat sudan başlamıştır’ temasının orkestra üyeleri tarafından fısıltıyla terennüm edildiği son anları bana ‘ İstanbul Senfonisi’nin bitiş ölçülerini anımsattı. Fazıl Say’ın eser kataloğunda Op.45 sırasında yerini alan ‘Su’ nevi şahsına münhasır bir ‘piyanolu orkestra eseri’. Piyanonun başından sonuna dek hiç susmadığı; içinden geçen çok sayıda doğa sesiyle, ‘su’ adına yazılmış bir piyano konçertosundan ziyade, tıpkı Vincent d’Indy’nin o ünlü eseri gibi, piyano ve orkestra için yazılmış bir doğa senfonisi gibi. Mutlaka birkaç kez daha dinlemek istediğim ‘Su’ hakkındaki en iyi hükmü, Fazıl’ın diğer eserlerinde olduğu gibi kuşkusuz tarih verecektir.

Konserin ikinci yarısında Fazıl Say’ın ‘İlk Şarkılar’ını dinledik. Yirmi yıl önce yani henüz 23 yaşında bestelediği şarkılardı bunlar. ‘Memleketim’ gibi bir iki tanesini sonradan oratoryolarında da kullanmıştı ama hepsini yıllar sonra ilk kez derli toplu biçimde piyano eşlikli olarak dinliyoruz. Fazıl’ın şarkılarını bundan böyle Serenad Bağcan’a emanet ettiğini de konserde bizzat onun ağzından öğrendik. Fazıl’ın bu şarkıların icra edilmesi için neden bu kadar beklediği de Bağcan’a yaptığı övgülerde saklıydı. Fazıl değişik vokal eserlerini bugüne kadar Cem Adrian, Zuhal Olcay, Güvenç Dağüstün, Sertap Erener gibi farklı tarzlara sahip şancılar seslendirdi. Klasik Batı Müziği tarzı şan eğitiminden geçen Bağcan’ı Fazıl’ın gözdesi kılan, şancının aynı zamanda bu toprağın türkülerini de yanık hançereyle okuyabilmesini sağlayan gırtlağı ve halk müziği söyleyiş stiline yatkınlığı. Yukarıda saydığım isimlerin hiçbiri bu iki hususiyeti taşıyabilen isimler değil.

Şarkılarını Serenad Bağcan gibi bir isme teslim etmenin coşkusu, Fazıl’ın yüzünden ve icrasından okunuyordu. Bağcan’ın hakikaten billur gibi, sıcacık sesiyle ortaya koyduğu incelikli yorumları, bu güveni boşa çıkarmayan bir isim olduğunun ispatıydı. Fazıl’ın Nazım Hikmet’ten Metin Altıok’a, Can Yücel’den Orhan Veli’ye, Ömer Hayyam’dan Muhyiddin Abdal’a uzanan çizgideki her daim favori şairlerinin şiirleri üzerine bestelediği şarkıların birbirinden ayrışan karakterlerini üst düzeyde yorumladı Bağcan. Fazıl sayesinde bizler de çok parlak bir şarkıcı kazanmış olduk. Fazıl Say’ın yoğun turne programı ve bestecilik faaliyetlerinin verdiği yorgunluk yüzünden piyano çalımında bazen performans düşüklüğü gözlendiği olur ama Cuma akşamı konserin her iki yarısında da harikulade performanslar ortaya koydu. İpeksi tuşesi aynı zamanda tertemizdi. Fazıl besteciliğinden de önce bir ‘usta piyanist’ olduğu gerçeğini bir kez daha hatırlattı hepimize.