Bir devrin nağmesidir bu

2. Abdülhamit döneminde gözetim altında tutulan, büyük harbin acılarını, mütarekenin zorlu günlerini yaşayan, yeni bir ülkenin doğuşuna tanık olduktan sonra sürgün edilen, bu toprakların son halifesi Abdülmecit Efendi'nin köşkü eylül ayı ile birlikte yeniden yaşama karışıyor.
Haber: ŞEHNAZ PAK / Arşivi

İSTANBUL - 2. Abdülhamit döneminde gözetim altında tutulan, büyük harbin acılarını, mütarekenin zorlu günlerini yaşayan, yeni bir ülkenin doğuşuna tanık olduktan sonra sürgün edilen, bu toprakların son halifesi Abdülmecit Efendi'nin köşkü eylül ayı ile birlikte yeniden yaşama karışıyor. Yapı Kredi Bankası'na ait Abdülmecit Köşkü 9 Eylül'de bankanın 60. kuruluş yılı vesilesiyle açılacak. Abdülmecit Efendi'ye ait tablolar, kişisel, özel koleksiyonculardan alınacak eşyaların sergileneceği müze için ayrıca bir de kitap basılacak.
Abdülmecit Köşkü'nün açılış gecesinde ney üstadı Kudsi Erguner cazın usta isimleriyle birlikte 'Abdülmecit'ten Günümüze, İstanbul'dan Dünyaya' konseptine temas eden bir performans gerçekleştirecek. Kudsi Erguner'e piyanoda Bojan Zulfikarpasiç, tubada Michel Godard, kontrabasta Arild Andersen, bateride Patrice Heral, saksofonda Christof Lauer, trompette Jean Luc Cappozzo, klarnette Hüseyin Delen, kanunda Hakan Güngör, udda Mehmet Bitmez, kemençede Derya Türkan, zurnada Hasan Çakan, vokalde de Halil Neciboğlu ve Walter Quintus eşlik edecek.
Dönemin müziğini tanımak
Kudsi Erguner'e göre bu projeninin önemi, yıkılan bir imparatorluk ve onun mirasının tekrar gündeme gelmesinde yatıyor. Erguner, "Bu kültürel mirasın içinde son yıllarında Batı ve Doğu kültürü arasında bir ikilem de var. Bu ikilem Abdülmecit Efendi'nin şahit olduğu, yani Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş döneminden itibaren radikal bir seçime dönüşüyor. Abdülmecit Efendi bunların da başlangıcını görmüş bir insan. Bizim asıl derdimiz o devrin müziğini tanıma ve o temaya uygun müziği yakalamak. Benim Yapı Krediye'ye sunduğum projede bu iki kültürün beraber olmasını esas alıyor. Bunun altını çizerek söylüyorum. O devirde bu bir sentez arayışı değil. O devirde bu sadece bir beraber oluştu. O devirde bir yanda Beethoven dinleyen, bir yanda da Dede Efendi'yi dinleyen insanlar vardı" diyor.
Projede müziğe, resme, kısaca sanata düşkünlüğüyle bilinen Abdülmecit'in bestelerinin yanı sıra babasının ve dedesinin eserleri de yer alıyor. Erguner, projedeki eserler için şunları söylüyor: "Onun babası Abdülaziz de müziğe düşkün. Daha Batılı olmasına karşın alaturka müziğe meraklı. Fakat kendi oğlu daha Batı kültürüne yönelik seçimlerde bulunmuş. Bunu ortaya koyabilmek için babasının eserlerini çalacağız. Diğer taraftan Sultan Abdülmecit (yani Abdülmecit Efendi'nin amcası) zamanında başlayan Mızıkay-ı Humayun hareketi var. Bu da iki kültürde beraber yaşıyor. Dede Efendi de var, Donizetti Paşa da."
Mızıkay-ı Humayun'un projenin mihrengi noktalarından biri olduğunu ifade eden Erguner, kurdukları orkestranın elemanlarına da bu noktada dikkat çekiyor: "Orkestrada bando elemanlarının malzemesi (tuba, saksofon, trompet, klarnet) de var, o devirde bestelenmiş marşlar da. Örneğin Donizetti'nin 'Mecidiye Marşı'. Biraz aranje ettik, caz esprisi içinde. O devirde Dede'nin de eserleri dinleniyor. Onlar da var. Diğer yandanAbdülmecit'in kardeşi Seyfettin Osmanoğlu'ndan örnekler..." Yani maksat dönemin müzik neşesini tekrar yaşatabilmek.
Bu proje canlı
Bu tip projelerde iki seçeneğin olduğunu söyleyen Erguner, "Akademik çok soğuk bir konser de yapabilirsiniz. Bu bundan, bu da bundan örnektir gibi. Müzik heyecanına yakışmayan bir durum bu. Müziğin arkeoleojisi oluyor daha çok. Bu proje daha life, canlı ve yaşayan bir özelliğe sahip. Bunun için de enternasyonal bir formasyon önerdim. Enstrümanlar ve bütün müzisyenlerin kendine göre bir müzik dünyası var. Ben her müzisyen arkadaşıma bir repertuvar götürüyorum. Repertuvarı yorumlarken o ister istemez caz formuna sokulacak. Bazılarında aranjmanlar yaptık. Bazıları da emprovizelerle şekillenecek. Önemli olan o devrin repertuvarının hiç bu kültürel dünya ile alakası olmayan bir caz müzisyeni tarafından yorumlanması" diyor.
Kudsi Erguner Abdülmecit Efendi'nin köşkünde dile gelecek böyle bir performansta mekânın da etkisinin büyük olduğunu düşünüyor; "Caz müzisyenleriyle çalışmamın nedeni cazın en güçlü olduğu nokta o anı yaşamak. Emprovizasyonları yakalamak ve iyi aktarmak. Bu ekipteki insanların da hepsi o kapasitede. Orada yapacağımız müzik mutlaka bir başka yerdekilere benzemeyecek. Şimdilik bir tekrarı yok. Özel bir proje." Ama Erguner, aynı projenin başka yerlerde de devam etmesini çok istiyor. Bu arada konser kaydedilecek ve kayıt iyi olursa belki CD'si yayımlanacak.