Bir ödül tartışması: Her şey sanat olabiliyorsa...

Bir ödül tartışması: Her şey sanat olabiliyorsa...
Bir ödül tartışması: Her şey sanat olabiliyorsa...
Turner Ödülü bir kez daha önemli bir işlev üstlenip günümüz çağdaş sanatının nasıl da farklı disiplinlere açık ve tanımlanamaz olduğu hakkında önemli tartışma kapıları araladı. Bu kapılardan belki de en önemlisi, yoksullar için mekan tasarlayan bir aktivist mimar grubu Assamble'nin de aday gösterilmesi. Turner adayları arasında bu yılki ödülü kazanan mimar grubundan başka bir opera bestecisi, bir moda tasarımcısı ve bir parapsikolog vardı...
Haber: CEM ERCİYES / Arşivi

Turner Prize, İngiltere’de ve hatta dünyada güncel sanatın popülerleşmesine epey katkıda bulunmuş bir ödül. İngiliz medyası, her yıl Turner adaylarını haber yapmayı, sonuçları en iyi şekilde duyurmayı ve tartışmayı çok sever. Saygın Tate Gallery tarafından düzenlenmekle birlikte Turner Ödülü de medyanın ilgisini çekecek çıkışlar yapmaktan hiç geri durmaz. Ödülü ünlü isimlerin sunmasını sağlar, toplumun mutlaka yadırgayacağı, çoğu kez güçlü bir görselliği olan adaylar seçilir, büyük paralar ödenir, televizyonda canlı yayınlanan pırıltılı törenler düzenlenir.

Turner ödülü adaylığı tartışılan mimarlık kolektifine

1984 yılından bu yana 50 yaş altı sanatçılara verilen bu ödülün geleceğin yıldızlarını takdim etmek gibi bir yanı da var. Gilbert & George 1986’da, Tony Cragg 1988’de, Anish Kapoor 1991’de, Damien Hirst 1995’de bu ödülü alan isimler. Evet ödül aldıklarında hiç biri isimsiz, gencecik bir sanatçı değildi. Sanat dünyasında ilgi çekmeye başlamış iddialı isimler olmuşlardı ama popüler birer sanatçıya dönüşmeleri, bütün İngiltere’de ve dolayısıyla bütün dünyada tanınmalarında hiç tartışmasız bu ödülün epey etkisi oldu.

TURNER VE TRACEY EMİN’İN ‘DAĞINIK YATAK’I
Hatta ödül, onu kazanamayanlara bile ün katmıştır. Mesela Tracy Emin. 1999’da ‘My Bed’ (Yatağım) adlı işiyle aday gösterildiğinde o kadar sansasyon kopardı ki, kimileri hala o yıl ödülün Tracy Emin’e gittiğini sanır... Oysa Turner’ı bugün tanınmış bir Hollywood yönetmeni olan Steve McQueen’e kaptırmış, daha sonra zil zurna sarhoş çıktığı televizyon programında kötü şöhretine şöhret katmıştı. Şunu itiraf etmeliyim ki o yıl Tate Gallery’nin önündeki uzun kuyrukta en çok Tracy Emin’in yatağını görmek için ben de beklemiş, sanatçının depresif iki hafta geçirdiği dağınık yatağın, her tür mahremiyeti ihlal eden cesaretinden etkilenmiştim. Benden iki hafta sonra, iki Uzakdoğulu vandal, daha eğlenceli bir şey yapıp kendilerini yatağın içine atmıştı... O yıl ödülün Buster Keaton filmleriyle hazırladığı videolar sayesinde aday olan genç sinemacıya verilmesinden hiç hoşnut kalmamıştım. Bugün de aynı fikirdeyim… Nitekim Tracy Emin önceki Venedik Bienali’nde İngiltere’yi temsil ediyordu, Steve McQueen ise Amerika’da Oscar peşinde koşuyor.

TURNER ÖDÜLÜ TATE BRITIAN’IN TASARIMI
Turner Ödülü, İngiltere sanatının lokomotif kurumlarından Tate Britain’ın tasarımı. Aslında güncel sanatın 90’lardan sonra dünya sanatında egemen bir görünüm kazanması, kavramsalın tuvalin önüne geçmesi gibi meselelerde mutlaka üzerinde durulması gereken bir kurum. Ödül her ne kadar adını klasik İngiliz ressam JMW Turner’dan alsa bile aslında Tate Britain’ın çağdaş sulara yelken açmasının da simgesi. Tate, ödülü koyduktan bir süre sonra da eski elektrik santralini devralıp çağdaş sanatın öne çıktığı yeni bir müzeye dönüştürecekti. 2000’de açılan Tate Modern, aralarında bizim İstanbul Modern’in de olduğu dünyadaki pek çok başka sanat kurumuna ilham verdi. Bugün hiç tartışmasız Londra sanatının kabesi gibi. Nehrin bir başka kıyısında hala klasikleri sergileyen eski Tate Gallery’e ise uğrayan pek duymadım... Bu güncel sanat vizyonunun direksiyonundaki kişi ise Tate müzelerinin direktörü Nicolas Serota. Haklı olarak yıllardır İnglitere sanatının en güçlüleri listesindeki yerini koruyan Sir Nicolas, Turner Ödülü’nün şöhret ve popülerliğine epey katkı yapmış, biraz da onunla özdeşleşmiş bir isim. Ödül 90’lı yıllara damgasını vuran YBA’dan (Genç Britanyalı Sanatçılar) pek çok ismin gündeme gelmesine de katkıda bulundu. Ve tabii ki bu grubun hamisi ve koleksiyoncusu Charles Saatchi de Turner Ödülü’nden epey faydalanmış oldu…

BU YILKİ ADAYLAR YENİ BİR TARTIŞMA BAŞLATTI

Her yıl Ekim ayı gibi ‘finale kalanlar’ açıklanır ve Turner’a aday olmalarını sağlayan işleri sergilenir. Bu yıl, 2015 ödülünün adayları sayesinde Turner Ödülü bir kez daha önemli bir işlev üstlenip günümüz çağdaş sanatının nasıl da farklı disiplinlere açık ve tanımlanamaz olduğu hakkında önemli tartışma kapıları araladı. Bu kapılardan belki de en önemlisi, bir aktivist mimar grubunun da aday gösterilmesi. Günümüz siyasi sistemlerinin otoriterleşme eğilimleri, dezavantajlıları görmezden gelme tavırları karşısında son on, yirmi yılda yükselip form değiştiren sokak hareketlerinin ve aktivizmin de sanatın içindeki yerini hatırlatıyor bu tercih. Tabii, politika dışı sivil toplum ve yardımlaşma kavramlarına aralanan bir ikinci kapısı daha var.
Bu yıl farklı bir uygulama ile Londra dışına çıkıp ve Glasgov’da eski depolardan dönüştürülen Tramway adlı müzede sergilenen Turner adayları arasında mimarlar grubundan başka, bir opera bestecisi, bir moda tasarımcısı ve bir parapsikolog var...

YOKSULLAR İÇİN MEKANLAR ÜRETİYORLAR
Londralı mimar topluluğunun kendine verdiği isim ‘Assamble’. ‘Doğrudan eylem’ için bir araya gelmiş bu genç mimarların çoğu Cambridge mezunu. Amaçları sanat, tasarım ve mimarlığın ortak noktasında durmak. Eylem biçimleri ise dezavantajlı topluluklarla birlikte çalışıp onlar için mekanlar üretmek. Nitekim onları Turner’a aday gösteren işleri de Liverpool’daki Granby Four Sokağı’nda yaşayanlarla birlikte ürettikleri evler. Neredeyse terkedilmiş çok eski binaları yeniliyorlar.

BONNIE CAMPLIN BİR NEVİ PARAPİSİKOLOG
Diğer bir aday, Bonnie Camplin için bir nevi ‘parapsikolog’ demek çok da hatalı olmaz. Kendisi düşünce gücüyle iletişime inanıyor. Her ne kadar bilim inanmasa da... İşlerini ‘icad edilmiş hayatlar’ kavramı etrafında geliştiren bir sanatçı. Turner’a aday olan The Military Industrial Complex adlı işi ise ‘uzlaşılmış gerçeklik’ üzerine bir ‘çalışma odası’ enstalasyonu. Bir toplumun ortak inançlarının, doğru bildiklerinin nasıl oluştuğuyla ilgileniyor. Ve tabii marjinalize edilmiş ‘yanlış’ bilgiyle de... Yani bilimle, sosyalojiyle ve psikolojiyle epey alakalı bir sanat insanı...

OPERA BESTESİYLE ADAY OLDU
Janice Kerber ise Doug adlı opera bestesiyle ödüle aday gösterildi. Kendisi bir besteci değil. Daha ziyade insanların iletişim biçimleriyle alakalı bir sanatçı. Hiç bilmediği bir dilde, bir hikaye anlatmak istemiş ve müzik dilini seçmiş. En cahil haliyle müzik öğrenmeye başlamış. ‘Bilgisizlik iyi bir şey” diyor. “Şimdi müzik hakkında biraz bilgiliyim ve ikinci bir beste yapabileceğimi hiç sanmıyorum.” (The Guardian) Altı şarkıcı için dokuz şarkıdan oluşan 25 dakikalık bir eser bestelemiş. Konusu ise düşüp kalkmalarla dolu bir dizi kaza...

Infrastrukture adlı işi yapan Nicole Vermer, kürk mantolarla süslü sandalyeler tasarlamış... Evet bildiğiniz arkalıkları, oraya asılıvermiş gibi duran kürk mantolardan oluşan sandalyelerden oluşan bir iş bu. Nitekim kendisi sanat ve tasarımın tüketim toplumunda nasıl bir ilişki kurduğunu yoklayan heykeller ve enstalasyonlarıyla biliniyor. Tate’in internet sitesine göre de Infrastrukture adlı işinde “modern tasarım ve yüksek modanın ‘gösterişli estetik ve malzemelerini kullanarak” sınıf ve tüketim toplumu eleştirisi yapıyor...

HER ŞEY SANAT OLABİLİYORSA...
Aslında Turner, bu kez sanat dünyasıınn vitrininde duran isimleri öne çıkartmıyor. Tam tersine farklı yerlerde duran sanatçılardan bir liste hazırlanmış. Ödülün seçicilerinden biri olan Middlesbrough Modern Sanat Enstitüsü’nün direktörü Alastair Hudson “Her şey sanat olabiliyorsa, tek sözcükle neden yapı sektörü de olmasın” diyerek eleştirilere karşı biraz da alaycı bir cevap vermekten kaçınmadı. İşin aslı Turner Ödülü, çağdaş sanatta disiplinlerarası sanat anlayışının düşünceler arası sanat anlayışına evrildiği bir kavşağa işaret ediyor gibi. Tıpkı bizim geride kalan 13. Bienal’in küratörü Bakargiev gibi... Pek çok düşünürü, yazarı, ressam, sanatçı ve hatta bilim adamını aynı serginin içinde toplayan Bakariev’in yaptığıyla, sanat dışından araçlar ve disiplinlerle kendini ifade eden imzaları bir araya toplayan Turner’ın yaptığı benzer şeylermiş gibi geliyor bana... (İstanbul Art News’ın Kasım sayısında yayımlanmıştır.)