Bir santranç oyunu olarak evlilik

Bir santranç  oyunu olarak evlilik
Bir santranç  oyunu olarak evlilik
Kadınların içgüdüsüne dikkat! Küçük küçük hesaplaşarak, yavaş yavaş kocalarına kendi ölüm fermanlarını imzalatabilirler. Paris'teki 'Birbirimize Asla Yalan Söylemeyeceğiz' tam da bunu anlatıyor.
Haber: TİLDA TEZMAN - TİLDA ttezman@tezmanholding.com / Arşivi

“Birbirimize Asla Yalan Söylemeyeceğiz” (On ne se mentira jamais) oyununun yazarı Eric Assous, bu yıl verilen Molières ödüllerinde, bu oyunla, yaşayan en iyi Fransız yazar dalında ödül aldı.

Bu oyunda aşk, yalan, gerçek ve arzular peş peşe sahnede…

Serge ve Marianne çok mutlular. Uzun yıllardır evliler. Tanışmalarının ilk gününden beri aralarındaki ateşi, canlılığı, hoşgörüyü korumuşlar. Buna rağmen, sıradan bir araba kazasından sonra, yaşamları ve ilişkileri ağır bir krize girer. Bir kum tanesi kadar minik ve önemsiz bir olay, çiftin arasına şüphe tohumunu eker ve karı kocanın arasındaki ahengi bozar. Şüphe, insanın içini kemiren bir zehirdir. Bu zehir yavaş yavaş büyür ve nihayet insanı mahveder. 25 yıllık bir evlilik ve bir birliktelikte eşler birbirini çok iyi tanıdıklarını sanırlar ama maalesef bazen yanıldıklarını keşfederler.

Hikâye basit bir araba kazasından sonra karı kocanın münakaşasıyla başlıyor. Kıskançlık kriziyle büyüyen bu münakaşada Marianne (Fanny Cottençon) kocası Serge’i (Jean-Luc Moreau) 25 yıl önceki olaylar hakkında soru yağmuruna tutmaya başlıyor. Zavallı Serge, karısının inişli çıkışlı ruh hallerinin kurbanı… Hâlbuki Serge öylesine masum ve dingin görünüyor ki… Olaylar büyüyor ve kavga bambaşka boyutlara gidiyor.

Kurnaz Marianne, bu tatlı ve sevgi dolu Serge’e, nasıl oluyor da, tipik bir polis sorgulaması yapabiliyor? Bunca yıl sonra böyle bir şeye niçin gerek duyuyor? Herhalde, kadınlık içgüdüsüyle hareket ediyor; ya da televizyonda izlediği polisiye dizilerinin etkisinde kalarak böyle davranıyor. Belki de psikanalizim hakkındaki bilgi kırıntılarını kullanıyor. Ne olursa olsun Marianne kocasını çok iyi tanıyor ve soruşturmayı yürütme şekli seyirciyi hayretler içinde bırakıyor.

50 yaşlarındaki bu çift gündelik hayatlarının monotonluğu ve hatıralarıyla karşı karşıyalar. Garip bir şekilde, Marianne kocasının eski sevgililerinden biriyle tesadüfen karşılaşır. Kocasıyla sevgilisi arasında hala bir şeylerin canlı kaldığından emin olduğu için, sevgiliye kocasının cep telefon numarasını verir. Bu noktada, Marianne’ı kıskançlıktan delilik krizi geçiren bir kadın olarak varsaysak da, aslında dâhiyane bir plan yaptığına tanık oluruz. Öyle ki Marianne, Serge’in burnundan girip ağzından çıkarak, korkunç gerçeği söyletmeyi başarır.

Oyun, daha ziyade, aynı yaş grubundan olan uzun yıllar evli olan seyircilere hitap ediyor. Öyle ki seyirciler de kendi evlilik müesseselerini sorgularken, kendileriyle yüzleşip böyle bir durumda nasıl davranmaları gerektiğini düşünüyorlar. Entelektüel derinliği olmayan bu oyun 50 yaş kuşağını bolca güldürüyor.

İki oyuncu da dakik oynuyor ve teksti mükemmel yorumluyor. Karı koca ilişkisinin ve aşkın başrolde olduğu bu oyun, son on beş dakikasında Serge’in (Jean-Luc Moreau) itiraflarıyla ve çelişkili karakter yapısıyla zirve yapıyor.

Enerjisi ve su gibi oyunculuğuyla Fanny Cottençon, Marianne karakteriyle en iyi kadın oyuncu ödülüne adaydı ama bu oyun, bir tek Eric Assaus’yla en iyi yazar ödülünü aldı. Fanny Cottençon dişiliğiyle büyülerken, kırılganlığıyla, aşk ve şüphe arasında gidiş gelişleriyle derinden etkiliyor. Oynamıyor, o anları ta içten yaşıyor.

KOCASI BİR POKER OYUNCUSU GİBİ 

Jean-Luc Moreau, Serge karakterini tıpkı bir poker oyuncusu gibi yorumluyor: Kaybediyor, tekrar oynuyor, ama sonunda her şeyi ama her şeyi kaybediyor. Yavaş yavaş kapana sıkışıyor; itiraf ediyor, hem de sonuna kadar itiraf ediyor ve kaybediyor. Jean-Luc Moreau 70 yaşında. 2005 yılında sahneye koyduğu Camille C. piyesiyle Molière’in sürpriz en iyi oyun ödülünü almıştı. Bunun yanı sıra altı defa da en iyi reji ve en iyi aktör ödüllerine aday oldu. “Birbirimize asla yalan söylemeyeceğiz” oyununu hem sahneye koydu, hem de Serge karakterini başarıyla canlandırdı.

Eric Assous, son yıllarda yazdığı tiyatro oyunlarıyla ünlendi. Kadınlarımız (Nos Femmes) ve Mikelanj’ın Karısı (La Femme de Michel Ange) oyunları 2014 yılında çok büyük ses getirdi. Evliliğin Sihiri (L’İllusion Conjugale) oyunu 2010 yılında Molière’lerde en iyi yazar ödülüyle taçlandırıldı. Bu yıl da “Birbirimize Asla Yalan Söylemeyeceğiz” oyunuyla en iyi yazar ödülünü aldı. Eric Assous güncel komedilerle tiyatro seyircisini şenlendirmeye devam ediyor. Bu yazarın vazgeçemediği konu ise, dünyanın en geçerli konularından biri olan “Yalan karşısında karı kocanın davranışı”. Eric Assous’nun kalemi çok zarif. Hikâyeyi inşa edişi ve insani karakter analizleri çok başarılı. Küçük bir piyes ama hikâye sağlam temellere oturtulmuş. Assous’nun diyalogları gerçekten çok zeki ve keskin.

Oyunun ritmi yüksek. Oyuncular, kostümlerini, büyük bir hızla, çabucak değiştiriyorlar. Öyle ki oyunda ölü anlar yok. Özellikle müzik çok hoş. Bir satranç oyunundaymışçasına, şah matlar arasında bolca gülüyoruz.

Kadınların içgüdüsüne dikkat! Küçük küçük hesaplaşarak, yavaş yavaş ölüm fermanını imzalatabilirler. “Evliyim, evet. Bu bir özür ama bir fren değil” diyen Marianne kulaklara küpe olsun!

1,5 saat süren tek perdelik bu oyun 15 Haziran’a kadar La Bruyère Tiyatrosunda pazartesi hariç oynanıyor.