Bir Şener Şen var Cem Yılmaz'dan içeri

Bir Şener Şen var Cem Yılmaz'dan içeri
Bir Şener Şen var Cem Yılmaz'dan içeri
Cem Yılmaz 'Hokkabaz' filminde Şener Şen'in 'Gölge Oyunu'ndan ilham aldı. Çocukluğu onun filmleriyle geçti. Yılmaz'ın idolüyle sohbetine dün kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Cem Yılmaz : Filmleriniz bizim için bir kere izlemekle konusu kapatılacak şeyler değildi. Dolayısıyla o filmleri yönetmeni, oyuncusu kadar etüd etmiş bir grup seyirciyiz. Arzu Film ekibinin görünmeyen hallerini tartışmaya başlardık mesela.
Şener  Şen: Arzu Film’de diğer yapım şirketlerinden farklı olarak bir ruh vardı. Komedi çok ciddiye alınırdı. Ertem Abi (Eğilmez) bazen senaryoyu beğenmez, set kurulmuş halde beklerken değiştirtirdi. Kendisi gülene kadar senaryonun o bölümü gidip gelirdi. Dikkat edersen bütün filmlerde ciddi bir dramatik yapı vardır, sadece komik lafların sıralandığı skeçlerden oluşmaz.    

CY: Ben bir noktadan sonra işin kamera arkası kısmıyla da ilgilenmeye başladım tabii. Mesela Şener Abi sizin nerelerde gülmüş olabileceğinizi bulmaya çalışırdık.

ŞŞ: Biz Kemal’le(Sunal) bazen kendimizi tutamazdık, doğru. Ve bunların perdeye yansıdığı sahneler vardır, hakikaten. Çünkü çok gülerdik Kemal’le, çekim anında da toparlayamadığımız olurdu. 

CY: Yalnız son zamanlarda “Filmi çekerken çok eğlendik” cümlesini o kadar sık duyuyorum ki tüylerim diken diken oluyor. Film çekmek o kadar meşakkatli bir iş ki o sırada çok eğleniyorsan bir yerde yanlış yapıyorsun demektir.

ŞŞ: Ayrıca çekerken çok eğlenmen film için bir garanti olamaz, yani seyircinin de eğleneceği kesin değildir. Ben bazen çekilirken çok eğlenilen o filmlere bakıyorum ve anlıyorum ki sadece çekenler eğlenmiş!

CY: Komediyle ilgili dünyada ortak bir bilinç var. Şener Abi, bizim seninle buralardan gelmiş olmakla, Seattle’dan gelmiş olmamız arasında bir fark yok aslında.
ŞŞ: Bunun ne ezikliği ne de artısı var. 

CY: Dünyanın her yerinde çeşitli sosyal kodlar ve algılamalar var ve komedyenler evrensel olarak bunlarla dalga geçer. Groucho Marx 100 yıldır dalga geçiyor. 5 bin yıl önce de klişeler ve onları kıran adamlar vardı. Biz o adamlardan olduk. 
CY: Sizinle ilgili Eşkıya’dan beri “Şener Şen artık komedi oynamıyor mu” sorusu geliyor ya, öyle olsa bile bu benim için bir kayıp değil. Bir de sizin bu manadaki değişiminiz Eşkıya’dan çok önceye denk geliyor değil mi?

ŞŞ: Tabii, 1984’ten beri. Namuslu, Çıplak Vatandaş, Muhsin Bey, hatta Züğürt Ağa böyle filmlerdir. Evet 1996’da Eşkıya’yı izleyenler gülümsemekten çok gözyaşı dökmüş olabilir ama benim açımdan Badi Ekrem’den Muhsin Bey’e geçiş çok daha büyük bir atlamadır. Eşkıya’ya gelene kadar seyirci Şener Şen’in o haline alışmıştı aslına bakarsan. Ya da daha evvel garibanları kamyona bindirip İstanbul’a getiren üçkağıtçıdan Züğürt Ağa’ya geçiş…

CY: Öyleyse bu bir aktör olarak başka türde bir tip oynama arzusu mu?
ŞŞ: Duygunun önlenememesi diyeyim. Tiyatroda öyle roller oynamıştım ama sinemada 15 yıl hep yardımcı rollerde komedi yapmıştım. “Namuslu” geçiş filmiydi. Senin için “Av Mevsimi” öyle olacak değil mi Cem?

CY: E öyle tabii. Ama bunun “Komedinin ciddiye alınmamasından dolayı dramaya geçti” diye tercüme edilmesinden rahatsızlık duyarım. Bırak içinde olmayı, ben izleyici olarak komediyi çok kıymetli buluyorum. Ben şuradan yırtıyorum aslında: İlk sinema filmimde (Herşey Çok Güzel Olacak) oynadığım karakterin dramatik yanı ağır basıyordu. O karakterin kendisine değil tercihlerine, içinde bulunduğu duruma, çaresizliğine gülünüyordu. Hokkabaz da öyleydi bir bakıma. Şener Abi, Hokkabaz’ı yazarken sizin Gölge Oyunu filminizden ilham almıştım…
ŞŞ: 1992’de çekmiştik o filmi. Hiç bir hüneri olmayan, çapsız iki komedyeni canlandırıyorduk Şevket’le ikimiz. Senin Hokkabaz’da da beceriksiz bir sihirbaz vardı.   

CY: Yavuz Abi (Turgul) Gölge Oyunu’ndaki o iki kötü komedyeni o kadar iyi yazmış ki… Siz ne hissediyorsunuz böyle karakterleri oynarken?
ŞŞ: Gerçeklikleri etkiliyor, yeteneksizliğinin farkında olmayan öyle çok insan vardır. Yavuz, insanın trajedisine, çok kafa patlatır. Herkes bir yere sığınır ya da olmak istediği dünyayı kafasında yaratır, kendisini o hayali dünyaya yapıştırır. Bu incelikleri görürsünüz Yavuz’un karakterlerinde. 

Eşcinseli öyle bir oynarsın ki... 

CY: İyi oyuncu her şeyi oynayabilen adam değildir diye bir söz yazmışım kafama. Doğru mu sizce?
ŞŞ: Tabii. Benim o fikirle reddettiğim çok film vardır. Çünkü hissedersin o karakter sende iyi durmaz. Bazen hünerden çok role uygunluk söz konusudur. 

CY: Bundan 10 sene evvel mankenden oyuncu olmaz denirdi. Hep saçma buldum bunu. Filme 1.80 boyunda sarışın mavi gözlü bir kız lazımken, “Mankenden oyuncu olmaz” diye feveran eden 1.60 boyundaki abla ne zannediyor? Manken kız olmasa rolü kendisinin alacağını mı? E dediğiniz gibi uygunluk diye birşey var, yalnızca kabiliyet olarak değil fiziken de.
ŞŞ: 1984’e kadar Arzu Film bana “Sen şu rolü oynayacaksın” derdi, oynardım. Karar vermeme lüksüm vardı. Ama sonra hep bu uygunluk meselesini gözetmek, kılı kırk yarmak zorunda kaldım. 

CY: Bazı kararları da sadece aktörlüğün kuralları çerçevesinde değerlendirmek zorunda da değilsiniz değil mi Şener Abi? Yani hayat görüşünüz, ahlaki değerleriniz de kefenin bir tarafındadır.
ŞŞ: Elbette. Mesela ben katiyen çocuk istismarını teşvik eden filmde oynamam. “Rol işte, ne olacak” diyemem. Bu tip kararlar sizin iyi aktör ya da kötü aktör olduğunuzu belirten ölçü olamaz hiç bir zaman. Sean Penn’in oynadığı Milk filmine bak. Orada Penn’in eşcinselliğinden çok insan hakları mücadelesi ön plandadır. Bir eşcinseli ya da bir travestiyi öyle bir oynarsın ki izleyiciyi hayatın adaleti konusunda düşünmeye sevk edersin. Burada ölçü budur. 

CY: Felicity Huffman’ın bir transseksüeli oynadığı Transamerica filmi… Öyle bir senaryo gelsin, hangi aktör “Ben homofobiğim”, “Ben kadın kılığına girmem” der ki? Önemli olan karakterin sadece egzantiriklik olsun diye senaryoya eklenmemesi, yapıştırma durmaması
ŞŞ: Bravo çok doğru!    

Yaşlanmaya geç kalmak  

CY: Ben birgün bir filmde sizinle oynayacağımı biliyordum. Kaderde var inancı bu. Öyle mutluyum ki…
ŞŞ: İnşallah devam eder. Cem’in oyunculuğuna hayran kaldım. Bence Av Mevsimi’nin sürprizi odur. Daha evvel niye böyle bir şeye heves etmedi denecek kadar iyi bir oyuncuyla karşılaştım. Ondan çok şey öğrendim. 

CY: Estağfurullah… ‘Av Mevsimi’nin setine bazen siz bazen ben önce gidiyordum. Filmin kostüm tasarımcısı Gülümser (Gürtunca) bir gün bana dedi ki “Sen sete gelip şarkılar söylüyorsun ya, bugün Şener Abi de aynı şeyi yaptı. Çok benziyorsunuz.” O kadar sevindim ki.
ŞŞ: Bunu bilmiyordum. Setimizin gerçekten güzel bir ruhu vardı, değil mi?

CY: Kesinlikle. Başlamadan önce tedirgin olmuştum açıkçası. Karşımda Şener Şen var, Yavuz Turgul için “zor yönetmen” derler filan. Ama yemin billah ediyorum bir zorluk görmedim. Bir de bize hep “Niye hep aynı insanlarla film yapıyorsunuz” derler. Siz ne cevap veriyorsunuz buna?
ŞŞ: Çok doğal derim. Özel hayatınızda da arkadaşlarınızı seçersiniz, iş hayatında da iyi anlaştığınız kişilerle daha başarılı olursunuz. Bunun bir konforu var. Gerginliğin ve uyumun olduğu yerde daha iyi performans gösteririm
Sahne kaygandır ama pati çekmeden hep kurtardım  

CY: Üç beş senede bir bana bir şey oluyor. Arabalardaki “traction control(anti patinaj sistemi)” gibi. Sahnede çok pati çeken gördüm ben. Çünkü çok kaygan bir yerdir. Şener Abi gibi eskiler o işi direksiyon kabiliyetiyle ayarlarlar. Size eski dememin eskimiş anlamında olmadığını biliyorsunuz değil mi? Çünkü bana göre siz yaşsız bir adamsınız!
ŞŞ: Aynı zamanda yaşlanıyorum da Cem’cim ama bununla ilgili hiç bir zaman meselem olmadı. Bana göre ben hep yaşlıydım ve yaşsızdım. 


CY: Bakın ben de hep yaşlı olmak isterim. Çocukluğumdan beri kendime bıyık çizen bir insanım, anneme sorabilirsiniz. O yüzden ben çok geç kaldım yaşlanmak için, bir an evvel yaşlanmam lazım.
ŞŞ: Bir gün gelecek fiziki görüntü nedeniyle sadece yan roller uygun görülecek bana. Buna da itirazım yok. Zaten kendini herşeyin üstünde çok özel biri gibi görürsen başına iş gelir. Sen niye çok özel olasın? Herkes gibi yaşlanacaksın ve çevrendeki hayat ona göre şekil değiştirecek. İnsanlık tarihinde bundan kim yırtmış ki? İnsan olmayı sindirirsen her şey daha kolay olur. 

CY: Şener Abi, ben seni sokaktaki herkes kadar seviyorum. Onlardan daha çok seviyorum diyecek kadar uçmadım. Ama sen de bu kadar sevilmeye layıksın be abi. Seninle çalışmanın verdiği şımarıklığı tekrar Ozan’la bir film yaparak toparlamaya çalışacağım artık!
ŞŞ: Hay Allahım! Cem sen hakikaten çok acayip, çok özel bir insansın…

 RADİKAL OLARAK:  Mehmet Turgut’a fotoğrafları, Cem Yılmaz’a muhabirliği, Şener Şen’e Türkiye ’yi en iyi anlatan karakterleri merhametle ve sevgiyle canladırdığı için teşekkürü borç biliriz. 

DAVARO-1981
Cem Yılmaz bu filmi ilk izlediğinde sekiz yaşındaydı, Şener Şen’in tüm repliklerini ezberlemişti.
NAMUSLU-1984
Yılmaz bu sırada Kocamustafapaşa’daki Mehmet Akif Ersoy İlkokulu  dördüncü sınıfta okuyordu. Bahçelievler’e taşındı.
MUHSİN BEY-1987
Türkiye zamana ayak uyduramayan Muhsin Bey’le tanıştığında, Cem Yılmaz Bahçelievler Kazım Karabekir Ortaokulu’nu bitirmek üzereydi.
GÖLGE OYUNU-1992
Şen’in iki beceriksiz komedyenin hikayesini anlatan bu filmi vizyona girdiğinde Cem Yılmaz, Boğaziçi Üniversitesi Turizm ve Otelcilik Bölümü’nde öğrenciydi.
EŞKIYA-1997
Cem Yılmaz, Şener Şen’in kariyeri açısından ikinci bir dönüm noktası olan Eşkıya’dan iki yıl  önce Leman Kültür’de ilk stand-up gösterisini yapmış, filmdeki karakterlerin aksine sıra dışı bir mizahçı olarak hayatımıza girmişti.