Biraz karma ama harika

On beş günlük koşuşturmanın ardından, 8. Uluslararası İstanbul Caz Festivali de mutlu bir anıya dönüştü. Bu arada biz de caz festivalinde karma müzik dinlemeye alıştığımızı fark ettik.
Haber: Sevin OKYAY / Arşivi

On beş günlük koşuşturmanın ardından, 8. Uluslararası İstanbul Caz Festivali de mutlu bir anıya dönüştü. Bu arada biz de caz festivalinde karma müzik dinlemeye alıştığımızı fark ettik. Zorla dolan Brad Mehldau konserine, yarı yarıya boş Kenny Barron-Regina Carter ve Esbjörn Stevenson konserlerine gelmiş insanlar, 'karma'lığın hikmetini çözmüştür herhalde. Nispeten küçük mekânları bile cazla doldurmak mümkün olmuyor. Açıkhava'daki o müthiş caz gecesinde, herkesi esir alan Diane Reeves'in ardından Wayne Shorter'a sıra gelince mekânı akın akın terk edenler de gösterdi ki, festival dinleyicisi 'cazsever' tanımına pek girmiyor.. Üstelik, son yılların en iyi konserlerinden birini sundular.
Neyse ki, neşeli bir-iki saat geçirmek isteyenlerin sayısı, az değildi. Festival, her kesimi bir ölçüde memnun etti sayılır. Herkesin de kendi favorileri var, tabii. Brooklyn Funk Essentials, Buena Vista Social Club ve salsa geceleri fevkalade neşeliydi. Hele benim gitmediğim salsa gecesinde D'Leon ortalığı dağıtmış. Ben şahsen ilk ikisinde pek eğlendim, bu arada vaktiyle doğru kararı vermiş olsak göbek atarak hayatımızı kazanabileceğimiz anlaşıldı. Ama fazla kafa sallamak bu yaşta enseye iyi gelmiyor. Çok şükür, kafam halen (fiziki anlamda) yerinde. Sting'in hakkını yiyemeyiz. Kendisi çok formdaydı, grubu iyiydi, şahane bir konserdi. PJ Harvey'i gene es geçiyorum ama Nick Cave'e tapınmam ilelebet sürecek. Aynı vecd halini başka kim sağlar, bilemem. Benim için, belki Tom Waits.
Festivalin caz konserlerine gelince, sevdiklerimizi yukarıda sıraladık zaten, genelde boş olan konserler. Mehldau geçen seferkinden de iyiydi ama, Esbjörn Stevenson ve grubu gerçekten harikulade. Bende biraz akustik bir Medeski, Martin and Wood çağrışımı uyandırdılar. Aynı derecede 'tek yürekli' bir uyumları vardı. Barronj-Carter konserinde de tercihim, biraz fazla profesyonel olan Barron'dan değil kemanıyla yekvücut olan Carter'dan yana. Bugge elbette bizi hayal kırıklığına uğratmadı, yolunda başarıyla yürüyor. Diğer sürprizler, caz faslında icracı olarak kız davulcum Kimberley Thompson ve seyirciyi de işin içine katan dünya müzikleriyle Dezoriental'di. Sevgili Grooverider'ıma ise ne yazık ki gidemedim. Gelecek yılı
şimdiden bekliyorum: Görgün, n'olur Waits'i getirin...