Biraz ondan, biraz bundan

Askeri darbelere, iç hesaplaşmalara, kardeş kavgalarına sıkça sahne olan Türkiye'nin yakın tarihinden bir dönemi alın, çocukluğunuzun geçtiği yerlere taşıyın, üzerine bol miktarda anıdan hazırlanmış bir sos katın ve kızgın fırına verin.
Haber: Film Eleştirisi: Murat ÖZER / Arşivi

ŞELLALE
Yönetmen:Semir Aslanyürek
Senaryo: Semir Aslanyürek
Görüntü:Haik Kirakossian
Müzik:Sunay Özgür
Kurgu: Senad Preşeva, Mustafa Preşeva
Oyuncular: Hülya Koçyiğit, Tuncel Kurtiz, Aykut Oray, Ege Aydan, Ali Sürmeli, Fikret Kuşkan, Nurgül Yeşilçay, Zuhal Tatlıcıoğlu, Enis Aslanyürek, Savaş Yurttaş
2001 Türkiye, 120 dakika (Warner Bros.)
***
Askeri darbelere, iç hesaplaşmalara, kardeş kavgalarına sıkça sahne olan Türkiye'nin yakın tarihinden bir dönemi alın, çocukluğunuzun geçtiği yerlere taşıyın, üzerine bol miktarda anıdan hazırlanmış bir sos katın ve kızgın fırına verin. Ortaya çıkan sonuç, 'evlat sendromu'ndan dolayı 'doğal olarak' sizi tatmin edecektir. Peki ya diğerlerini?
Semir Aslanyürek'in uzun süredir üzerinde çalıştığı 'Şellale', tam da böyle bir film. Antakyalı yönetmen, 'çocukluğunun gökyüzü'nü izleyiciyle paylaşmak, darbelerle hırpalanan ülkenin tarihsel 'gerçekleri' çevresinde dolanmak ve biraz da mesaj vermek için gerçekleştirdiği anlaşılan bu projede,
ısrarla kalabalığın içine atıyor kendini.
Filmin öyküsü, 1960 ihtilali'nin hemen öncesinde, Antakya'nın Harbiye kasabasında vücut buluyor. Demokrat Parti'nin iktidarda olduğu ve 'Küçük Amerika' ideallerinin zirvede olduğu bir dönem bu. Evleri yan yana
olan iki kardeşi odağa yerleştirmiş yönetmen; DP'li Yusuf Usta (Aykut Oray) ve CHP'li Süleyman (Ali Sürmeli). İki kardeşin
'partili' olmaktan doğan çatışmaları öyle bir noktaya geliyor ki, birbirlerini görmemek için araya bir de duvar örüyorlar.
Sonrasında kasabanın birbirinden renkli, birbirinden 'deli' insanlarıyla tanışıyoruz; Yusuf'un karısı Semra (Hülya Koçyiğit), yaramaz oğlu Cemal (Enis Aslanyürek), talihsiz kızı Şehra (Zuhal Tatlıcıoğlu), çekmecesinde Stalin'in resmi olan berber Kel Selim (Tuncel Kurtiz) ve onlarca 'altı çizilesi' karakter...
Bölük pörçük anılar
Anlatacak pek bir öykü de yok aslında
'Şellale'de. Aslanyürek'in, Antakya doğasına, tarihine ve insanına duyduğu saygının bir yansıması gibi görünüyor film.
Öte yandan bir tür yerli 'Amarcord' yaratma sevdası da gözlemlenmiyor değil. Yönetmenin iyi niyetli çabalarına karşın, kalabalığın içinde kaybolduğunu hissediyoruz çoğunlukla. Bölük pörçük anıların bir araya geldiği yapım, tam olarak episodik bir anlatıma da sahip değil. Durgun suda seken taşlar gibi ilerliyor film ve sonunda dibe batıyor. Sekmeler arasındaki boşluklarsa, havaya karışıp uçup giden öykücüklerden başka bir şey bırakmıyor geride.
Aslanyürek, sinemamızın akademisyen yönetmenlerinden. Sinemanın kurallarını çok iyi bildiği konusunda hiçbir kuşkum yok. Hatta bu konuda Türkiye'deki bir avuç sinema adamından biri. Ama ikinci filmi 'Şellale'yi çekerken, senaryo ve oyuncu yönetimi konularında bildiklerini rafa kaldırmış görünüyor. Dağınık ve bir türlü toparlanamayan bir senaryo var karşımızda.
'Suya anlatılan rüyalar' gibi şiirsel, bir o kadar da destansı bir temadan yola çıkıp; politik deformasyon, delilik, 'duvar', Antakya güzellemesi ve 'tarih dersi' kulvarlarına kayan, bu kulvarlar çoğaldıkça dengesini yitirip düşme noktasına gelen bir film 'Şellale'.
Oyunculuk kayboluyor
Oyuncular da doğallıkla bu dağınıklıktan paylarını alıyor. Hiçbir karakterin yeterince altı çizilemediği, hatta her biri fazlasıyla karikatürize edildiği için,
'ayakta kalabilecek' bir kompozisyon da göremiyoruz oyunculardan. İki saat boyunca koşuşturmaktan bitap düşüyorlar ve sıcak asfalta düşen yağmur damlaları gibi buharlaşıp gözden yitiyorlar. Çocuk oyuncular için de aynı şeyleri söylemek mümkün. Yönetmen, onlara (biri de oğlu olmasına karşın) hâkim olma konusunda büyük sıkıntılar çekmiş anlaşılan.
'Şellale', Semir Aslanyürek'in 'Antakya Üçlemesi' projesinin ilk filmi gibi görünmesine karşın, dönem olarak baktığımızda
son filmi. Arslanyürek, üçlemenin diğer filmlerini çektiğinde, umarız ki bu kadar 'tıkıştırma' eğilimi göstermez. Zira buradaki 'Her şeyi koyalım' mantığı, filmi 'tatmin edici' olmaktan çok, uzaklara taşıyan en önemli unsur...