Bis parçalarından oluşan albüm

Bis parçalarından oluşan albüm
Bis parçalarından oluşan albüm

Tuncay Yılmaz: ?Uluslararası festivallerimizde Türk besteci ve yorumculara verilen yeri sığ buluyorum?

Keman sanatçısı Tuncay Yılmaz'ın yeni albümü 'Rosepage' resitallerinden sonra bis olarak seslendirdiği parçalardan oluşuyor. Albüm'de 'Gülnihal' ve 'La Vie En Rose' gibi iki de sürpriz var. Tuncay Yılmaz, 'Klasik müzik dışındaki kitleye de ulaşmak istiyorum' diyor
Haber: ARZU HAKSUN GÜVENİLİR / Arşivi

İSTANBUL - Günümüzün en önemli keman virtüözlerinden Tuncay Yılmaz, dördüncü albümü Rosapage’i piyasaya çıkarttı. Uluslararası kariyere sahip sanatçının son albümü, teknik detaylardan, müzikal gösterişten uzak, yalın ve duygu yüklü. ‘En iyi Schumann Yorumcusu’, ‘Mozart Özel Ödülü’ sahibi,  İsviçre Tibor ve Berlin Mendelssohn yarışmalarının finalisti Tuncay Yılmaz’ın bu albümü dinleyeni, sadelik ve yorumuyla şaşırtıyor. Ahmet Adnan Saygun’dan Dede Efendi’ye, Franz von Vecsey’den Johannes Brahms’a, Louis Guglielmi’den Enrique Granados’a kadar farklı kulvarlardaki bestecilerin en sevilen eserleri yer alıyor.  Hem teknik hem de repertuar açısından evrensel düzeydeki keman sanatçımızın bu çalışması otuz yılı aşan sanat yaşamının olgunluk döneminin bir meyvesi. Yılmaz ile, yorumunda ‘duyguları’ ön planda tuttuğu yeni albümünü konuştuk. 

Rosepage albümü için eserleri neye göre belirlediniz?
90’lı yıllardan beri resitallerim sonrasında bis olarak seslendirdiğim eserler arasından seçtim. Albümde teknik ve müzikal kavramların üstünde, bir duygu yoğunluğu var. ‘Az ama öz söylemek’ anlayışıyla, müziğe ve kemana olan sevgimin yansıması. Yaşanmışlığımı ve birikimlerimi en yalın haliyle ortaya çıkarmayı arzu ettim.
Albümde ayrıca klasik müzik eserlerinin dışında iki sürpriz parça var, ilk seslendiriliş ve yorum... Bunlardan bahseder misiniz?
Evet; ‘Gülnihal’ ve ‘La Vie En Rose’... Bach’ın çağdaşı Dedeefendi’nin şarkısı ‘Gülnihal’in yeri bende ayrıdır. Anneannem bana ‘ninni’ olarak söylediği bu şarkı çocukluğumun unutulmazlarındandır. Bir diğer  uyarlama ise  ‘La Vie En Rose’, Guglielmi’nin bestelediği ve Fransız Chanson şarkıcısı Edith Piaf’ın ününe ün katan bu popüler şarkı, aşk duygusunu en saf haliyle tanımlar. Oğuzhan Balcı, değerli uyarlamalarıyla bu eserlere ayrı bir renk verdi. Amacım klasik müzik dinleyicisinin dışındaki kitleye de ulaşabilmek...
Günümüzde Türkiye’deki klasik müziğin yerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ülkemizde maalesef büyük kitleler müzikte kaliteyi aramıyor. Böylelikle ruhları kirletiliyor. Belirli alt yapıya sahip, iyi  müziğin amacı, olumsuzlukları onarmak, düşünce ve duygu zenginliğini aşılamak. Gülünç  gelebilir ama, insanlar dostlarına hediye olarak şarap yerine bir albüm götürmeyi tercih edebilirler mesela. Böyle basit bir çözüm bile, başlangıç için iyi olabilir. Dinleyici benim için her yerde aynıdır.
Bir diğer konu ise ülkemizdeki Türk besteci ve yorumcuların eserlerine yeteri kadar değer verilmediği. Tüm beynelmilel festivallerimizde verilen önceliği, önemi ve yerini sığ buluyorum. Mesela, bulunduğumuz ‘Istanbul’a özel 2010 yılı’nda öncelikli olarak birçok senfonik eseri, keman ve piyano konçertolarımızın icra edilmesini arzu ederdim.
Türkiye’de klasik müzik eğitimi alan bazı gençlerde mesleğiyle ilgili gelecek kaygısı taşıdığına şahit oluyoruz... Siz de eğitmenlik yapıyorsunuz bu kaygıyı gördünüz mü?
Müzisyen sayısı çoğaldıkça alan daralıyor. Ancak nitelikli müzisyene bugün de her yerde yer var. Daha fazla çalışmak gerekiyor. Öğrencilik zamanımda bugünkü imkânlar yoktu. İki kişi (ben ve Fazıl) Ankara Konservatuvarı yüksek bölümünü birincilikle bitirdikten sonra, tahsil için Almanya’ya ‘Alman Devlet Burslusu’ olarak gönderildik. Bugün Avrupa düzeyinde ‘Master Class’ lar düzenleniyor, değerlendirebilen öğrenciler için sevindirici.
Uluslararası başarıya ulaşmak, hele de Batı’nın iyi bildiği klasik müzik alanında ön sıralara yerleşmek toplumumuzda kolay olmasa gerek. Peki bu alanda yetişen gençlere ne tavsiyelerde bulunursunuz?
Hayat biçimi olarak virtüözlüğü sevdiğim için, misyonumu ve önüme çıkan konser fırsatlarını değerlendirmeye çalışıyorum. Bir işe nasıl başladığımız kadar nasıl sonuçlandırdığımız da değerlidir. Bu yarış, yüz metrelik bir koşu değil, binlerce kilometrelik uzun bir maratondur. Ünlü olmaksa ateşten bir gömlek.
Yanmamak için amyant gömleğe ihtiyaç vardır ki  herkes bu gömleği taşıyamaz! Başka bir gerçekse, dünya kariyeri için ana sponsorlarınız, çeşitli lobileriniz ve kendi yetiştirdiğiniz konser organizatörleriniz yoksa, dehanız ve başarınız ne olursa olsun, var olan markanızı uluslar arası alana taşımanız zordur. Türk sanatçısı, bu zorluğu ve sıkıntıyı maalesef yaşıyor. Belki bu durum bir gün değişir, ama buna rağmen iyi bir kariyer yapabilirsiniz. Yetişen gençlere her şeyden önce hayatı çok sevmelerini ve ne yaparlarsa yapsınlar ‘iyi’ olana özenmelerini ve gerçek kılmalarını dilerim.
Albümden sonra dinleyicileri neler bekliyor?...
Bugüne kadar çaldığım repertuvarın dışında, özellikle Türk Konçertoları ön plana çıkarmak arzusundayım. Bunların kayıtları, piyanistimle çalışmalarım, resitallerim, turneler ve yeni kayıtlarımız gerçekleşecek. Ayrıca sevdiğim oda müziği projelerim de var... İksev’de kurucusu olduğum ‘Akademi İksev (İzmir Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı) Uluslararası Keman Ustalık sınıfı” devam ediyor. 13-19 eylül 2010 tarihlari arasında, arkadaşım Tedi Papavrami, ben ve Robert Markham, benim de doğduğum tarihi şehir İzmir’de genç kemancılara dersler vereceğiz.