Bizdeki sergiler çoğu zaman New York'tan bile iyi

Bizdeki sergiler çoğu zaman New York'tan bile iyi
Bizdeki sergiler çoğu zaman New York'tan bile iyi
Güney Kore'de açılan 'Karşılaşmalar: Türk Çağdaş Sanatı' sergisinin küratörü Hasan Bülent Kahraman: "Sergi, Türk sanatının çocukluk hastalığından kurtulduğunu göstermesi bakımından önemli"
Haber: ERMAN ATA UNCU / Arşivi

‘Karşılaşmalar: Türk Çağdaş Sanatı Kore’de’ sergisinde yer alan işleri seçerken kriteriniz neydi? 
Bu sergiyi ilginç bir kompozisyona tabi tuttuk. Galerilerden sanatçılarını istedik. Sonra işler geldi. Seçime tabi tuttuğumuz galerilerin kimlerle çalıştığını biliyordum. Dolayısıyla ortaya nasıl bir sergi çıkacağı kafamda hazırdı. Serginin bazı özellikleri bulunmalıydı. O nedenle ilk elemeden sonra ‘Karşılaşmalar’ başlığını seçtim.
Türkiye çağdaş sanata palas pandıras katıldı. Çağdaş sanatın 2000 sonrasındaki verimi bir yana, biz kendi modern sanatımızın sorunsallarıyla da içli dışlı değiliz. Oysa klasiğimiz nerede bitiyor, diğeri nerede başlıyor gibi bir sorunla epey uğraşabiliriz. Öyle bakınca bazı isimler modern mi klasik mi çağdaş mı problemi de ortaya geliyor. Bu nedenle sergiye bir geçiş bölümü oturtmalıyım diye düşündüm. İkincisi, 2000 sonrası gelişimin kendi içinde bazı daireleri var. Onları somutlaştıracak isimler olmalıydı. Öte yandan Kore’de açılacak bir serginin kültürel bir boyutu da var. İstedim ki, hem iki kültür arasında bazı etkileşimleri canlandırsın hem de kendi içindeki bazı tartışmaları, süreklilikleri öne çıkarabilsin. Serginin bir diğer önemli olgusu Batı’daki en Doğulu ülke ile Doğu’daki en Batılı ülkenin karşılaşmasıydı. Bunu da gösterebildiğim kanısındayım.
Serginin gelişim süreci nasıldı, teklif kimden geldi? 
İlginçtir, sergi teklifi Korelilerden geldi. Benim genel koordinatörlüğünü yaptığım Contemporary İstanbul fuarına baştan beri katılıyor Koreli galeriler. Türkiye’deki sanatı belli bir yakınlıktan tanıyorlar. Gördüklerinden etkilenmişler. Bu sanatın Kore’de sergilenmesinin önemli olacağını düşünerek bize davette bulundular. Daha sonra da bazı gelişmeler oldu. Örneğin ben ön çalışmalar sırasında gönderdiğimiz görsel malzemenin nasıl bir kabul gördüğüne dikkatle baktım. Bizim kendi seçimlerimizin ve önem sıralamamızın dışında bazı değerlendirmeler olacak mı diye, olduğunu gördüm. Bu beni ayrıca etkiledi. Şunu belirteyim ki, Kore’de çok canlı, çok ciddi bir çağdaş sanat ortamı var. Çok etkili bienalleri mevcut. Ayrıca Seul’de çok güzel galeriler ve müzeler var. Oradaki sermaye kendisini sanatla bütünleştirmiş.
Türkiye’yi Batı’nın en Doğulu ülkesi, Kore’yi de Doğu’nun en Batılı ülkesi olarak tanımlıyorsunuz. Bu durumun, serginin Koreli izleyici tarafından algılanışına nasıl bir etkisi oldu?
Entelektüel ve akademik açıdan benim en çok ilgilendiğim soru buydu. Biraz önce de değindim. Bir kere neyi ve kimi önemsediklerini bir kültürel problem olarak dikkatle izledim ve tespit etmeye çalıştım. Başardım da sanıyorum. Aynı şekilde görsel açıdan neyin üstünde durdukları da çok önemli bir başka noktaydı benim için. Daha derinlemesine bir okumayla neyi öne çıkarabilirler diye özel olarak izledim ve insanlarla konuştum. Çok ilginç bir biçimde geleneksel olana biraz daha yakın durduklarını söyleyebilirim. Örneğin benim de bizim tuval resmimiz bakımından ve hatta son dönem görselliği açısından çok önem verdiğim ve üstünde düşündüğüm mekan sorunu, perspektif olgusu çok öne çıktı. Bunu özelikle belirtmek istiyorum. Bir de elbette kendi gündelik hayatlarına uzak düşmeyen bazı görsel kurgularla ilgilendiler.
“Sergi, Türk sanatının çocukluk hastalıklarını geride bıraktığını göstermesi bakımından da önemli” tespitini yapıyorsunuz. Bu çocukluk hastalıkları nedir? 
Türkiye modernleşmesini görsellik üstünden kurguladı. Tamam, Fransız İhtilali öncesinde son kertede görselliği asıl etkileyen devrimin ideolojisi oldu. Bizde ise aşağıdan bir hareket olmadığı için Osmanlı modernleşmesi bunu görsellik üstünden kitlelere ulaştırmak istedi. Cumhuriyet de aynı yolu kullandı. Böylece modernitenin kurduğu bir görsellikten önce görselliğin biçimlendirdiği bir modernite söz konusuydu. Buna bağlı olarak Türkiye, Osmanlı’dan başlayarak Batı’ya sanatçı adayı gönderdi. Şeker Ahmet Paşa üstadımızdan başlayarak her giden bir önceki ekolle içli dışlı olarak döndü. Bu durum 1970’lerde bile değişmedi. Fakat 1990’ların ortasından 2000’lerin başından itibaren durum değişti. İşte budur bizim çocukluk hastalığından kurtuluşumuz. Bugün dünyada ne üretiliyorsa İstanbul’da da o üretiliyor. Buradaki sergiler çoğu zaman New York sergilerinden bile daha iyi.
Koreli koleksiyonerlerin Türk çağdaş sanatına ilgisi nasıl?
 
Bunu zaman geçince daha iyi anlayacağız. Fakat ilk izlenimimiz çok olumlu. Orada bizimle işbirliği yapan galeriler de bu ilginin yoğun ve üretken olduğunu, önü açık bir yaklaşım olduğunu belirtiyorlar. Umarım bu sergideki tüm yapıtlar satılır, Kore müzelerine, galeri ve koleksiyonlarına girer. Devam ettirilirse bunun çok verimli sonuçlar doğuracağına içtenlikle inanıyorum.
Bundan sonra benzeri sergiler olacak mı? 
Evet, kesinlikle. Bunu bir sorumluluk olarak görüyoruz. Türkiye’de oluşan ve çok önemli bulduğum bu sanatın merkezlere götürülmesi şart. O nedenle yeni bir yapılanma içindeyiz. Bu yönetişimin mekanizmasını kurmaya çalışıyoruz. CI yöneticisi Ali Güreli’nin bu konudaki duyarlılığını mutlaka anmalıyım. O arada da Londra, Paris, Moskova, Viyana, Dubai gibi merkezlerde sergiler düzenleyeceğiz. Bunların her biri entelektüel sorunsalı ve çerçevesi itibariyle diğerinden farklı sergiler olacak. Üstünde çalışıyorum.