Bizet'nin saklı 'incisi'

Mersin Devlet Opera ve Balesi, ünlü Fransız besteci George Bizet'nin, genelde 'Carmen'in gölgesinde kalmış operası 'İnce Avcıları'nı sahneliyor.
Haber: ZEYNEP AKSOY / Arşivi

MERSİN - Mersin Devlet Opera ve Balesi, ünlü Fransız besteci George Bizet'nin, genelde 'Carmen'in gölgesinde kalmış operası 'İnce Avcıları'nı sahneliyor. İlk kez 1863'te Paris Theatre Lyrique'te sahnelenen ve librettosunu Eugene Cormon ile Michel Carre'nin yazdığı 'İnce Avcıları'nı Bizet, henüz 24 yaşındayken bestelemiş. 'İnci Avcıları'nın da egzotik bir öyküsü var.
Antik dönem Seylan'ında (Sri Lanka) geçimlerini inci avcılığı yaparak kazanan iki arkadaş Nadir ve Zunga'nın, rahibe Leyla'ya âşık olmalarını, din, gelenek, aşk, dostluk, intikam gibi kavramları egzotik bir dram örgüsü içinde işleyen 'İnci Avcıları', Bizet'nin başyapıtı 'Carmen'in gölgesinde kalmasına rağmen incelikli müziği ve egzotik konusuyla ilgi çeken, Avrupa'da sıkça sahnelenen eserler arasında.
Mersin'in prodüksiyonunda başrolleri Bengi İspir Özdülger/Aslı Ayan, Hakan Bölükbaşı/Fahri Önoğlu, Kıvanç Uğraşbul/Gökhan Varkan/Orhan Yıldız paylaşıyor. Yönetmen Aytaç Manizade'yle Bizet'nin incisini Mersin'e taşıma öyküsünü konuştuk.
Neden 'İnci Avcıları'nı sahneye koymayı seçtiniz?
Gerçekten onu 'seçtim'. Çünkü eser, yıllar önce Londra'da ilk seyrettiğimde bana çok ilginç gelmişti. Seyrederken sanki daha farklı sahnelenmesi gerektiğini düşünmüştüm. Mersin operası da böyle bir öneride bulununca çok büyük bir keyifle bu işe giriştim. Çünkü eser George Bizet'nin 'Carmen'in gölgesinde kalmış ilk operalarından. Belki biraz durağan olduğu düşünülüyor, bu da belki dramaturjideki küçük pürüzlerden kaynaklanıyor. Ama yine de İngiltere'de en çok oynanan operalardan biri, sıklıkla gündeme gelen, İngilizce konuşulan ülkelerde daha çok ilgi çeken bir eser.
Öykü Seylan Adası'nda geçiyor ve ben biraz Hint kültüründen de farklı bir şey girsin istedim. Repertuvarlarda o alışılagelmiş güzel eserlerin arasında farklı operalar olmasından yanayım. Öncelikle 'İnci Avcıları'nın çok güzel bir müziği var. Bir de o Hint kostümleriyle, sarilerle, Hint danslarıyla Hint kültüründen bir şeyler girsin de farklı bir şey yakalayalım diye düşündüm. Çünkü 42 yıl önce Ankara'da sahnelenmiş 'İnci Avcıları', yani bizimki neredeyse Türkiye'nin ilk prodüksiyonu. Ne İstanbul ne İzmir henüz sahnelemedi bu eseri.
'İnci Avcıları' nasıl bir konseptle sahnede?
Hindistan deyince dans ön plandadır. Duygularını vücut diliyle ortaya koyarlar. Müzikte Hint müziği olmamasına rağmen koroyu durağanlıktan kurtarıp sürekli olarak danslarla ve koreografik adımlarla duyguları farklı bir biçimde aktartarak değişik bir sahnelemeye gittim. Dekorla döner sahne oluşturduk. Kemik ve kum rengi çağdaş, yalın dekorun içinde fuşya, mor gibi dominant renkler ve tam Hint kostümleri, rahiplerde safran sarıları... Böyle farklı bir atmosfer yakalamak istedik. Dekorun yalınlığı ve devinimiyle koronun çok dans eder olması beraber. Eserin devamlı sahneye girip çıkan büyük bir korosu var. Onun da sürekli hareketli olması esere çok büyük devinim getirdi. Bir başlıyor bir bitiyor gibi. Bir de üç perdelik bir eserdi, iki perde yaptım. Genelde bunu hep yapıyorum, çünkü o dramaturjik çizginin kopmasını istemiyorum. Onun için bir tek ara daha enteresan geliyor bana. Sahneleri birleştirdim burada da.
Öykü orijinalinde antik dönem Seylan'ında geçer ama rejisörler 19. yüzyıla da taşırlar 'İnci Avcıları'nı. Siz hangi dönemi seçtiniz?
Ben biraz seyirci böyle uzandığı zaman hemen avucunda yakalayıversin, 'Bak, Hindistan', desin, bunu istedim. Zaten Hindistan'da dönem de pek söz konusu olmuyor, çünkü hep kendini tekrarlayan bir kültür. Brahmalar, rahipler yani, hep aynı kostümleri giyiyor. Kızların kostümlerinde de tek tip, renklerde küçük farklılıklarla biraz hareket getirerek, fakat dizaynda tek tip bir dizaynla, bütün o Hint kültürünü verirken fazla da renk cümbüşü yaratmadan bir bütünlük yakalamak istedik. Yani biraz 'zamansız' ve 'dönemsiz' diye düşünebiliriz.
Şimdi İstanbul'da da 'Carmen' oynuyor. Bizet'nin 'Carmen'in gölgesinde kalmış bir eserini 'Carmen'le aynı zamanda sahneye koymak bilinçli bir seçim mi?
Hayır. Bence tesadüf demekte yarar var. Çünkü düşünüp de hangi eserleri sahneleyelim derken, alışılagelmiş, çok hoşumuza giden, sevdiğimiz eserlerin dışında zaman zaman, Janacek'in 'Jenufa'sında olduğu gibi, gündeme gelen eserler heyecanlandırıyor beni. Çünkü repertuvarlara hep farklı eserler girmeli. Seyircisinin nasıl olduğunu düşünmeden bu eserler girmeli ve oynamalı. Bunlar farklı bir soluk getirir. Çağdaş bir eser de girebilir, veya çok önemli bestecilerin daha az oynanan eserleri. Veya, mesela enteresan bir zaman içinde barok bir eser, o da çağdaş sahnelenirse çok ilginç olur ve seyredilir diye düşünüyorum.