Bizi bir arada tutan şey Yeni Türkü misyonu

Bizi bir arada tutan şey Yeni Türkü misyonu
Bizi bir arada tutan şey Yeni Türkü misyonu

Yeni Türkü üyeleri (soldan sağa) Furkan Bilgi, Derya Köroğlu, Serdar Barçın ve Erkin Hadimoğlu.

Adını Yılmaz Erdoğan'ın sözlerini yazdığı 'Ankara' şarkısından alan Yeni Türkü'nün son albümü 'Şimdi ve Sonra' yakında çıkıyor. Derya Köroğlu, Erkin Hadimoğlu, Furkan Bilgi ve Serdar Barçın 'yeni' 'Yeni Türkü'yü anlattı
Haber: ERAY AYTİMUR - erayaytimur@yahoo.com / Arşivi

İlk defa bir söyleşiye hiç hazırlanmadan gittim. Evet, gerçekten de hazırlanmamıştım, çünkü ve ayıptır söylemesi, kendimi bilirkişi tayin edebileceğim yegane ‘konu’ duruyordu karşımda… 


Yeni Türkü'nün yeni albümünden 'İmkansız'ı dinlemek için tıklayın
[Audio_103]

En az 30 yıldır sarsılmaz bir sadakatle dinlediğim Yeni Türkü’den söz ediyorum; Derya Köroğlu, Erkin Hadimoğlu, Furkan Bilgi ve Serdar Barçın’dan oluşan son kadrosuyla. Yeni Türkü ile ilgili asıl haberleri ilk alan olun. Şöyle ki, grup 6 Ekim Perşembe akşamı saat 22.30’da TRT Müzik’te bir programa başlayacak, ismi ‘Her Şey Dahil Elektrik Hariç’. Grup müstakbel albümünü çok yakında çıkaracak, ismi ‘Şimdi ve Sonra’. Bu arada Yeni Türkü’nün feleğin çemberinden geçmiş muhteşem albümü ‘Buğdayın Türküsü’ birkaç vakte kadar Ada Müzik etiketiyle basılacak ve umarız bu sefer kimse yasaklamayacak . 

Bugüne kadar aklınızdan geçtiğini sanmadığım bir şeydi, peki ne oldu da bir televizyon programı yapmaya karar verdiniz?
Derya Köroğlu: Aslında evet, televizyon programı yapmayı planladığımız bir dönem olmadı diye hatırlıyorum. 6 ay önce bir arkadaş program yapmak üzere bizim adımıza bir hamlede bulunmuştu ama ondan bir sonuç alamadık. O zaman bizzat görüşmemiz gerek diyerek harekete geçtik. Tabii burada yönetimin çok katkısı var. İsmail Güngör’ün bir atılım yapmaya çalıştığı döneme denk geldik. TRT’de yayımlanacak ‘Her şey Dahil Elektrik Hariç’ dedik. 

Bir albüm yapma zamanınızın çoktan gelip geçmekte olduğu şu günlerde böyle bir program albüm için de çok güçlü bir rüzgâr olacak. Ne yaptınız albümü?
Köroğlu: Her şeyimiz hazır da, ne zaman çıkarsak? 

Tamam işte burada adını koyalım şu işin. Ne aşamadasınız?
Köroğlu: Ne aşamada olduğumuzu bile unuttuk.
Bilgi: 11 parça var. Çalımlar bitti, okumalar da hemen hemen bitti. Vokal kayıtlarımız kaldı. Miks de bitti gibi. Yani yüzde sekseni filan bitti işin. Şöyle yoğun bir şekilde stüdyoya kapansak 10-15 günde bitiririz. 

Albümün ismi ne olacak?
Köroğlu: Şimdiye kadarki ismi ‘Şimdi ve Sonra’ idi. Beğenmedin mi? 

Gayet güzel de ‘Şimdi ve Sonra’nın nedeni ne?
Köroğlu: Aslını istersen, içinde sözleri Yılmaz Erdoğan’a ait olan ‘ Ankara ’ isimli bir parça var ve o dizelerde geçiyor ‘Şimdi ve sonra ne zaman kar yağsa’ diye Ankara ile ilgili benim için nostaljik ve duygusal bir parça. Şiirin duygusal yanını yorumladım da diyebilirim. Sonradan baktım da şiirin içeriği değişik şekillerde yorumlanabilir. Ben Ankara’da kendi yaşadığım dönemin izlerine sadık bir duyguyla yaklaştım yine. 

Başka kimlerin sözleri var?
Köroğlu: Bir tane yine Can Baba(Yücel) var. Cengiz Onural, Meral Özbek, Turgay Fişekçi var. Murathan’dan alamadık bu sefer çünkü o kendi eserleriyle uğraşıyor. Bu arada benim yazdığım şarkı sözleri de var bu sefer. Çaresizlik insana neler yaptırıyor görüyorsun. 

Bu albüm sound itibariyle Yeni Türkü’nün hangi albümüne yakın?
Hadimoğlu: Bir iki tane yine Yunan kökenli parça var. Derya’yla ortak bir enstrümantal parçamız var. En yakın albüm bile 13 yıl öncesine ait olduğu için herhangi birine yakın olması çok mümkün değil.
Köroğlu: ‘Aşk Yeniden’ olabilir. 

Eski Yeni Türkü 1997’de dağıldıktan sonra grup evrile evrile şimdiki halini aldı. Son kertede bu dörtlüyü bir arada tutan formül nedir?
Hadimoğlu: Bizi bir arada tutan şey Yeni Türkü sevgisi, Yeni Türkü misyonunu devam ettirme arzusu. Ayrılan arkadaşlar yeterince azimli olmadılar herhalde. İnsan sevdiği bir grubu kolay kolay bırakmamalı diye düşünüyorum. Zaten biliyorsun, hepimiz çok iyi arkadaşız. Bu ailede, bu kültürde devam etme isteği bizi bu noktaya getirdi. Şu an konserlerimize baktığımız zaman 30 yaşın altında bir kitlenin ağırlığını görüyoruz. Onlar tabii bugünün müziğini dinlemek istiyorlar. 97’den beri geldiğimiz belki en önemli nokta bu. Aynı parçaları aynı hislerle ama belki biraz daha popüler, günümüze daha yakın bir yapıda seslendiriyoruz.
Barçın: Bir defa çok iyi bir ekip olduk. Bu kadar güzel parçaları sahnede hala aynı heyecanla çalmak bu sorunun cevabıdır herhalde. Parçaların açılarını sahne haliyle biraz değiştirdiğimizi düşüyorum. Emprovizasyona açık bir hale geldik. Kayıtlar sırasında parçaların orijinallerine tabii pek dokunmuyoruz ama sahnede daha eğlenceli, bol sololu duruma getiriyoruz. ‘Göç Yolları’ ve ‘Deliler’i bu duruma örnek gösterebiliriz.
Köroğlu: Albümlerde daha naif bir yapı var ve o güzel. Ama konserlerde daha güçlü bir şey ortaya çıkarmamız gerekiyor. Daha coşkulu oluyor tabii ama nedense insanlar “Aaa aynen plak gibi çaldınız” diyorlar ancak o öyle değil. İlginç bir yanılsama var orada. 

1997’ye dönelim. Cengiz Onural, Fuat Oburoğlu, Murat Buket’li son kadro dağıldı. Bu yol ayrımında zor olanı ama ‘iyi ki’ dedirteni seçtin sen, bütün kırgınlıkları ve tepkileri göğüslemek pahasına.
Köroğlu: Evet, tabii. Çok ağır günlerdi. Evet, bir kısmının şahididir buradaki herkes. Enteresan bir şey var. Grupları seven insanlar aslında hep kritik gözle bakıyorlar. Bütün gruplar için geçerli olduğunu düşünüyorum. “Bunlar ticarileşti”. Mesela bize 89’da bunu diyenler vardı halbuki çok daha büyük bir kitleye yayılmıştık. Eskiden bizim grubumuzdu, biz bilirdik, sonra herkes bilmeye başladı ve bizim için değeri kalmadı. Üstesinden gelinmesi gereken birinci aşama bu idi. Selim Atakan ayrıldığında “Ooo esas adam ayrıldı bunlar devam edemez” dendi. Sonra diğerleri için. Gruptan kim ayrılsa esas adam o oldu. Böyle hep görevi üstlenen olarak en büyük şimşekleri ben çektim ama ilginçtir, en büyük sevgiyi de ben aldım.
Barçın: Hiç de ilginç değil. Bir de küsenler tabii olmuştur ama Yeni Türkü’yü görünce kanalı değiştirmiyorlardır. Objektif olarak bakarsak performans açısından bakarsak da gözle görülür bir artış var, bu kaçınılmaz bir gerçek. İnsanlar bu haliyle grubu takip ediyorlar. Yeni Türkü seyircisinin yanında alternatif bir seyirci yarattığımızı da düşünüyorum.
Bilgi: Bir iki sene insanlar ciddi tepki gösterdiler hakikaten. Ama 2000’lere gelince değişti. Derya’nın işi bir bakıma kolaylaştı, şöyle ki 97’den sonraki grupla çok konser çalmaya başladık. Dolayısıyla kendimizi çok fazla vitrine çıkarak kendimizi kabul ettirme şansımız çok daha yükseldi. Haliyle insanların Cengiz’in, Fuat’ın, Murat’ın yüzlerinden Furkan’ın, Serdar’ın, Fatih’in(Ahıskalı) yüzlerine geçişi zaman aldı. 

Demek ki, Derya vaktiyle doğru bir şey yapmış .
Köroğlu: ‘Eski Türkü’ ile Yeni Türkü arasındaki fark amatör müzisyenlerle profesyonel müzisyenler arasındaki fark gibi. Biz zaten üniversite öğrencileri olarak hasbelkader bu işlere girdik ama mesela Furkan ilkokuldan beri kemençe eğitimi alan biri. Yani 97’den sonraki süreç Yeni Türkü’nün özünü koruyarak profesyonel bir performans grubu haline gelmesini sağladı. 

Gençlerin Yeni Türkü dinlemekten vazgeçmemesindeki kimya nedir?
Barçın: Son zamanlarda ortaokullarda konserlere gittik de gördük. O çocukları görünce içimden “Sen hangi arada öğrendin o parçaları. ‘Olmasa Mektubun’un yaşı senin yaşından büyük” demek geçiyor.
Hadimoğlu: Ortaokul çağındakilere tabii aileden geçen bir sevgi ama üniversite çağında da bir parça dinleyince bir parça daha dinleniyor. Sonra Yeni Türkü’yü keşfetmeye başlıyor. 

Müzik grubu olmak ve onu yaşatmak çok zor. Türkiye ’deki grup müziğini örneklerin gelişimi açısından nasıl görüyorsunuz?
Bilgi: Grup müziği son 7-8 yıldan beri tercih edilen bir duruma geldi. Yeni Türkü’nün kuruluşu ise çok ara bir dönem. Yeni Türkü’nün kuruluşundan önce de grup müziği iyi durumdaydı. Beyaz Kelebekler, Üç Hürel vs... 80’e gelince arabeskle birlikte işler değişti.
Köroğlu: Bizim zamanımızda grup müziği çok daha az vardı. 80’lerde tutunabilen çok az gruptuk, ona da tutunmak denirse. Kendi çabalarımızla tutunmak. 10 yıl filan zaten hiç para kazanamadık ama şu anda da çok farklı değil. Herkes iki işi bir arada yürüttüğü için dayanabildik. Ben dizi, film müzikleri yapıyordum ama bu aralar o da sekteye uğradı. 

Son zamanlardaki dizi ve film müziği piyasasını nasıl buluyorsun?
Köroğlu: Genel olarak müzik erozyona uğruyor. Müziklere de artık kanal karar veriyor. Elinde olsa besteleyecek. O erozyonun en önemli nedenlerinden biri de hazır müziklerin olması. Hazır müziği alıp üstüne çok rahatlıkla dokundurmalar yapıp yarım saatte müzik yapabiliyorsunuz. Dolayısıyla karaktersizleşme oluyor. Diziye müzik yerleştirme diye bir işlem var onu bile kanaldan gelen adam yapıyor. Bu büyük bir saygısızlık tabii. O yüzden bizim gibiler için artık bu işler çok zor. Yapımcılar bile başları dik duramıyorlar ki.
Barçın: Erozyona uğramışlık konusunda katılıyorum. İki yüz milyon dolarlık bütçesi olan bir filmde müziğe çok az para ayrılıyor. Düşünsene son 10 yılda seni etkileyen kaç tane film müziği sayabilirsin. En düşük bütçeler her zaman müziğe ve müzisyene çıkarılıyor bu sektörde. Bir de kurtlar sofrası durumu olduğu için bu işler ilişkilerle yürüyor artık. Çok yalapşap işler yapılıyor ve zaten o kadar çok dizi var ki, herkes kesesini doldurma hırsıyla yaşadığı için müzik çok geri planda.