Bizim büyük çaresizliğimiz

Bizim büyük çaresizliğimiz
Bizim büyük çaresizliğimiz
Yeni Türkiye sinemasının gelecek vaat eden yönetmenlerinden Seyfi Teoman, motosiklet kazası sonrası yoğun bakımda kaldığı 21 günlük yaşam mücadelesini kaybetti. Teoman, 35 yaşındaydı

Sadece iki uzun metrajlı filmi vardı: ‘Tatil Kitabı’ ve ‘Bizim Büyük Çaresizliğimiz’. Ama ikisi de sıkı filmlerdi, ikisi de dünya prömiyerini dünyanın en saygın festivallerinden Berlinale’de yapmıştı, ulusal/uluslararası birçok festivalde sayısız ödül kazanmıştı. Kısaca yeni Türkiye sinemasının gelecek vaat eden büyük umutlarından biriydi yönetmen Seyfi Teoman... Sadece 35 yaşındaydı. 35’inci doğum gününü kutladığı 16 Nisan akşamı geçirdiği motosiklet kazası sonrası beyin kanaması teşhisiyle Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde yoğun bakımda tutulan Seyfi Teoman, dün akşam saatlerinde 21 günlük yaşam mücadelesini kaybetti.
Seyfi Teoman, Kayseri’de 1977 yılında doğmuştu. Boğaziçi Üniversitesi İktisat Bölümü’nü bitirdikten sonra Polonyalı büyük usta Krzystof Kieslovski’nin de mezun olduğu Polonya’nın ünlü sinema okulu Lodz Film Akademisi’nde film yönetmenliği eğitimi almıştı. Bu ünlü okula Türkiye’den kabul edilen ender isimlerden biriydi. Lodz’daki eğitiminin sonunda, 2004 yılında çektiği kısa filmi ‘Apartman’, ulusal/ uluslararası pek çok festivalde gösterildi ve ödüller aldı. Teoman, 2008’de çektiği ilk uzun metrajlı filmi ‘Tatil Kitabı’nda küçük bir çocuğun gözünden taşra hallerini anlatıyordu. Dünya galasını 58. Berlin Film Festivali’nin Forum bölümünde yapan ‘Tatil Kitabı’, dünyanın dört bir yanında saygın festivallerde gösterilmiş ve 27. İstanbul Film Festivali’nde en iyi film ödülü dahil 20’den fazla ödülün sahibi olmuştu.
Teoman’ın Barış Bıçakçı’nın aynı adlı romanından uyarladığı ‘Bizim Büyük Çaresizliğimiz’ de geçen yıl Berlin Film Festivali’nin ana yarışma bölümüne seçilmiş ve dünya prömiyerini burada yapmıştı. Aynı evde yaşadıkları genç kıza birbirinden habersiz âşık olan iki orta yaşlı erkeğin hikâyesini anlatan film, İstanbul Film Festivali’nin uluslararası yarışma bölümünde Radikal Gazetesi Halk Ödülü’nü kazanmıştı.
Geçen ay İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale kazanan, Emin Alper’in yönettiği ‘Tepenin Ardı’nın da yapımcıları arasında yer alan Seyfi Teoman için bugün öğleden sonra Boğaziçi Üniversitesi’nde bir tören düzenlenecek.

İlker Aksum (Oyuncu/ Bizim Büyük Çaresizliğimiz)
Seyfi Teoman ile en son çalışan ben oldum. En son filmi ‘Bizim Büyük Çaresizliğimiz’i ben, Güneş Sayın ve Fatih Al ile çekti. Benim hayatımda çok büyük önemi vardır çünkü bir oyuncunun Berlin Film Festivali’nde olabilmesi önemlidir özellikle Türkiye’de. Ben hayatımın en önemli dört gününü Seyfi Teoman’ın yönetmenliğinde olduğu bir filmde Berlin’de, film festivalinde geçirdim. Hayatımın en önemli dört günüydü. Seyfi Teoman’a Allah’tan rahmet diliyorum, çok gençti. Şunu biliyorum, Türkiye’nin gelecekteki en önemli yönetmenlerinden biriydi o. Kaybettiğimize çok üzgünüm. Seyfi için söylenecek çok şey var ama bunu kendisinin söylemesini isterdim hayatta. Çok genç kaybettik. İyi olduğunu söylemişlerdi, buradan bir ölüm çıkmaz denmişti açıkçası bize. Ama on gün önce ağırlaşmaya başladı, ondan önce hep umutlu haberler vardı... Çok üzgünüm... 

Fatih Al (Oyuncu/ Bizim Büyük Çaresizliğimiz)
Şoktayım desem de o bile karşılamaz şu anki ruh halimi. Çok iyi bir insanı kaybettik hepimiz. Sinemacılığı bir yana çok iyi bir insandı. O acıtıyor, o üzücü oluyor... 

Taner Birsel (Oyuncu/ Tatil Kitabı, Bizim Büyük Çaresizliğimiz)
Şu anda, sizden öğreniyorum haberi. Beklenen bir şey olmasına rağmen çok çok üzüldüm. 

Hüseyin Karabey (Yönetmen)
Çok üzgünüm. Söyleyecek bir kelime bile yok. Ailesine sabır diliyorum. 

Uğur Vardan (Radikal)
Gençliğine mi, sonradan yapacağını düşündüğümüz şeylere mi, bir trafik magandasının gelip onu başta sevdikleri olmak üzere herkesten çalmasına mı yanmalı bilmiyorum. Ama bazen hayat karşısındaki ‘çaresizliğimiz’ daha büyük oluyor. Seyfi benim için sadece genç bir yönetmen değil, zaman zaman aramıza dahil olup halı sahada birlikte ter döktüğümüz top arkadaşlarımdandı. Mütevazıydı, sevimliydi, kuşkusuz hayata, sinemaya katacağı daha çok şey vardı. Ne diyebilirim ki, çok çok üzgünüm… 

Atilla Dorsay (Sabah)
İlk filmiyle görkemli bir çıkış yapan, ikinci filmiyle de Berlin Film Festivali’ne yarışma bölümüne davet edilen çok değerli bir genç yönetmeni kaybettik. Yönetmediği zamanlarda da kendi grubundan, yani Boğaziçi Üniversitesi mezunu sinemacılara destek olan ve bu aşamada hayatının tümünü sinemaya adamış bir genç insan talihsiz bir işekilde gitti. Gençlere örnek olmasını ve ilk fırsatta adına bir ödülün konmasını diliyorum.

 

HABER YORUM /ŞENAY AYDEMİR


Farkında olmak ağır bir cezadır
Şimdi tam hatırlamıyorum. 2008 ya da 2009 yılının Altın Koza Film Festivali’nin kapanış partisinde herkes eğlenirken bir kenarda durup onları seyrediyordum. Seyfi usulca yanıma gelip “Sen neden dans etmiyorsun” diye sordu. “Dans etmeyi bilmem” diye cevapladım. Seyfi devam etti: “Her şeyin farkında olmak, ağır bir cezadır. Bak etraftaki hiç kimse senin farkında değil.” Bu küçük konuşma her şeyin farkında olduğu için kendini ‘bir şey’ sanan benim hayatımı değiştiren anlardan birisidir. O günden sonra “İnsanlar ne der acaba?” diye düşünmekten alıkoymaya çalıştım kendimi.
“Kaderin cilvesi mi demeli” yoksa “Lanet olsun böyle kadere” mi bilmiyorum. Ama Seyfi’yi en son görüşüm yine bir festivalin kapanış partisinde oldu. Bu kez bu yılki İstanbul Film Festivali’nin kapanış partisinde yapımcısı olduğu ‘Tepenin Ardı’ filmi ile kürsüye çıkmış, en iyi film ödülünü almıştı. Aynı sakinlik, aynı mütevazılıkla. O gün “Seyfi, sen benim hayatımı değiştirdin” demek aklımdan bile geçmedi ve bunu yapmadığım için ömür boyu pişmanlık duyacağımı biliyorum.
Benim büyük çaresizliğim, Adana’daki o geceden sonra defalarca görmüş olmama rağmen bunu Seyfi’ye anlatamamış olmam. Bizim büyük çaresizliğimiz ise bırakalım yöneteceği, yapımcısı olacağı filmleri; dokunduğu insanların hayatını değiştirebilen birisini kaybetmiş olmak belki de...
Evet, ‘Farkında olmak ağır bir cezadır.’
Şimdi bizler; Seyfi’nin ailesi, sevenleri, dostları, sinemacı arkadaşları, izleyicileri neyi kaybettiğimizin farkındayız ve canımız çok fena yanıyor...