Bizim büyük heykel travmamız...

Bizim büyük heykel travmamız...
Bizim büyük heykel travmamız...
Son dönem heykel ve baskı resimlerini 'İstifler' başlığıyla Ankara Atlas Sanat Galerisi'nde sergileyen sanatçı Ercan Sağlam, "Türkiye'de açık alan heykelleri konusu ne yazık ki travmatik boyutta. Toplumsal uzlaşma konusunda geldiğimiz noktanın da, kamu alanının nasıl tabularla doldurulduğunun da somut kanıtı haline geldi" diyor.
Haber: BÂLÂ ATALAY / Arşivi

Heykel sanatçısı, Bilkent Güzel Sanatlar Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Güzel Sanatlar Bölümü öğretim üyesi Ercan Sağlam, son dönem heykellerini ve baskı resimlerini ‘İstifler’ başlığıyla Ankara Atlas Sanat Galerisi’nde sergiliyor. Yapı, espas, ritim gibi plastik dilin olanaklarıyla organik yaşamın bizleri şaşırtan keşiflerini eklenme, aktarma şekilleri olarak istifleyen sanatçı, boşluğa açılan formlarda zaman zaman inşa ederek, uçuca ekleyerek yol aldığımızı, çoğalarak, kimi zaman da eleyerek, eksilerek yaşadığımızı, yol aldığımızı ve hatırlamamak, yeniden düşünmemek üzere büyük bir hevesle istiflediğimizi belirtiyor.

“İstifler” serginiz belleğimizin canlı tuttuğu anılar kadar silmek istediği şeyleri de saklıyor gibi. Neleri istifliyoruz?
O kadar çok şey var ki... “İstifler” ile yakından bakmak istediğim alanda yaşadıklarımız da yaşayamadıklarımız da yer alıyor. Belki daha önemlisi yaşadığımızı ya da yaşamadığımızı sandıklarımız da... Bu alan çok parçalı, çok katmanlı bir yapıya da benzetilebilir, son derece etkin, tıpkı bellek gibi. Bir yanıyla pratik, bizzat deneyimlediklerimizle ilgili bir bütünün parçalarını istifliyoruz, bir yanıyla da zihinsel kurgularımızla ilgili bir yapının parçalarını.
Daha doğrusu zaman zaman istifliyor, üst üste yığıyoruz de denebilir. Çünkü tıpkı yıkmanın olduğu gibi kurmanın, biriktirmenin de farklı biçimleri olduğunu düşünebiliriz; Zaman zaman, bir daha dönmemek üzere, hatırlamamak, yeniden düşünmemek üzere büyük bir hevesle istifliyoruz olan biteni, ne varsa, ne bulursak... Zaman zaman ise inşa ederek, uç uca ekleyerek yol alıyoruz, tıpkı kimi zaman çözerek, çoğalarak, kimi zaman eleyerek, eksilerek yaşadığımız, yol aldığımız gibi.
Benim için kişisel ya da toplumsal tarihimize, çalışma alanlarımıza ya da gündelik sorunlarımıza ilişkin tutumlarımızı, önyargı ve beklentilerimizi biçimlendiren süreçler bunlar. Birbirinden farklı stratejiler ve hepsi de yakından bakmaya, tekrar tekrar düşünmeye değer.
Kısacası bu sergiyi oluşturan çalışmaların oluşum sürecinde neyin istiflendiğinin tanımından çok, istifleme eyleminin tüm çağrışımları ile bana nasıl bir düşünme ve çalışma alanı açtığı önemli oldu diyebilirim. Çünkü bu alanda kişisel ve toplumsal kimliğimiz açısından etkili olduğunu düşündüğüm kimi karakteristik olgular ya da tutumlar yer alıyor. İçselleştirmeden, hesaplaşmadan yaşama, yol alma, biçim bulma çabası, belki mucizesi...
Ercan Sağlam, Bâlâ Atalay

Farklı bir geometrik yaklaşım değil. Yeni bir eklenme şekli...Deneysel bir sonuç çıkıyor. Soyut düzenlemelerde somutlaşan üzerine ne dersiniz?Evet, geometriden çok eklenme, aktarma şekilleri, dokunma noktaları öncelikle ilgimi çeken. Biliyorsunuz doğa, en karmaşık, en akıl almaz geometrileriyle hepimiz için büyüleyici ve esin verici. Molekül yapıları, fraktallar, organik yaşamın her gün insanı şaşırtan keşifleri bize yeni bakış açıları sunuyor.
Bu geometrilerin sahip olduğu büyüme, çoğalma ve özellikle denge bulma biçimlerinin benim için de yol gösterici olduğunu söyleyebilirim...
Yine de benim kurgularımda peşinde olduğum denge; neden sonuç ilişkileri içinde kalan çözümlerle ilgili değil. Verili şemalar, kusursuz detaylar ya da kristal yapılara benzer sonuçlar yerine, sürprizler, asimetriler, kusurlar da içeren dengeler kurmak bir bakıma ve plastik dil içinde çeşitlemelerini yapmak......

Heykellerinizde az sayıda malzeme ile çalışıyorsunuz. Ahşap, metal gibi malzemelerde de renge başvuruyorsunuz. Malzeme ve rengin sembolizmi arasında nasıl bir bağlantı var?
Evet, çoğunlukla ahşap kullanıyorum. Kimi zaman da metal ve taş çalışıyorum. Renkli çalışmak konusunda başlangıçta zorlandığımı hatırlıyorum. Artık malzemenin doğasına, karakterine uyma konusundaki yaygın ve baskın tutumun etkisinden sıyrılmış olsam da renkli çalışmanın başka zorlukları da var. Bunlardan en önemlisi rengin kültürel anlamları, sembolik niteliği. Sizi bir anda tam istediğiniz bir noktaya da taşıyabilir, hiç istemediğiniz bir noktaya da çekebilir.
Benim için renk, plastik dengenin önemli bir bileşeni haline geldi. Formun yoğunluğu, karmaşıklığı, yönü, boyu ile birlikte hesaba katılan, en az onlar kadar etkili bir bileşen. Rengi kullanırken amacım belirgin sembolik anlamlar yüklemekten çok, dolaylı çağrışımlar katarak çalışmayı tamamlamak.


Yansıtmak istediğiniz duygu, başlarken ve eseri tamamlarken ne tür değişimler geçiriyor? Kısaca süreç, nasıl şekilleniyor üretirken?
Başlangıçta her zaman çizerim. Desenler, küçük anlamsız lekeler, baskılar, karalamalar, notlar... Üzerinde yoğunlaştığım kavram ve duygunun içiçe sokulmaya çalışıldığı belli belirsiz imgelerle başlarım. Süreç boyunca bana eşlik ederler. Bir noktadan sonra ise hem çizerek hem kurarak ilerlerim. İlk parçalar belirir, çalışma masasında çoğalır, dağılır, toplanır, kurulur, düşer, yeniden toplanır. Çoğunlukla önceden tahmin edilemeyen ilişkiler doğar parçalar arasında, açı farkları nedeniyle yeni yönler belirir, çalışma kendi dengesini bulur bir anlamda. Birbirine işkencelerle geçici olarak tutturulan parçalar zamanla kavelalarla sabitlenir, yüzeyler son halini alır, boyanır.

Baskı resimler bu süreçte nasıl oluştu?
İstifler serisi için yaptığım damga baskılar az önce söz ettiğimiz sürecin başlangıcını temsil ediyor. Çalışmaların taşımasını istediğim yoğunluğun, ağırlığın, tansiyonun dozunu görme, görselleştirme denemeleri. Benzer şekilde Fragmanlar serisine bir grup tahta baskı ile, Bedenler serisine ise asfalt desenler ile başlamıştım.

Heykelleriniz için genelde tercih iç mekanlar mı? Ülkemizde alan heykellerine eleştiriniz var mı? Heykele insanlarımızın yaklaşımını ve yakınlaşmasını nasıl buluyorsunuz?
Heykellerim için iç mekan gibi bir tercihim yok. Biliyorsunuz açık alanlar, kentsel mekanlar için tasarlanmış ve uygulanmış projelerim de var. Mekana bağlı olarak farklı ölçeklerde iş üretirken yeni çözümler bulmak, farklı sosyal kültürel verilerle çalışmak zorunda kalıyorsunuz ki bu bir heykelci için çok verimli ve öğretici bir süreçtir.
Ülkemizde açık alan heykelleri konusu ne yazık ki travmatik bir boyutta. Toplumsal uzlaşma konusunda geldiğimiz noktanın da, kamu alanının nasıl tabularla doldurulduğunun da somut kanıtı haline geldi. Sorunuz her şeyden önce sahip olduğumuz ortak değerlerle ilgili tabii. Var olan ortak değerlerimiz neler? Nasıl bir çevrede yaşamak istiyor, nasıl bir gelecek arzusunu paylaşıyoruz? Bunu bilmek için öncelikle toplumsal ölçekte, kentte, mahallede, sitede yaşayan insanlar arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine ihtiyacımız var. Bu ilişkiler geliştirilip uzmanlık alanlarından bilgi akışıyla beslenmedikçe, ortak yaşam alanlarına ait kararların şeffaf ve katılımcı olması sağlanmadıkça yapılan uygulamaların kalıcı olması zor.
Bu yüzden alan heykellerinin sık sık polemik konusu haline geldiğini, kolayca yerleştirilip kolayca kaldırılabildiklerini görüyoruz. Kısacası bugünkü kaotik ortamda özveriyle çalışan kimi kurum ve sanatçılar dışında, ne yazık ki sanatçıları paralize eden engellerden, dar görüşlülük ve ranttan söz etmeden konuşulamayacak halde.

‘İstifler’ sergisi, 5 Aralık’a kadar Atlas Sanat Galerisi’nde. Cinnah Cad. 19-1, Çankaya, Ankara, Tel: 0312 468 59 04