Bizim popüler kültür

Kevin Joseph Dent, bir aşk macerası sonucu yolu Türkiye'ye düşmüş bir ressam, 'Bir Dükkân Sanat Mekânı'nda açtığı sergide çok ilginç yapıtlar sergilemiş.
Haber: HASAN BÜLENT KAHRAMAN / Arşivi

Kevin Joseph Dent, bir aşk macerası sonucu yolu Türkiye 'ye düşmüş bir ressam, 'Bir Dükkân Sanat Mekânı'nda açtığı sergide çok ilginç yapıtlar sergilemiş. Fakat, en az onlar kadar ilginç şeyleri de gerek serginin kataloğunda, gerekse yayımladığı 'bildirge'de
söylüyor. Son PostExpress dergisinde de bu söylediklerini, biraz daha çeşitlendirerek tekrarlıyor. O resimleri görmek, o sözlerin üstünde düşünmek bana popüler kültür tarihimizin siyasal tarihimizle, daha doğrusu siyasal bilincimiz ve kültürümüzle olan ilişkisini yeniden kurmamız gerektiğini hatırlattı.
Atatürk'ün 'ikona' yanı
Dent, sergisinde Atatürk'ün bildiğimiz fotoğraflarını tersyüz etmiş, onların negatiflerini yağlı boya olarak büyütmüş. Bu, içinde yaşadığımız dünyanın değişkenliği,
yanılsamaya dayalı oluşunu, gerçekle kurduğumuz ilişkinin sorunlu yapısını vurgulayan zekice bir buluş. Kaldı ki, söz konusu Atatürk olunca işin içine hemen karışan 'kahraman' kavramı. Her kahraman gibi o da belli bir mitolojiye sahip. (Ama hiç 'mitografisi' yapılmadı; o ayrı. Bugüne kadar hakkında yazılanlar hep o mitolojiyi büyütmeye dönük kaldı.)
Dolayısıyla, Atatürk'ün bir siyasal ve tarihsel kahraman olmasının ötesinde, insanların kendisini çok derinden özdeşleştirdiği bir 'ikona' yanı var. Bu yanıyla da, belki, her şeyin ötesinde bir popüler kültür kahramanı niteliğine sahip. Fakat, işin ilginç yanı, popüler kültür ikonları zamanla solup, yerlerini başkalarına bırakırken, o hâlâ benimsenen ve zamanında Nur Vergin'in yaptığı bir saptamayla söylemek gerekirse, insanların değer yargılarından birisi olarak gördüğü bir olgu.
Görselliğin de ötesinde
Bu, elbette bizim bellekle ilgili sorunlarımızı gündeme getiriyor. O da doğal. Çünkü, Atatürk, tek başına bir kahraman değil. Resmi söylemin ve devletin de oluşumuna yoğun olarak katkıda bulunduğu bir kült. Kıskanç bir biçimde savunuluyor ve öyle olunca, toplumsal bellekte yaşayan birçok figürü görsel düzeyde aşıyor. Onların başında da örneğin, Adnan Menderes geliyor.
Menderes, yakın tarihimizin en önemli kişiliklerinden birisi. Onun da derin bir sevgiyle kavrandığını ortaya koyan sayısız gösterge var. Hatta belki o çok daha büyük bir popüler kültür miti. Fakat, işin ilginci Menderes, Türkiye'de asla ama asla görselleşememiş bir kimlik. Dolayısıyla da bir 'ikona' olamamış hiçbir zaman. İnsanlar onun imgesiyle anlamını asla üst üste çakıştıramamışlar. On yıl Türkiye'yi yönetmiş ve ona önemli düşünümler sağlamış bir başbakanın bir tek kare görüntüsüne Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde rastlamak olanaksız.
O zaman insan şu soruyu soruyor: Türk popüler kültürünün ikonaları kimler?
Bu soruyu meşrulaştıran birçok neden var ki, Dent de onlara değiniyor. Mesela, Atatürk resimleriyle Che Guavera'nın resimleri ortalık yerde yan yana satılıyor ama mesela Deniz Gezmiş resimleri o derecede 'matlup' değil. Ya da, Elvis Presley posterleri, onlardan geçtim, üstüne kovboy kılığında Elvis işlenmiş halılar, kilimler yollarda, tıkanmış trafikte bekleyen arabalar
arasında dolaştırılıyor ama ne bir Zeki Müren, ne bir Bülent Ersoy ne de bir Müzeyyen Senar aynı ilgiye 'mazhar' oluyor. Bir zamanların 'efsane' kadını Sevim Tuna hatırlanmıyor. Veya, hatırlanıyorsa da, bir türlü görüntü kazanamıyor, dolayısıyla da 'ikonografisini' oluşturamıyor. Böyle bakınca, bugünden yarına kim kalacak, Tarkan mı, Hülya Avşar mı, yoksa Dent'in söylediği gibi, Nadide Sultan mı?
Oradan bakınca, ben, Türk popüler kültürünün henüz hafızasını yaratamadığı kanısındayım. Ayrıca, birkaç özelliği ve eksiği daha var bu kültürün. Birincisi, görüntüsüz bir hafıza bu. O da galiba bizim binlerce yıllık 'görüntüsüzlük' geleneğimizden türüyor. İkincisi, görüntü olmayınca iş sözel hafızaya dökülüyor. Sözel hafızaysa,
'kült' üretmez. 'Efsane' ve masal üretir. Bir anlamda, mitoloji üretir sözel hafıza.
Söylemenin başka yolu
Mitolojinin, Barthes'ın deyişiyle,
'çağdaşlaşması' ancak görselleşmesiyle mümkündür. O anlamda Türk popüler kültürü henüz masal kahramanlarından 'ikonografik' ve 'ikonolojik' çağdaş mitolojilere geçememiştir. Hâlâ, geleneksel hafıza tepkileriyle yaşamaktadır. Atatürk, bu anlamda bir ara kesittedir. Üçüncüsü, popüler kültür hafızası bir 'direnme' özelliğine de sahiptir. 'Mitoloji'nin bir anlamı da budur. Her ne kadar, Brecht, kahramanlara ihtiyaç duyan topluma zavallı dese de, onlara bu nedenle de gereksinme vardır. Fakat, bakın Türkiye, yakın tarihini bile anımsamıyor ve o anlamda, Dev-Genç'in durumu Menderes'ten farklı değil.
John Berger, fotoğrafla ilgili kitabının başlığını 'Söylemenin bir başka yolu' koymuştu. Türk popüler kültürünün en büyük eksiği henüz o yolu bulamamasıdır; yani görselleşememesidir.