Blues uykuya çekildi

Blues'un en büyük adı John Lee Hooker önceki gün uykusunda hayata veda etti. Time dergisi 81 yaşında ölen 'Sürüngen Yılan Kral' Hooker
için, 'Blues'u yalnızca çalıp söylemiyor, o, blues'un ta kendisi' diye yazmıştı.
Haber: SEVİN OKYAY / Arşivi

İSTANBUL - Uykunda, San Francisco Körfezi'ndeki evinde, huzur içinde öbür tarafa geçmişsin. Seksen küsur yaşındaydın. Doğum tarihin genellikle 1917 olarak gösterilirdi. Oysa sen, orduya girmek için 1920 olan gerçek doğum tarihini üç yıl büyük yazdığını, sonra da 1917'den bir türlü kurtulamadığını söylerdin. Ne fark eder ki! Blues'un babası, Boogie Kralı, Sürünen Yılan Kral, John Lee Hooker hep yaşayacakmış gibi geliyordu bize.
Öyle değilmiş oysa. Dört konser verecektin: 30 Haziran'da Saratoga, 5 Temmuz'da San Diego, 24 Ağustos'ta Seattle, iki gün sonra da Vancouver. Hooker tarihine bir not olarak düşüldüler, seyircilerin de öksüz kaldı.
Ailen gidişini duyururken senin altmış yıllık meslek hayatın boyunca kuşaklar boyu müzisyen ve hayranları etkilediğinden söz etti. "Milyonlar tarafından seviliyordu" dedi, "onu çok özleyeceğiz." Biz de öyle. Etki meselesine gelince, herhalde müzik dünyasında ayak izleri senin kadar belirgin insan çok azdır.
Yalnızca blues'cular değil, 1960'lar İngiliz rock dünyasının birçok grubu da senden ilim irfan almış olanlar arasındaydı. Animals ile Yardbirds; ayrıca 'Boom Boom' ile 'Dimples'ı kaydetmiş sayısız başka rock'çı.
Senin gitarının izinde giden, şarkılarını çalan blues ve blues rock gruplarını saymaya ise hiç girişmiyoruz. Sonra ZZ Top (Billy Gibbons hep senin hakkını teslim eder,
"Boogie Chillun"den söz eder), seninle birçok kez çalmış olan Canned Heat, görünüş itibarıyla bile olsa Blues Brothers (1980 yapımı ilk filmde kısacık bir rolün de vardı), şarkılarının çoğunu kaydetmiş olan Statis Quo, George Thorogood ve elbette, sık sık senden ne kadar etkilendiğini söyleyen Nick Cave. Bir ay sonra İstanbul'da izlemeye hazırlandığımız Cave, iki de şarkını kaydetmişti: 'Tupelo' ile 'I'm Gonna Kill That Woman'. O da bizim kadar üzülmüştür mutlaka, belki konserinde seni anar.
Çiftlik yanaşmasının oğlu
Beş parasız çiftlik yanaşmalarının çocuğu olarak, Delta'da doğdun. Müziğin gibi sen de Mississipi'nin çocuğuydun. Baban, blues'u küçük gören sert mi sert bir vaizdi. Neyse ki üvey baban William Moore, hem seni çalmaya teşvik etti, hem de dönemin nice büyük adını tanımanı sağladı.
14 yaşında bir gece evden kaçtın. Çünkü Mississippi'de kalırsan hiçbir yere varamayacağını düşünüyordun. Blues'la henüz bir-iki yıl önce tanışmıştın ama başarılı olacağına inanıyordun. Biraz vakit alsa da sahiden de öyle oldu. Epeyce dolaştıktan sonra kayıtlara, 'Detroitli bir müzisyen',
'Boogie'nin Kralı', 'Blues'un Babası' olarak geçtin. Eski yılları unutmadın ama. Bazen hafifçe kekelerdin, gençlik yıllarından söz ettiğindeyse kekelemen iyice belirgin bir hal alırdı. Bu yüzden, Detroit'te ilk 45'liğin 'Boogie Chillen'ı yapmak için stüdyoya girdiğinde, az daha kapılar yüzüne kapanıyordu. Semavi güçler sana da, bize de acımış, belli.
Bu sayede, kendine özgü, yalın, ama yoğun, vurucu gitar çalma stiline ve benzersiz sesine kavuştuk. Üslubunun rock'ı çok etkilediğine haklı olarak inanırdın. Modalar, akımlar gelmiş geçmiş, çevrende her şey değişmişti ama sen hep o John Lee Hooker olarak kalmıştın. Kimsenin senin gibi çalmadığını düşünürdün. Bu konuda pek mütevazı sayılmazdın ama, doğru. Boogie stili blues konusunda da. Yaratıcısı sendin, bunu da saklamıyordun.
İlk Grammy ödülünü 1990'da aldı
Sana göre, müziğin gerçek anlamıyla yalnızca senin çalabileceğin bir şeydi. Buna rağmen, başka sanatçılarla çalışmayı severdin. İlk Grammy'ne 1990'da Bonnie Raitt ile 'The Healer'daki düetin 'I'm in the Mood'la kavuştun. 'Rock'n'roll Hall of Fame'de kendi yıldızına ise ancak ertesi yıl. 1993'te, şu işe bak, B. B. King ile ilk kez 'You Shook Me'de düet yaptın. 1999'daki "The Best of Friends/John Lee Hooker'da bir sürü dost seninle çaldı: Charles Brown, Eric Clapton, Ry Cooder, Robert Cray, Ben Harper, Van Morrison, Bonnie Raitt, Carlos Santana, Jimmie Vaughan... Sonra, gene 1990'da Rolling Stones seni Atlantic City'deki üç konserine çağırdı. Arkanda Keith Richards, Charlie Watts, Bill Wyman, Ron Wood ve Eric Clapton'la 'Boogie Chillen'ı çaldın. Keith Richards'la başka bir muhabbetiniz de vardı. Richards, senin klasik parçan 'Crawling Kingsnake'e bayılıyordu. "O şarkıyı sahiden seviyor. Zaten, blues'u çok seviyor."
"Blues, insanın moralini bozmaz, size asla keder vermez. Moralinizi yükseltir" derdin. Müzik ise, dünyayı döndüren şeydi. "Eğer müzik olmasa, dünyada yaşamak çok hüzünlü bir iş olurdu." Kendini yarı yarıya emekliye ayırmıştın, Kaliforniya kıyısndaki evlerinde oturuyordun. Sevgili beysbol takımın Dodgers'ın maçlarını izliyordun. Bazen de komik bir TV reklamı yapıyordun, Pepsi gibi. Sen bizi savaş öncesi blues geleneğine bağlayan son canlı halkaydın, John Lee Hooker.
Time dergisi bir seferinde "John Lee Hooker blues'u yalnızca çalıp söylemiyor... O blues'un ta kendisi" demişti. Ne kadar doğru! Ve ne mutlu bize ki, seni yaşadığımız sürece albümlerinden dinleme şansına sahibiz.