Bond da 'Büyük Birader'e karşı...

Bond da 'Büyük Birader'e karşı...
Bond da 'Büyük Birader'e karşı...
James Bond serisinin 24. filmi 'Spectre'da 'Majestelerin ajanı' hepimizi gözetlemeye kararlı 'Büyük Birader'lere karşı mücadele veriyor. Daniel Craig'in her zamanki klasını konuşturduğu, Monica Bellucci'nin 'Bond kızı' olarak arzı endam ettiği filmin görselliği gayet iyi, içerik ise tartışılır.
Haber: UĞUR VARDAN - ugur.vardan@radikal.com.tr / Arşivi

SPECTRE (Not: 3/5)
Yönetmen: Sam Mendes
Oyuncular: Daniel Craig, Lea Seydoux, Ralph Fiennes, Naomie Harris, Ben Whishaw, Rory Kinnear, Christoph Waltz, Monica Bellucci
Yapım: 2015, İngiltere-ABD
Süre: 148 dk.

‘Bond serisi’nin her yeni filmi vizyona girdiğinde naçizane bendeniz de karakterin kendimce sosyolojik tanımlamalarını yazımın bir tarafına iliştiririm. Dolayısıyla tekrar aynı sulara dönelim: Ian Fleming’in onu yaratıp edebiyat üzerinden sahaya sürdüğünde de politik dengeler eni konu şimdiki dünyanın benzeri bir görünümdeydi. İngilizlere malum, tarihsel akış gereği kolonyalist bir geleneğin uzantısıdır ve kuşkusuz bazı romanlarında, filmlerinde bu türden bir bilinçaltı sürekli kendisini hissettirebilir. Yani bu romanların ya da filmlerin kahramanları, yaşadığımız dünyanın sahibi ‘Britanya İmparatorluğu’ymuş gibi davranabilir. Nitekim Gizli Servis’in (yani MI6) yakışıklı bir playboy görünümlü zeki, gözü pek ve de aksiyonel ajanı James Bond da, değişen dünya konjonktürüne aldırmaz, geçmişteki rollerin uzantısı olarak sahadaki yerini alır. Ülkesi emperyalist yarışta eski konumundan uzakta, daha ziyade ABD’nin sağ kolu gibi davransa, dengeler Beyaz Saray’la Kremlin arasında gidip gelse de ‘007’, her daim ‘Esas oğlan’ olarak bazen takımla, bazen de takımdan ayrı bir şekilde düz koşusuna devam eder.

Öte yandan Christopher Nolan’ın ‘Batman serisi’ üzerinden yaptığı ‘kötülük ve sosyolojik okumalar’ çabası, zamane aksiyonlarını yatağında kimi oynamalara neden oldu. Bond da bu rötuşlardan payını aldı doğrusu. Mesela bir önceki adım olan ‘Skyfall’da sosyolojinin ötesinde ‘Freudyen’ okumalara bile rastlamıştık. Bugünden itibaren vizyona giren yeni serüven ‘Spectre’da da benzer bir durumu gözlemliyoruz (ne de olsa iki filmin yönetmeni Sam Mendes, senaristleri de John Logan, Neal Purvis ve Robert Wade).

Senaryoda zorlama sahne çok

Peki ne anlatıyor ‘Spectre’, hemen özetleyelim: Mexico City’de son anda bir stadyuma yönelik saldırıyı önleyen James Bond, olay sırasında yarattığı tahribatla üstleri tarafından yeni görevlerden alıkonulur. Öte yandan patronu M, örgüte dayatılan ‘Yeni dünya düzeni’ne karşı ayak diremekte, yeni atanan müdür Max Denbigh’le (ki örgüttekiler ona ‘C’ ismini takmışlardır) ‘ekol’ mücadelesi vermektedir. Takımdan ayrı düz koşmaya karar veren Bond, ‘Q’ ve ‘Moneypenny’nin yardımlarıyla Mexico City’deki patlamanın izini sürer ve karşısında ‘Spectre’ örgütüyle lideri Oberhauser’i bulur. ‘007’nin verdiği mücadelede en büyük destek ise eski örgüt elemanı Mr. White’ın kızı Dr. Madeleine Swann’dan gelir…

‘Spectre’, genel olarak bence ‘amorf’ bir yapıya sahip olmuş. Sosyolojik ve Freudyen bakış burada da var ama bu hamleler ‘Skyfall’ gibi ustaca ve zarifçe olmamış sanki. Evet, ‘dijital çağ’da eski moda bir kahraman olan Bond’un varlığı bir problem, ayrıca öykünün arka planında güvenlik adına yola çıkan ve hepimizi gözetleyen mekanizmalara (ki bir sahnede ‘Orwell esprisi’ bile yapılıyor) vurgu da var ama bütün bunları zaten birçok filmde yeterince ve daha derin kaygılarla gördük. Öte yandan film ‘klasik Bond ruhu’na ve kadrajlarını da sahip çıkmaya çalışmış, özellikle Avusturya’da çekilen karlı sahnelerde bu çabanın izlerini görüyoruz. Görsel açıdan ise özellikle açılışta, Meksika’daki ‘Ölüler Günü Festivali’ esnasında geçen bölüm çok çok iyiydi. Ama genel olarak filmin gereksiz bir uzunlukta (148 dakika) olduğunu söyleyebilirim. Senaryoda ise zorlama ve kendi içinde bile mantıksız duran sahne sayısı da çok.

Monica Bellucci’yle üç dakika

Bond serisi’ne değişik bir hava kattığı aşikâr olan Daniel Craig’in her zamanki klasını konuşturduğu, Monica Bellucci’nin yaklaşık üç-dört dakika süren sahneleriyle arzı endam ettiği ‘Spectre’de ‘kötü adam’ Oberhauser (Christopher Waltz canlandırıyor) da mesela bir önceki adım olan ‘Skyfall’un Silva’sı (Javier Bardem) kadar etkileyici ve de ışıltılı değil. Lea Seydoux’nun canlandırdığı Dr. Swann ise sanırım Bond’un büyük aşkı Vesper Lynd’in boşluğunu dolduracak yegâne karakter olarak tarihteki yerini alacak gibi. Filmde öyle büyük aşk yaşıyorlar ki, MI6 yakında “Elemanız nihayet evleniyor” dese inanırız.
Sonuç? ‘Spectre’ Bond hayranlarını ne derece tatmin eder bilmiyorum. Lakin ‘Bourne serisi’ türü derinden sarsmıştı, ‘Görevimiz Tehlike’ciler de son adımları ‘Rouge Nation’la bambaşka sulara açıldığını gösterdiler; yani ‘007’nin bu rakiplerle işi zor.