Bono'yla U2'yla fantastik gece

Bono'yla U2'yla fantastik gece
Bono'yla U2'yla fantastik gece
Atatürk Olimpiyat Stadı'ndaki U2 konserinin en fantastik anı Fethi Tosun'a ithaf edilen şarkıyı söylerken Bono'nun Zülfü Livaneli'yi sahneye çağırmasıydı. 360 derecelik görüş alanı sunan dev 'örümcek' sahnesiyle, ayaklarımızı yerden kesen ses sistemiyle, sahne performansıyla U2 konseri dört dörtlüktü
Haber: ERAY AYTİMUR / Arşivi

İSTANBUL - Oh be! Sonunda. Sevgili arkadaşımız U2, 6 Eylül gecesi Atatürk Olimpiyat Stadı’nda kendisinden beklenen mucizeyi hakkıyla, helaliyle gerçekleştirince benim de köşeciliğimin namusu, üzerindeki ipotekten kurtulmuş oldu. Çünkü ‘defalarca sahip oldu’ diyemesem de son iki ayda -bununla birlikte- dört U2 yazısı yazıp, konserle ilgili iki röportaj verip, konser günü gelen dört röportaj teklifini ise artık çok sıkıldığım için geri çevirmek zorunda kaldığımı fark ettim. Dolayısıyla U2 ile ilgili mümkünse uzunca bir süre bir şey duymama-konuşmama hakkımı, bu yazının en sonundaki noktadan itibaren, başlatmış bulunuyorum.
Dönelim 6 Eylül 2010’a... Saat 14.30 sularında AKM’nin önünde Muhsin’le (Akgün) buluşmamızla başlayan konser sath-ı maili, önümüzdeki saatlerin oldukça farfaralı geçeceğini daha en baştan söylüyordu. Bir tarafta, yolcularını dört İETT bileti karşılığında konser alanına taşımayı vaat etse bile hareket etmeyen yeşil otobüsler bekliyor, diğer yanda Türkiye ’nin cin fikirli gençleri, U2severleri 10 lira karşılığında beyaz minibüslerin terkesine atıyordu; “Olimpiyat’a gider, konsere gider, Olimpiyat’a, U2’ya gider’ naraları da atarak pek tabii...

Yarım saatte vardık
Makul sayılabilecek bir kalabalığı arkamızda bırakıp, yolculuk için seçtiğimiz doğru zaman diliminin avantajıyla taş çatlasa yarım saat içinde Olimpiyat Stadı’na vardığımızda ise keşif turumuz kendiliğinden başlamış oldu. Bulgar ve Rus ağırlıklı Slav konuklarımızın yoğun ve erken ilgi gösterdikleri konserin, ‘Red Zone’ tabir edilen en fiyakalı bölümünün de çoğunlukla onlar tarafından satın alındığını öğrendik. Elbette İngilizce, Almanca ve İspanyolca dialogları da kulak ardı etmedik ve (bize biraz abartılı gelse de) sonuçta yurtdışından 10 bin ziyaretçinin geldiği haberini aldık...
Farklı desenlerde ve modellerde t-shirtlerin, farklı ısı düzeylerinde biraların ve 15 lira gibi fiyatlarla vurguncu perspektifi temsil eden sigaraların satıldığı konser alanında Uluslararası Af Örgütü’nün sarı bluzlu gönüllüleri ‘Onurunu iste’ derken organizasyon çalışanları cam göbeğine çalan mavi t-shirtleriyle zemini renklendiriyorlardı. Güvenlik de dahil olmak üzere görevlilerin çözüm odaklı olduklarını tespit ettiğim konserin saati yaklaşırken kararan gökyüzü, naylon yağmurluk sektörüne dinamizm katıyordu. Konseri saha içinden izlemeye hak kazanacak ilk 2 bin 500 kişinin arasına girmeyi hedefleyen kalabalıkla ortalık hareketlenirken eğlence sektörünün gözde yapılanmalarından olan karaborsacılar deseniz, her zamanki gibi layıkıyla çalışıyorlardı.

Mürettebat sahnede
Işıkların söndüğü saat 20.24’te, Ramazan çadırından hallice sahnesine yol alan güzel Snow Patrol, mavi-beyaz ışık hüzmesinde çalıp İstanbul’a üslubunca teşekkür ettikten sonra, U2 ile verdikleri son konser münasebetiyle sıradaki parçayı gruba ve mürettebata ithaf etti. Havada kalpler uçuştu o esnada, ‘U2, Snow Patrol’ı seviyor’ mahiyetinde...
David Bowie efsanelerinden ‘Space Oddity’nin geri sayımıyla birlikte esas oğlanlar kulisten çıkarken ise saat 22.00 sularıydı ve saha içi yeterince dolu, tribünler dolucaydı. Seyirci tahminimizin 55 bin civarında olduğunu da biraya not düşelim.
‘Return of the Stingray Guitar’ adlı körpe parçanın ardından “Bugün güzel bir gün, öylece geçip gitmesine izin verme” diyen ‘Beautiful Day’ ile akan konser, dev bir silindir video sistemi ile birbirine bağlanmış LED paneller ve 64 metreye ulaşan yüksekliğiyle The Claw(pençe) adı verilen sahne etrafında dönen metal köprü sistemi üzerinde 360 derecelik bir görüş alanı sunuyordu. Ama beni asıl ilgilendiren Olimpiyat Stadı’nın tüm konforsuzluğuna rağmen ses sisteminin ayaklarımızı yerden kesen güzelliğiydi. Sahne turuncudan kırmızıya boyanırken ‘New Year’s Day’ gibi sahici coşkulu, ‘Get On Your Boots’ gibi esaslısından kaya parçalar ile seyirciler ayıptır söylemesi ‘eller havaya’ enerjisini çoktan yakalamıştı.
‘Mysterious Ways’ ile de ne şirin albümümüzdün sen Achtung Baby hissinde yuvarlandığım sırada reelpolitik şarlatanlarından biri olduğunu hatırlayan Bono’nun Boğaziçi Köprüsü’nden dem vurup “Egemen Bağış’la geçtik” demesiyle yuhalama sesleri yükseldi. Nitekim lafı evirip çeviren ‘gözlük’; “Daha fazla siyasetçilerden bahsedip sizi sıkmayacağım” deyip ‘büyülü şehir’, ‘güzel köprü’ gibi tamlamalar, ‘geç olsun güç olmasın’ gibi deyimlerin yardımıyla konserine devam etti.

Bono kızın dizlerinde
Bir ara sahneye bir genç hanım fırladı ve Bono onun dizlerine yatıp şarkı söyledi, sonra dans ettiler. Fakat iki özgüven abidesinin sahne üstündeki bu müthiş buluşmasından çok, konserin o bölümlerinde orijinalinde Pavarotti’nin de seslendirdiği ‘Miss Sarajevo’ aklımda kaldı.
‘Vertigo’ ve ‘I’ll Go Crazy If I Don’t Go Crazy Tonight’ bittiğinde renk cümbüşünden kurtulan ekranda ‘Hazır mısın?’, ‘Neden korkuyorsun?’ gibi ibarelerle kışkırdığımızda da sırada ‘Sunday Bloody Sunday’ olduğunu anladık. Tek solukta ‘İsrail’e bir, Washington’a iki’ dercesine... Ufak bir ‘Get up Stand up’ geçişiyle haklarımıza sahip çıkmamız gerektiğini hatırlatan Bono, konserin gerçek onurunu ise Fehmi Tosun’u anarak verdi, ta 1997’de yaptıkları albümün arkasında hâlâ durabildiği, ‘Mothers Of the Disappeared’ı söyleyebildiği için.
Buna karşılık, konserin en fantastik (benim için en gereksiz) bölümü Zülfü Livaneli’nin sahneye çıkıp ‘Mothers Of the Disappeared’a eşlik ettikten ve yoğun sevgi selinden sonra ‘Yiğidim Aslanım’ı tepeden tırnağa söylemesi, söyletmesi ve Bono’nun bitimsiz oportunizmiyle bir kez daha karşılaşmak zorunda kalmış olmamızdır. Seyircinin o dakikalarda, U2 konserine geldiğini diğer dakikalardakinden bile çok unutması ise apayrı bir yazı konusudur.

Siyaset ciddi bir iştir
Doğrusunu söylemek gerekirse sıtkımın sıyrıldığı o andan itibaren sahnenin alını morunu izlemekten başka meramım kalmadığı için ‘One’, ‘With Or Without You’, ‘Moment Of Surrender’ gibi hitleri dinlerken not alma ihtiyacı duymadım. 2 saat 15 dakika boyunca izleyerek dinlediğimiz dört dörtlük sahne performansı ve bugüne kadar yaptıkları tüm güzel müzikler adına bas gitarda ‘ailenin kötü çocuğu’ Adam Clayton, davulda ‘ailenin bebeği’ Larry Mullen Jr, elektro gitarda ‘ortanca çocuk’ The Edge ve vokallerde ailenin mirasyedisi Bono’dan kurulu U2’ya derin saygı duydum. Organizasyonu iyi niyetli değerlendirmeyi tercih etsem de tabelalama ve ulaşım zaaflarını görmezden gelmeyelim. Atatürk Olimpiyat Stadı’na yattıkları yerden Joe Strummer ya da Freddie Mercury (!) gelmeden bir daha zaten gitmem. Ha siyaset ise Bono’ya bırakılmayacak kadar ciddi bir iştir ve yorgunluktan uyuyarak tamamladığım uzun dönüş yolunu sadece müzik yapan U2 için göze aldığımı daha en başından biliyordum. Gazamız mübarek olsun!

Zülfü nasıl çıktı?
Zülfü Livaneli dün CNN Türk’e konsere nasıl katıldığını şöyle anlattı: “Bana da büyük sürpriz oldu. Bono benim ismimi UNESCO vasıtasıyla biliyormuş. Leylim Ley’i çok seviyormuş. O gün saat üçte Bodrum’dayken telefon geldi. İstanbul’da değilim dedim. Sonra Bono aradı, ‘Gel beraber yapalım bu işi çok istiyorum’ filan dedi ben de hemen uçağa atladım gittim. Bono ve müzisyenlerle 10 dakika kadar bir prova yaptık. Stadyumun hepsi Yiğidim Aslanım’ı söylemeye başlayınca Bono müthiş duygulandı, şaşırdı, bana sarıldı titriyordu, “Ya hayatımda böyle bir şey görmedim dünyada” dedi, “bu nedir bu...” filan... Sahneden inerken menajeri Bono’nun kendisinden fazla alkışlanan birisiyle ilk kez sahneye çıktığını söyledi. 

Bono uçağa ailesi Maçka’ya 
*Konserden hemen sonra grup doğru havalimanına gitti. Bono’nun ailesi yani karısı, kardeşi ve ekibin bir kısmı ise Maçka’daki Chocolate’ta geceye devam etti. Yan masada ise bir başka sürpriz isim oturuyordu. Basketbol Şampiyonası’nda ABD’nin maçlarını takip eden ünlü yönetmen Spike Lee. Siyah hakları üzerine filmleriyle tanınan yönetmenin, ‘USA against rest of the world’ (ABD dünyaya karşı) yazılı tişörtü dikkat çekti!
* Bono, Türkiye’de hakkında çıkan yazılar içinde en çok, pazar günü Joost Lagendijk’ın Radikal’deki köşesinde çıkanı beğendi. Konserden önce Lagendijk’la tanışmak istedi. Lagendijk da konser alanındaydı ama kendisine ulaşılıncaya kadar, sahne saati gelmiş buluşma imkânsız olmuştu. Konuyla ilgili görüştüğümüz Lagendijk, “Buluşmak çok iyi bir fikir olarak kaldı. En azından Bono’nun yazımı beğendiğini duymak güzel oldu” dedi.
* Zülfü Livaneli’nin sahneye çıkması Türkiyeli organizatörler için bile ‘sürpriz’ oldu. 
* Konserde adı geçince ıslıklanan Egemen Bağış, dün ajanslara bir açıklama yaptı ve “Canları sağ olsun” dedi. “Islık çalan gençler de bizim kardeşlerimiz, bizim insanlarımız. Onları da seviyoruz” diyen Egemen Bağış, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bazılarının farklı hassasiyetleri veya önyargıları olabilir. Ben onları da Boğaz Köprüsü’nde yürümeye davet ediyorum.”