Bosna'da kaos ve iletişim

Rüzgârın tekme tokat giriştiği uçaktan inip havaalanında beklerken, 17 ve 26 Temmuz arasında yapılan...
Haber: EVRİM ALTUĞ / Arşivi

SARAYBOSNA - Rüzgârın tekme tokat giriştiği uçaktan inip havaalanında beklerken, 17 ve 26 Temmuz arasında yapılan 10. Avrupa ve Akdenizli Genç Sanatçılar Bienali nedeniyle yalnızca üç gün ve iki gecesini yaşayacağım Saraybosna'ya ilişkin fikir yürütmeye çalışıyorum. İlk hareket, pasaport kontrolü: Kimim, niçin buradayım?
Son anda yenileyebildiğim pasaportuma atmayı unuttuğum imzam gelir gelmez, sessizce elime tutuşturulan sınır dışı belgesiyle hatırlatılıyor. Çaresiz, uçağa geri gönderiliyorum. Sanat, hayata mı bulaşıyor? Bu bir 'performans' olmasın?
Bienalin temasının 'Kaos ve İletişim' olduğu, afişlerinden anlaşılıyor. Logosu basit ama güçlü: Birbirinin zıt yönünde iki çıplak ayak.
Ama, niye aynı uçakla geri dönüyorum? Kaos içindeyim. İletişim kurmaya çalışıyorum. Saraybosna'dayım. İyi de niye gülümsüyorum?
Avrupa'nın ortasında kaos
Birden uçağın koridorunda, beni Sabancı Üniversitesi adına Selim Birsel ile bienale davet eden Erdağ Aksel'e rastlıyorum. Aksel temaslarını tamamlamış İstanbul'a dönüyor. Uçak kalkışa hazırlanırken Aksel yerinden fırlayıp gerekli bağlantıyı kuruyor. 'Maddi hata'm, resmi görevlilerin huzurunda, özürle ve
anında imzaladığım pasaportumla düzeliyor. Sonrası ise, film gibiydi!
Bienal etkinliklerinin çoğunluğu, tıpkı Saraybosna gibi, 'yaşamın şahdamarı' Miljacka Nehri'nden beslendi. Birçok etkinlik, nehir boyunca birbirine yakın tam 17 noktada yer aldı. İçerikleriyle şehrin
'içine sinen' birçok yapıt, hem izleyici, hem de mekânla kurduğu ilişkiden alnının akıyla çıkacak kadar da sağlam metinler barındırıyordu.
Portekiz, Cezayir, Slovenya, İtalya, Fransa, Yunanistan, İsrail, San Marino, Bosna-Hersek, Hırvatistan, Bulgaristan, Mısır ve Finlandiya, Kosova gibi birçok merkezden yapıtları buluşturan bienalde, sergi ve etkinlik mekânlarıysa hayli ilginçti.
'Safet Hadziç' kışlası birçok yerleştirme, video art, bilgisayar ve tuval çalışmasına ev sahipliği yaptı. Sanatçılar, yapıtlarında kimlik, imaj, savaş travması, bellek, gelecek, tüketim toplumu ve medyatik kirlilik gibi konulara yoğunlaşmıştı.
Doğu Avrupa'nın yakın tarihini paylaşmış bir kuşağın tanıklıklarını yapıta dönüştürdüğü işler, anlam ve tema bakımından etkinliğin atardamarı sayılabilecek bir içerik yoğunluğuna sahipti. Bu zenginlik, bienalin kaotik atmosferinde insanların iletişim kurmasına olanak verdi.
Top yerine trip hop sesleri
Etkinlikler, sanal sanatın ürünleri ve çizgi ile ilüstrasyonun genç örneklerinin buluştuğu
'Access Center'da, taze fikirlerin fışkırdığı çeşitli enstalasyonların eski çarşıda boy gösterdiği 'Kurşunlu Medrese'de ya da resim, grafik ve heykellerin sergilendiği 'Brusa Bezistan'da da katlanarak
ilgi gördü. Yunanlı genç fotoğraf sanatçılarının Miljacka Nehri kıyısındaki sergileri ise şiddeti, travmayı, geleceği, kentliyi arayan gençleri görselleştiriyordu.
Bayrağı 2003 yazında Atina'ya devredecek bienalde, moda defileleriyle birlikte yerli-yabancı izleyicileri aynı anda kendisine çeken sanat dalı ise kuşkusuz müzikti.
'Youth Hall'daki konser ve film gösterimleri,
Saraybosna'nın insana gerçekdışı gelen
'savaştan çıkmışlığı' ortasında, olimpiyat eskisi bir buz pateninden gelme karanlık, sıcak ve eski bir salonda yapıldı. 'Youth Hall', elektronik, rock, fusion ve trip-hop türünü yansıtan grupların boy gösterdiği bir mekân oldu.
10. Avrupalı ve Akdenizli Genç Sanatçılar Bienali'nde, mimarlık ve görsel sanatlar konusunda da 'workshop' ve sergiler düzenlenmişti. Performans sanatından örneklerin de sunulduğu 'National Theater'daki mimari workshop ve özellikle
'Saraybosna Konser Salonu' proje yarışmasında dereceye giren projeler, geleceğin mimarisi ve Saraybosna'sını da akıllara taşıyan umudun simgesi oldu.
Öte yandan, BH Art Gallery ise, Banja Luka'da yapılan 'workshop'ın birçok özgün ürünü ile görsel sanatların gelecekteki imzalarını aynı çatı altında buluşturdu.
Türbanlı Matruşkalar
Türkiye bienalde, Kırıka grubu yanında enstalasyon ve resimleriyle sanatçılar Burcu Arısoy, Leyla Gediz ve Betül Güney ile temsil edildi.
Gediz çocukluk imgelerini gündelik kaosun içine zerk ettiği yapıtlarıyla hem tuval üzerindeki otoriteye, hem de tuval içindeki tüm geleneksel zorunluluklara karşı attığı sessiz ve samimi çığlığını Bosna'da bir araya gelen sanatseverlerin ilgisine sundu.
Güney'in yapıbozumcu ikili tuvali ise Bosna'nın eklemli sosyo-kültürel yapısına oturan nitelikli, eleştirel ve sorgu dolu bir çalışmaydı.
Arısoy ise Saraybosna topografyasıyla düzenlenmiş peçeli-türbanlı ve askeri üniformalı matruşkaları ile bienaldeydi. Eser, IPC Galerisi ziyaretçilerini şaşırtmayı başaran bir ürün olarak görsel belleğin kayıtlarına geçti.