Boyayla yeniden varolan nesneler

Boyayla yeniden varolan nesneler
Boyayla yeniden varolan nesneler

Habip Aydoğdu, yeni sergisinde daha çok hurda malzemelerden yararlanmış.

Habib Aydoğdu, hazır nesnelerle, doğanın yonttuğu formlarla, üretilmiş fikirlerle hesaplaşıp ve onlara farklı bir görünürlük alanı açıyor. Eskimiş bir hamur tahtası, bir cam parçası, taşlar, kesilmiş bir ahşap, paslanmış bir tırmık ya da kullanılmış hortumlar... Boyayla yeniden varoluyorlar
Haber: ZEYNEP YASA YAMAN / Arşivi

ANKARA - Habip Aydoğdu ‘Düşler ve Buluntular’ sergisinde çocukluğundan bu yana toplayıp biriktirdiği, güne taşıdığı ahşap, taş, cam, seramik ve metal gibi yaşamına değen farklı malzemeleri yeniden anlamlandırıyor. Camı ahşapla, ahşabı metalle, seramikle buluşturuyor, buluntuyu dönüştürüyor, resmini de ekleyerek birikimini üçüncü boyuta taşıyor. Onun nesnelerle kurduğu ilişki provokatör sanatçı tavrından uzakta; ironi ve yergi içermeyen, yan belirlemeyen ama müdahaleci/li bir tutum. Yapıtlarında doğrudan toplumsal iletilere, metaforlara başvurmuyor, geçmişte ve şimdide vaki olanı içeri alıyor.
Habip Aydoğdu, hazır nesnelerle, doğanın yonttuğu formlarla, üretilmiş fikirlerle, yaratılarla hesaplaşıyor, söyleşiyor, farklı bir görünürlük alanı açıyor onlara. Eskimiş bir hamur tahtası, denizin kumlayarak matlaştırdığı bir cam, taşlar, kesilmiş bir ahşap parçası, paslanmış bir tırmık ya da kerpeten, kullanılmış hortumlar, kayak takımları, atılmış metaller karşılaşıyorlar, taşıdıkları izleri ve dokulanmaları koruyarak boya ve imlerle yeniden varoluyorlar, sanatçının elleri ve düşünceleri geçiyor üzerlerinden. Bir araya gelişlerini ve biçimlerini belli bir düzen gözetmeden vurguluyor; unutulmuşluklarını, atılmışlıklarını, rastlantısallıklarını sanatına taşıyor. Malzemenin geçmişine, niteliğine, zamanın içinde  edindiği yaşanmışlıklara saygılı davranıyor, onları önemsiyor. Topluyor, biriktiriyor, yeniden anlamlandırıyor, çeşitlendiriyor. Bir çocuk gibi yanlış yapmayı, özgün düşünceler içinde karmaşıklaşmayı, yaratmayı, bulmanın yeni yollarını keşfetmeyi, kendini  özgür hissetmeyi gereksiniyor.
Röportajlarında oyun ve tekrarlardan hoşlanmadığını belirtse de oynadıkları oyunlarla kendilerine özgü ciddiye aldıkları bir dünya yaratan, nesnelerini kendi beğenilerine uygun olarak kurdukları yeni ama genel geçer olmayan bir düzen içine yerleştiren, böylece tıpkı bir sanatçı gibi davranan çocuklara benziyor Aydoğdu’nun sanat duruşu. Yarattığı düşler dünyasında oluşturduğu bir oyunun içine dalıyor, gücünü sınıyor. Oyunun yerine düşleri, raslantıları koyuyor. Zamanı ve mekanı birer kategori olmaktan çıkarıp varoluş koşulları haline getiriyor. Her tekrarında yaratıyor.

Bir arada ama bir başına
Çizgi, yazı, leke, renk/boya bağımsızlığı, biçimsizliği... Bütün bu unsurların arkadaşlığından değil kavgasından, birarada ve ama bir başına oluşlarından kaynaklanıyor. Karmaşık sanat haritası içinde rastgele dağılmış nokta, çizgi, leke ve izlerin engellenemez kaosunu biçimin ötesine taşıyor, izleyicide her yöne doğru dokunma ve kazıma talebi yaratıyor.
Yapıtlarına ortadan, herhangi bir yerden başlayan Aydoğdu, böylece Gilles Deleuze’ün organsız bir bedene, uzamsız ve zamansız bir süreye benzettiği ‘köksap’ (rhisome) kavramına yakınlaşıyor. Aydoğdu, “Felsefe, bilim ve sanat gökkubbeyi yırtmamızı ve doğruca kaosun içine dalmamızı isterler. Sanatçının kaostan getirdiğiyse, sonsuzu yeniden vermeye muktedir, organik-olmayan bir kompozisyon düzlemi üzerinde, bir duyulur varlık, bir duyum varlığı çatan değişikliklerdir... Ressam bir felaketin, ya da bir yangının içinden geçer ve tuvalin üzerinde, tıpkı onu kaostan kompozisyona ulaştıran sıçrayışın izi gibi, bu geçişin izini bırakır Bu demektir ki sanatçı kaosa karşı dövüşmekten çok, görüşün ‘klişelerine’ karşı dövüşür. Ressam el değmemiş bir tuvale yapmaz resmini, ya da yazar beyaz bir sayfaya yazmaz, ama sayfa ya da tuval önceden varolan, önceden yerleşmiş klişelerle hanidir öylesine kaplıdır ki, kaostan çıkmış ve bize görüyü ulaştıran bir akımın geçmesini sağlamak için önce silmek, temizlemek, inceltmek, hatta parça parça etmek gerekir.” Deleuze ve Guattari felsefenin, varlıklar ile şeylerden olayları söküp alarak bir ‘içkinlik düzlemi’, bir tutarlılık düzlemi yaratma savı, Aydoğdu’nun da temel sorunu gibi gözüküyor. Düşler ve buluntular aracılığıyla anlık bir süreyi ışıklandıran bir görüyü, bir duyumu dışa vurabilmek için kalıpyargılarla kavga ediyor, yıkımları çabuklaştırmaya çalışıyor, kaosu kesen düzlemler üzerinde sanat üretiyor.
Aydoğdu’nun ‘Düşler ve Buluntular’ sergisi 2 Şubat’a dek Ankara Grup Sanat Galerisi’nde.