Boyle'un nefesi Pekin'e yetmedi

Boyle'un nefesi Pekin'e yetmedi
Boyle'un nefesi Pekin'e yetmedi

Londra daki Olimpiyat Açılış Töreni nde çocuklara ayrılan bir bölüm de vardı.

Dört yıl önce Pekin Olimpiyat Oyunları açılış töreninde bir 'disiplin ve adanmışlık destanı' yazan Zhang Yimou, önceki gece Londra'da kendisini yakalamaya çalışan Danny Boyle'a geçit vermedi
Haber: MURAT ÖZER - cinemozer@gmail.com / Arşivi

Amerikalı üstadımız Roger Ebert, 2008 Pekin Olimpiyat Oyunları’nın açılış töreninden sonra kaleme aldığı ‘Zhang Yimou’nun altın madalyası’ başlıklı yazısına şöyle girmişti: “Pekin Olimpiyatları’nı televizyon aracılığıyla izlediği varsayılan üç milyar insandan biriydim ben de. Ve sanırım istenen mesajı aldım: Çin burada, bütün azametiyle. Kapsamı, doğruluğu ve prodüksiyon güzelliği, siz de katılırsınız, afallatıcıydı. Seçkin yönetmen Yimou’ya 300 milyon dolarla birlikte hayal gücünün bütün kontrolü verilmişti. Olasılıkla, opera geçmişi de ona yardımcı olmuştu.”
Ebert’a -her zaman değilse de- katılmamak mümkün değildi söylediklerinde. Biz de onun gibi televizyondan açılışı takip etmiş ve Yimou’nun çıkardığı (sanat) karşısında nutkumuzun tutulmasına engel olamamıştık. Evet, seyir zevki yüksek açılış törenleri (Atlanta, Sydney, Atina) izlemiştik daha önce, ama Pekin bambaşkaydı. Yunanistan’ın hâlâ 2004’te düzenlenen oyunların bedelini ödüyor (ödeyecek) olması da tarihin kara kaplı defterindeki yerini almış durumda.
Konuyu dağıtmayalım... Yimou’nun dört ayda, günde sekiz saatlik bir çalışmanın ardından sahnelediği bu devasa şovu, İngiliz sinemasının harika çocuğu Danny Boyle’un önceki gece Londra’daki açılışta aşamadığını gördük, ki beklediğimiz bir durumdu bu. Şaşırmadık açıkçası... Yimou, ‘beşinci kuşak’ Çinli sinemacıların yıldızı apoletiyle üstlendiği görevini başarıyla yerine getirmişti. Her filminde Çin kültürünün zenginliklerini kendine malzeme yapan yönetmen, açılış töreninde de bu zenginliğe sırtını dayıyordu doğal olarak. Oyunları organize etme hakkını alan her ülke , kendi kültürünü, kimliğini milyarlarca insana ilk elden gösterme şansını tepmek istemiyordu. Yimou da aynı kulvarı kullanırken, uzun yıllara yayılan sanatsal birikimini törenlere yansıtarak bir ‘farklılık’ yakalamanın peşindeydi. Emrine verilen 15 binin üzerinde performans sanatçısı ve atlet de onun işini kolaylaştırdı doğrusu. Disiplin ve adanmışlıkla gelen mükemmellikti bu törenin özeti.
8 Ağustos 2008’de Pekin Ulusal Stadyumu’ndaki törende sahneye konanları tek tek saymaya gerek yok belki. Olimpiyat meşalesini yakma işini bile yegâneleştirmeyi başardı Zhang Yimou. Çinli cimnastikçi Li Ning’in ‘havada koşarak’ ulaştığı meşaleyi yakması, ‘Kahraman’ gibi filmlerinde karakterleri bolca ‘havada koşturan’ Yimou için ‘doğal’ bir şeydi kuşkusuz!
Sahayı dolduran binlerce geleneksel Fou davulcusu, Çin’deki etnik grupları temsil eden 56 çocuk , uçuşan ‘periler’, Çin operası, Budizm, İpek Yolu, kâğıt, uçurtma, porselen, seramik, Konfüçyüs, Sarı Nehir (Huang He), dövüş sanatları, pusula ve tabii ki havai fişekler (bir kısmı televizyon için dijitaldi)... Çin’in geleneksel yüzünü temsil eden, ülkeye kimlik kazandıran her şey uyumlu bir şekilde sahnelendi o gece. En nihayetinde de geleceği temsilen astronotlar girdi devreye. Performansçı kalabalığına karşın bir an olsun karmaşa yaşanmadı. Sinemanın bir ışık ve gölge sanatı olduğunu çok iyi bilen Zhang Yimou, töreni de bir ışık ve gölge gösterisine çevirdi. Renkten kaçmadı, kalabalıktan ürkmedi, hikâyesine sadık kaldı, yönetmenlik becerilerini konuşturdu, bütünlüğü korudu ve olanaksız denileni yaptı. Hollywood’un en ışıltılı filmlerine harcanan parayı bir gece için gözden çıkarmıştı Çinliler. Karşılığını aldılar, aşılamayacak bir zirveye ulaştılar, ‘güç gösterisi’yle de Batılı rakiplerini bir miktar sarstılar... 

Kenneth Branagh da sahnedeydi
Londra’da Danny Boyle’un işi zordu anlayacağınız. Belli ki o da farkındaydı bu durumun, ki pek zorlamadı şansını. Kendine özgü ‘eğlenceli’, kargaşaya meyleden bir şeyler tasarlamıştı. Büyük Britanya’nın kırsal yaşam felsefesinden sanayi devrimine geçişini sahneledi önce. Bu oyunlar için inşa edilen Londra Olimpiyat Stadyumu’nun saha içini az çok film setine çevirmeyi başardı. Sanayi devrimiyle birlikte sahanın içinden devasa fabrika bacaları çıktı; Kenneth Branagh da devrimin öncüsü Isambard Kingdom Brunel rolüyle katkıda bulundu gösteriye.
Törenin başından sonuna kadar neredeyse hiç durmadan çalan 965 davulcunun işitsel anlamda zenginleştirdiği açılış, Boyle’un ‘Trainspotting’indeki ‘Born Slippy’ adlı şarkının da sahibi olan Underworld elemanları Karl Hyde ve Rick Smith’in atmosferik müzik çalışmasıyla da bu anlamda sınıfı geçti.
Gökyüzünden inip birleşen Olimpiyat halkaları, Daniel ‘James Bond’ Craig’in Kraliçe Elizabeth’i ‘ilginç’ bir şekilde törene getirmesi, Mike Oldfield’ın ‘Tubular Bells’i eşliğinde tümüyle çocuklara ayrılmış bir bölüm (burada ‘Harry Potter’ serisinin yazarı J.K. Rowling de kendini gösterdi), Rowan ‘Mr. Bean’ Atkinson’ın ‘Ateş Arabaları’ temasını çalma ‘sıkıntısı’, bir aşk hikâyesiyle gençliğin geçmişten bugüne geçirdiği evrimi somutlayan bir bölüm (burada The Who’dan The Beatles’a, The Kinks’ten The Rolling Stones’a, The Jam’den The Sex Pistols’a, David Bowie’den Queen’e, Eurythmics’ten Blur’e birçok Britanyalı müzisyen ve grubun şarkıları kulağa çalındı), Beckham’ın bir sürat teknesiyle Olimpiyat meşalesini getirmesi, Henry Francis Lyte’ın ölüm döşeğindeyken yazdığı ilahiden esinle sahnelenen modern dans gösterisi, Arctic Monkeys’in mini konseri, ‘güvercin bisikletler’ (bunlardan birinin ‘E.T.’deki sahneyi hatırlatır biçimde uçması güzeldi), Paul McCartney’nin ‘Hey Jude’la töreni nihayetlendirmesi gibi hoşluklar vardı Danny Boyle’un açılışında.
Ancak Yimou’daki tematik bütünlük, koreografi derinliği, görsel zenginlik, mükemmele ulaşma isteği, adanmışlık yoktu bu törende. Boyle da dört yıl önceki töreni aşmak gibi bir ‘delilik’e kalkışmanın anlamsız olduğunu fark etmiş belli ki. Küçük dokunuşlar, müzikal zenginlik, bir miktar ‘kaos’, saha içini film seti gibi kullanma çabası, ‘gönüllü rahatlığı’na sırtını dayamış olmanın genişliği, mükemmelliktense ‘samimiyet’i yansıtma isteği ve ‘haddini bilmek’ti Danny Boyle’un formülü. Bu formül işe yaradı mı derseniz, belli ölçülerde yaradı diyebiliriz. Törenin en yaratıcı anı olan finaldeki Olimpiyat meşalesini yakma bölümünde düş kırıklığına uğrasaydık, nazarımızda belli ölçülerin de altına inerdi bu açılış...
Toparlarsak, Zhang Yimou’nun töreninin bundan sonra da, en azından bu yüzyılın ortalarına kadar aşılabileceğini düşünmüyoruz. Spielberg şöyle demişti Pekin Olimpiyat Oyunları açılışı için: “Unutulmaz bir gösteri. Muhtemelen yeni milenyumun en büyük gösterisi.” Bu görüş, uzunca bir müddet geçerliliğini koruyacak sanıyoruz. Roger Ebert’ın, Danny Boyle’un yönettiği açılış için neler söyleyeceğini de merakla bekliyoruz!