Bozkırın ortasında Miro var!

Bozkırın ortasında Miro var!
Bozkırın ortasında Miro var!
Sanatçı Prof. Hüsamettin Koçan'ın, Bayburt bozkırının ortasında bir kararlılık, idealizm ve umut anıtı gibi yükselen projesi Baksı Müzesi, 2014 Avrupa Konseyi Müze Ödülü'nün sembolü olan büyük Katalan sanatçı Joan Miro'nun orijinal bir heykeliyle birlikte 23 sanatçının eserlerinin yer aldığı 'Miro'ya Açılan Heykelli Yol' sergisine ev sahipliği yapıyor.
Haber: BANU TUNA - Btuna@hurriyet.com.tr / Arşivi

Hüsamettin Koçan için her şeye rağmen geleceğe dair bir umut beslemenin tek yolu var: İşini iyi yapmak! “Herkes işini en iyi biçimde yapacak, o zaman zaten her şey kendiliğinden yoluna girer” ona göre. O, onlarca yıllık düşü olan Baksı Müzesi’nin kapılarını bundan 4 yıl önce açtı. Bozkırın, ıssızlığın ortasında, Bayburt’un eski adıyla Baksı, yeni adıyla Bayraktar Köyü’nde, anne-babasının mezarının karşı yamacında. Ve bu hayali o kadar mükemmel ete kemiğe büründürdü ki, ödülün gelmesi uzun sürmedi.
Baksı Müzesi, geçen nisan ayında 2014 Avrupa Konseyi Müze Ödülü’nü almaya hak kazandı. Bu ödülün sembolü olan büyük Katalan sanatçı Joan Miro’ya ait ‘Femme aux Beaux Seins’ (Güzel Göğüslü Kadın ) isimli heykel de bir yıllığına Baksı Müzesi’ne emanet edildi. Hüsamettin Koçan sadece ödülü alıp getirmedi Bayburt’a. Ödülden yola çıkan bir de sergi hazırlandı. ‘Miro’ya Açılan Heykelli Yol’, 14 Haziran’dan bu yana ziyaretçilerini ağırlıyor. Küratörlüğünü Emre Zeytinoğlu ile Nilüfer Ergin’in üstlendiği serginin baş konuğu elbette Miro. Ama ‘Güzel Göğüslü Kadın’a 23 heykel sanatçısının çalışmaları yoldaşlık ediyor.
Farklı ekollerden, farklı yaş gruplarından, pek çoğu Hüsamettin Koçan’ın arkadaşı ya da öğrencisi olan 23 sanatçı, çok kısa sürede hazırlandı ve ortaya çıkan eserleri Baksı Müzesi’ne hediye etti.
Sergi konseptini, antik çağ kentlerinde insanları ‘merkeze’ ulaştıran heykelli yollardan alıyor. Koçan, serginin açılışında yaptığı kısa konuşmada, ‘Miro’ya Açılan Heykelli Yol’un Türkiye ’nin en çok göç veren kenti olan Bayburt’u ‘merkeze’ taşıyacağına inandığını söylüyordu. Sergi ile amaçlanan, Miro’nun heykelini merkeze alan metaforik bir heykelli yol inşa etmek: “Baksı Müzesi, bu sergiyle bir kez daha periferinin merkez karşısında kendi özgünlüğünü koruma misyonunu yerine getiriyor” diyor Koçan.
Küratör Emre Zeytinoğlu sergi salonun duvarına da yazdığı metinde, “Bu yollar, insanları, toplumun önemsediği değerlerin sergilendiği, kentin kültürel kimliğini oluşturan sanatçıların, filozofların anıtlarının, müzeler ve tiyatrolar gibi kültür-sanat yapılarının, kentin idari binaları ile tapınaklarının yer aldığı merkeze götürür. Bu nedenle de merkeze doğru yolculuğun başladığı yerlerdir. Hayranlık uyandırıcı, ayrı bir estetiği vardır. Miro bu sergide merkezde yer almakla birlikte ona uzanan heykelli yolda bulunan yapıtlar, ayrı ayrı kendi estetik anlayışlarını ortaya koyuyorlar” diyor.


Sergide kimler var
Sergide, Miro’nun heykelinin yanı sıra Ali Teoman Germaner, Altan Gürman, Burçak Bingöl, Candeğer Furtun, Erdal Duman, Esra Sağlık, Ferit Özşen, Günnur Özsoy, Hüsamettin Koçan, Kemal Tufan, Koray Ariş, Meriç Hızal, Mike Berg, Osman Dinç, Rahmi Aksungur, Remzi Savaş, Sabrina Fresko, Seçkin Pirim, Seyhun Topuz, Serkan Demir, Tansel Çeber, Tuğrul Selçuk, Yunus Tonkuş’un yapıtları sanatseverlerle buluşuyor.


Babamın mezarı burada
Hüsamettin Koçan’a ait ‘Gitmek mi Kalmak mı?’ isimli eser de sergide yer alıyor. Çocukluğuyla ilgili, Baksı Müzesi’ni de kurduğu yeni adıyla Bayraktar Köyü’nde, babasının yolunu gözleyişiyle ilgili bir heykel bu. Katmanlaşma temasını uzun zaman eserlerinde kullanan sanatçı, “O bekleyen çocuk var burada. Babasını bekleyen çocuk. Babam sonunda köye döndü, mezarı burada” diyor.


Kültür turizminde yeni durakBaksı Müzesi, ziyaretçi sayısını her geçen gün artırırken, Doğu Karadeniz’de farklı ve yeni bir cazibe merkezi işlevi görüyor. Ellerinde müzeden bahseden dergilerle çıkıp gelmiş yabancı turistlere rastlamak şaşırtıcı oluyor. Yeni projeleri, Baksı Köyü’nü, geleneksel omurgasını koruyarak örnek bir köy olarak yeniden inşa etmek.
Bu arada müze kampüsündeki konukevi yeniden düzenlendi, 44 kişilik kapasitesiyle kapısını grup ya da birey herkese açtı. Büyük şehir kaosundan kaçanlara, kafasını dinlemek veya kafasının içindeki sesi duymak, yaratmak isteyenlere mükemmel bir sığınak burası.