Brunch muhabbetleri

Komedi yapmak kolay iş değil. Her şeyden önce, hedef kitlenizi güldürmek gibi zorlu bir görevin üstesinden gelmelisiniz.
Haber: SEVİN OKYAY / Arşivi

Komedi yapmak kolay iş değil. Her şeyden önce, hedef kitlenizi güldürmek gibi zorlu bir görevin üstesinden gelmelisiniz. Neyse ki, insanları güldürmenin de farklı yolları var. Woody Allen ya da onun muhtelif düzeylerdeki taklitçileri gibi, zekâ parıltılı bir komediyle tatlı tebessümler amaçlayabilirsiniz. 'Ortaya karışık' bir bileşim tutturur, ya da 'klasik' bir komedi yapabilirsiniz. Farrelly kardeşlerin temsil ettiği hızlı tempolu, sulu, 'tuvalet mizahı'na bolca yer veren modern komedilerde karar kılabilirsiniz. Ama komedi yapıyorsanız
eğer, seyircilerinizi şu ya da bu şekilde ve ölçüde güldürmeniz yerinde olur.
Yapımcılıktan yönetmenliğe geçiş yapan Peter M. Cohen'in senaryosunu da yazdığı 'Kadın
İsterse 2' (Whipped), bu basit gereği yerine getiremiyor. Üç erkek kahramanı, yirmi yaşı geride bırakmış olmalarına rağmen, makul ilişkilere, ilk kez milli olacak 14'ünde çocuklara yakışır bir korkuyla yaklaşıyorlar.
Daha doğrusu, yaklaşmıyorlar.
Brad (Brian Van Holt), Zeke (Zorie Barber) ve Jonathan (Jonathan Abrahams), akılları fikirleri kızlarla yatıp kalkmakta olan New York'lu bir üçlü. Wall Street çocuğu Brad, kızlara "Ben, arkadaşın Jen'in ağabeyiyim" diye yaklaşıyor ve kendini 'Risky Business'taki Tom Cruise'un yerine koyuyor. Özgüveni tam, sevimsiz bir yaratık (Zaten sevimsizlik, bu üçlünün ana karakteri). Kendine bohem havalar veren ve bir senaryo yazmaya çalışan Zeke ise, '9 1/2 Hafta'daki Mickey Rourke olduğunu sanıyor. Sözde duyarlı elemanı Jonathan da 'St. Elmo's Fire'daki Andrew McCarthy'yi örnek almış.
Üç delikanlının 'büyük zevk'leri
Bu üç delikanlının iki büyük zevki var: Birincisi, kızların peşinde koşmak, ikincisi de geleneksel hale gelmiş pazar brunch'larında (yoksa kahvaltı mı desek?) buluşup, hafta içindeki fetihlerini birbirine anlatmak. Bu buluşmalarda Jonathan biraz geride kalıyor, yalandan medet umuyor. Çünkü kendisi, birinci sınıf bir mastürbasyon
ustası, bulabildiği kız isimleri de banyosundaki el kremleriyle şüphe çekici bir benzerlik taşıyor. Bir de onların peşinden ayrılmayan ve kendisi (maalesef) evli olduğu için, arkadaşlarını evliliğin nimetleriyle kıskandırmaya çalışan, ama aslında onların zamparalıklarını
kıskanan dördüncü elemanları var: Eski dostları Eric (Judah Domke).
Hep aynı yerde buluşuyor ve yönetmen/senarist
Cohen'in esprili olduğunu vehmettiği sonu gelmez sohbetlerle karşı cins hakkındaki fikirlerini beyan ediyorlar. Kibar çocuklar oldukları için, her şeyi adlı adınca söylemeyip bir cinsellik jargonu uydurmayı da ihmal etmemişler. Doğrusu, her pozisyonda 'Amerikan Sapığı'nın yupilerini tercih ederim.
Derken kadın kullarının böyle ayaklar altında kalmasına razı gelmeyen yüce yaradan başlarına adı Mia (Amanda Peet) adlı bir bela yolluyor. Gençlerimizin hepsi bir buluşma mahalline havalanmış olarak geliyorlar. İdeallerindeki kızla tanışmış, sayıyla kendilerine gelmişler. Kötü haber ise şu: Hepsinin tanışıp abayı yaktığı kız, aynı kız. Bunu anlamaları için epeyce bir vakit geçmesi ve Mia'nın hayli yüklü olduğu anlaşılan takviminde bir kayma olması gerekiyor.
İşte mesele bundan ibaret. Bazen bize de dönüp açıklamalarda bulunuyorlar ama esas boşalım alanları, kahvaltı masası. Cohen onlara zekice ya da esprili diyaloglar yazabilseymiş, belki de sonuç böyle olmazdı. Bu hammadde Neil LaBute ya da Kevin Smith'in elinde olsa, ortaya çok farklı bir film çıkabilirdi. Bilmiyorum, belki de 'yeniyetme'
seyirci kitlesinin hoşuna gidebilir. Ama karakterler onların da özdeşleşemeyeceği kadar büyük. Ayrıca, dedik ya, dertleri başka. Rivayete göre, Cohen filminin ilhamını kendi arkadaş sohbetlerinden almış. Ben olsam böyle arkadaşlarım olduğunu herkesten saklardım.