'Bu bir duygu pornografisi'

'Bu bir duygu pornografisi'
'Bu bir duygu pornografisi'

Kadının kendini en güzel hissettiği yaşın 40 olduğunu söyleyen Tuluhan Tekelioğlu, ?40?ında kadın büyüyor. Artık kendi isteklerini, kendi iç sesini dinlemeye başlıyor? diye konuşuyor. Fotoğraf: Muhsin Akgün

EKAV'da açılan '40'ında 40 kadın' isimli video yerleştirme ve fotoğraf sergisi, 40 yaşını aşmış farklı sosyal sınıflardan 40 kadınla yapılan samimi görüşmeleri içeriyor. Tuluhan Tekelioğlu, çalışmayı 'Sanki bir duygu pornografisi gibiydi. Bazen anlatılanlar karşısında kanım dondu' diyor
Haber: ÖMÜR ŞAHİN / Arşivi

İSTANBUL - Biri İstinye Devlet Hastanesi’nde morg görevlisi. Gözlerinin altı mosmor, kansızlıktan... Ayda 600 lira maaş alıyor. Kocası çalışmıyor. 300 lira gecekondu kirasını verince geri kalanla okula giden iki çocuğuna bakıyor. ‘Okuma yazma bilseydim bin 500 lira maaş almak isterdim’ diyor. Bir başkası hayatının en güzel yılları olduğunu söylediği 20’li yaşları hukuk fakültesinde dirsek çürüterek geçirdiğine yanıyor ve ‘40 yaş benim son değil; ilk baharım’ diyor. Biri de gençliğinde 40 yaşında seks yapılamayacağını düşündüğü için kendine kızıyor; ‘yapılıyormuş’ diye kıkırdıyor. Eski bir seks işçisi ise soruyor: ‘Kadınlık bu mu? Günde 30 tane adamla yatmaya alışılır mı?’
Hepsi kadın... Hiçbirinin derdi ne diğerinin üstünde ne de altında... Kayıttaki bir kameraya konuşuyorlar... Kameraman gazeteci ve televizyoncu Tuluhan Tekelioğlu...
EKAV sanat merkezinde açılan 40’ında 40 kadın video yerleştirme ve fotoğraf sergisi işte bu çalışmanın ürünü. Tekelioğlu Başakşehir’den Kartal’a, oradan Etiler’e kadar uzanan bir rota çizdi, İstanbulun dört bir yanında. İçlerinde Banu Güven, Bennu Yıldırımlar, Saba Tümer gibi ünlülerin de olduğu, 40 yaşını aşmış 40 kadınla görüştü. Biz de ona sorduk, ‘40 yaşında bir kadın olmak ne demek?’ diye. Bakın neler anlattı...
Nedir bu 40 yaşın alamet-i farikası?
40 kendini bilme, yaşının  gelip bütünüyle kendini  kadına gösterdiği bir yaş. 40’ında kadın büyüyor. O yaşta artık kendi isteklerini, kendi iç sesini dinlemeye başlıyor. O yaşa kadar biriktirdikleri, hayatın ağırlığıyla öyle bir yük yapıyor ki, önce dibe vuruyor. İç muhasebeye giriyor. Ve sonunda bir farkındalık gelişiyor o kadında...
Erkeğinkinden farklı mı kadının 40 yaşı?
Kadınlar erkeklerden daha çabuk büyüyor ve olgunlaşıyor. Erkekte olgunlaşma yaşı 45 ya da 50’lere çıkıyor belki de. Çünkü tüm hayat ağırlığı kadının üzerinde. Kadının beyni 1500 parçaya ayrılmış, Çocuğu ve kocasının işleri, evle ilgili günlük işler derken kendiyle ilgili hiçbir şey yapmıyor bu yaşa kadar. Aslında onları da anlamak için bu projenin erkek versiyonunu da yapmak istiyorum.
Sınıfsal ya da etnik kimlikleri göz önünde bulundurdunuz mu görüştüğünüz kadınları seçerken?
Farklı sosyal kesimlerden kadınlarda 40 yaş nasıl yaşanıyor, nasıl bir değişim oluyor diye baktım. Her kadının yaşadığı sorun apayrı. Bu çalışmada son derece renkli bir yelpaze göreceksiniz.  Kürt, Ermeni, Yahudi, Sünni, Alevi, farklı toplumsal kesimlerin yaşadığı mahallelerden kadınlar seçtim. Ama ben sadece kadınlık hallerine baktım bu çalışmada.  Politika da sormadım. Çünkü ülkemizde 40 yaşında bir kadının hayatının önceliği siyaset değil. Kendi koşullarını iyileştirme gayreti içinde kadınlar. Politika lüks onlar için.
Peki temel dertleri nedir kadınların?
Evlilik, erkekler, yaşlanma, güzellik ve yalnızlık...
Size bu denli açık konuşmalarını nasıl sağladınız?
Kendi içlerindekileri yüksek sesle dillendirdiler. Ben yönlendirmedim. Onlara 40 yaş denince neler hissediyorsunuz diye sordum? O kadar biriktirmişlerdi ki içindekileri, aralarında hayatında hiç kamera görmemiş kadınlar vardı, onlar bile hiç zorlanmadılar anlatırken. Sanki bir duygu pornografisi gibiydi. Oturup da bir hayat adınının yaşadıklarını bütün açıklığıyla anlatması... Kanım dondu...
Bir hayat kadınının sorunu da var sergide, bir gazetecinin sorunu da... Sorunlar arasında bir hiyerarşi var mı?
Sorun  var sorun var tabi. Bir yandan hayat kadınını anlatırken, bir yandan da eski bir mankenin bu güne kadar bütün içine attığı şeyleri dinliyoruz... Bir başkasının sorunu sadece güzellik... Ama hiçbir sorun arasında hiyerarşi yok. Anlama çabası var. Empati var...
Siz anlatabilir miydiniz bu kadar açıklıkla?
Ben bu kadar açıklıkla anlatamazdım... Belki de o eşiğe yeni giriyorum, ondandır. Çekingen biriyim ben... (Düşünüyor bir süre) Aslında anlattım... İçimdeki her şeyi bu çalışmayla anlattım. Anlatamasaydım hasta olabilirdim. Çok birikmişti içimde. Bu çalışmayla içimdeki ruhlar, kadınlık hallerinin hepsi ortaya çıktı...
Sizi bu projeyi gerçekleştirmeye iten neydi?
Seneler önce, Duygu Asena bana “Tulucuğum, kurallara, dayatılanlara çok fazla takmadan yaşa. Onların zamanla geçerliliğini yitirdiğini göreceksin” derdi. İnanılmaz bir öngörüsü varmış Duygu Asena’nın. İçimde hep vardı bu istek. İnsanları tanımaya başladığımı hissediyordum. Kadınlık halleriyle ilgili bir şey yapmak istediğimi düşünüyordum. Bu kadınları ortaya çıkarmalıydım. Biz aynı sokaklardan geçiyoruz, aynı havayı soluyoruz, aynı kentin kadınlarıyız. Ben tüm bu kadınları yan yana getirmek istedim...
Bu bir sosyal sorumluluk mu?
Bilmiyorum, idealizm belki. Sosyal sorumluluğun çok ötesinde, daha gönülden gelen bir şey. Ama ben bu işten para kazanmadım. Başlamadan önce bir bütçe çıkardım, arabamı satarım diye düşündüm. Neyse ki Avon destek oldu. Ucu ucuna bütçelendi. Mustafa Saviloğlu fotoğraf baskılarını karşıladı. Sinan Çetin Plato’nun kapılarını açtı bize...
Elif Şafak’ın da katkısı olmuş çalışmaya...
Projeyi ona anlattığımda çok etkilendi. Kadınların 40 yaş öykülerini ‘Aşk’ kitabındaki Ela’yla özdeşleştirdi. Bu nedenle sergi için hazırlanan kitabın sözünü yazdı.
Bir röportajınızda projede kullandığınız kadınları güzelliklerine göre seçtinizi söylemişsiniz. Gerçekten mi?
Ben televizyoncuyum. 65-70 kadınla konuştum ve aralarından kameranın sevdiği kadınları seçmeye gayret gösterdim. Ama şu çalışmaya baktığınız vakit buradaki bütün kadınlar çok güzel. Çünkü içlerini açmanın güzelliğini taşıyorlar. Hepsi bütün çıplaklığıyla açıklar. Bu fotoğraflarda fotoshop da yok, eğer yapsaydık onlara hakaret etmiş olurduk. Kırışıklıkların, bakışların derinliğinin bir anlamı var. Kadının 40’ı kendini en güzel hissettiği yaştır. Ne ilkbahar ne son bahar... Yaz mevsmi...
Bu çalışma için ‘Feminist değil; gerçekçi’ demiştiniz. Feminizmi gerçekçi bulmuyor musunuz?
Feminizme nasıl baktığınıza bağlı. Hala Türkiye’de beş kadından biri okuma yazma bilmiyorsa ben feministim. Erkek düşmanlığından tanımlamamak gerekiyor. Erkekleri çok seviyorum. Bize erkekler bir yaşam enerjisi veriyorla. Bu karşılıklı tabi. Kadının mağdur olduğu o kadar çok alan var ki. Bunu insanca bir yaklaşımla çözmek gerekiyor. Ben hümanistim.
Lezbiyen bir kadın var mı görüştüklerinizin arasında?
Bilmiyorum. Çok cinsellik merkezli düşünmedim. Onlar biraz azınlık gibi geldi bana. Gerçi neye göre baktığınıza bağlı tabi. Olsa iyi olurdu ama.