Bu çocukta hiç heyecan yok!

30 Ekim sabahı Brahms altılı provası, Itshak Perlman'nın evinde yapılıyor ve Efe'nin ricası ile ben, genel provaya kadar sokaklarda dolaşıyorum tırnaklarımı kemirerek.
Haber: YAZ BALTACIGİL / Arşivi

NEW YORK - 30 Ekim sabahı Brahms altılı provası, Itshak Perlman'nın evinde yapılıyor ve Efe'nin ricası ile ben, genel provaya kadar sokaklarda dolaşıyorum tırnaklarımı kemirerek. Saat 13.00'te genel prova Carnegie'de. Efe bana bir stage-pass ayarlamış provayı izlemem için, kolaylıkla giriyorum içeri.
Sahnede gördüklerim şöyle: Piyanonun başında oturan Emanuel Ax; konserlerinde Yo-Yo Ma'ya eşlik eden ve Efe'yi de ona tavsiye eden kişi. Piyanonun önünde ise bir trio oturuyor; Midori (keman), Jamie Laredo (viola), Yo-Yo Ma (viyolonsel).
Birinci provayı sağ salim atlattım ama sırada bizimki var ve kendimi nereye saklıyacağımı bilemiyorum. Perlman geliyor sahneye ve herkese ayrı bir şaka yapıp yerini alıyor. Efe oturmuş, 'partis'ini (partisyon) çalıyor. Bu çocukta heyecan denen illet yok. Yok işte! Yanına Yo-Yo geliyor ve sahneden bana bakıyor.
Ben, yere mi yatsam acaba diye kıvranırken, viyolonselini Efe'nin yanına bırakıp koşuyor ve sahneden aşağı atlıyor, doğru üzerime geliyor gülerek. Tamam diyorum, beni birine benzetti adamcağız... Ellerimi yakalayıp, bana teşekkürler filan etmeye başlıyor, ben ne diyeceğimi bilemiyorum, gak guk... 'Şey' diyorum, 'ben şu çocuğun babasıyım da, acaba bir iki resim çekebilir miydim?' Tabii...
Bu arada Perlman, Midori, Zukkerman, Jessica ve bizim Efe de yerlerini almış. Yo-Yo diyor ki: "Arkadaşlar, şu aşağıda oturan beyefendi Efe'nin babası, eğer izin verirseniz provamızda birkaç resim çekmek istiyor." O anda ben Perlman'la göz göze geliyorum, yandık diyorum bu adam asla böyle bir şeye izin vermez. Perlman bana doğru bakıp "Tek şartla, göbeğimi 'kareye' almazsa" diyor.
Carnegie, 3000 kişilik bir salon. İçine girer girmez, sanki dağ gibi bir mücevher ya da öyle bir şeyin içinde hissediyorsunuz kendinizi. Sahnedeki çalgıcılar ise sanırım bu yakut mu elmas mı her neyse, onun çekirdeğini oluşturan elementler belki de.
Ben tam olarak böyle hissettim. Konser süresince, gözlerim kulaklarımdan daha çok çalıştı ne yazık ki, böyle bir şeyi bir daha görür müyüm endişesi... Müziği filan bir tarafa bırakıp, bizim Efe ne yapıyor, bu insanların arasında nasıl bu kadar rahat,
İstanbul'da altı sene önce bulduğumuz viyolonseli, Stradivari, Amati ve Guarneri'lerin arasında nasıl bir yer açabiliyor gibi abuk sabuk düşüncelerim alkışlar başlayınca sona erdi. Üç kez sahneye çağrıldılar. Salon tıklım tıklım doluydu. Ertesi gün de New York Times'da haber çıktı...