Bu drama gözyaşı yetmez

Bu drama gözyaşı yetmez
Bu drama gözyaşı yetmez

Levent Kırca, oğlu Oğulcan?ın yönettiği filmde ?Dram yapacağım? derken komediye kaçıyor.

Levent Kırca, bizim kuşak için ‘Oyun Treni’nin Köksal Engür’le birlikte iki unutulmaz karakterinden biriydi. Biz, dönemin çocukları büyürken, Kırca da kendi serüveninde büyüdü, unutulmaz tiplemeleriyle bir televizyon fenomenine dönüştü. Lakin Kırca’nın sinema kariyerinin, beyazcamdakine benzer bir başarı içerdiğini söylemek zor. Üstadın yönetmenliğini üstlendiği ‘Son’ ve ‘Şeytan Bunun Neresinde’, hayal kırıklığından başka bir şeye hizmet etmedi. Kırca, şimdi oğlu Oğulcan’ın yönettiği ‘Son İstasyon’da bir kez daha beyazperdede. Film, Levent Kırca’nın dram oynayacağı yapım olarak lanse edildi. Doğru, filmde dramın neredeyse dibine vuruluyor. Uşak’ta başlayan öyküde, namuslu bir devlet memuru olan makinist Ruhi’nin dram ötesi öyküsü anlatılıyor. Emekliliği bekleyen Ruhi Bey’in birlikte yaşadığı oğlu, Önder askerden dönmüş etrafta işsiz güçsüz dolaşmaktadır. Kızı Esra ise İstanbullu mühendisle gizli bir ilişki yaşar. Orkestra şefi olan büyük oğlan Turgay’ı ise gören yoktur. Ruhi Bey’in emekliliğe dakikalar kala, Önder kız kardeşinin yasak ilişkisini öğrenir ve mühendisi bıçaklar. Bu, büyük aile dramının ilk halkasıdır ve sonrası, çorap söküğü gibi gelir.

‘Oyun Treni’, ‘Son İstasyon’a uğramayınca
‘Son İstasyon’, eski Yeşilçam filmleri gibi karakterinin üzerine çöken o ağır kara bulutları anlatıyor. Lakin filmin ne bir inandırıcılığı var, ne de bu dramı sakince aktarımı... Levent Kırca, sözde dram oynuyor ama film boyunca yine o bildiğimiz mimik oyunculuğuyla takımdan ayrı düz koşmayı sürdürüyor. Arada da demode bakış açıları görüyor. Mesela klasik müzikçi büyük oğlan Turgay ve ‘şirret’ operacı karısı, ‘taşralı’ diye Ruhi Bey ve ailesine yapmadıklarını bırakmıyor. Sahi, bu klasik müziğe olan öfke niye? Niye Turgay tiplemesi, orkestra şefi ve niye ‘Neşet Ertaş’ı dinledi’ diye, babasını horluyor. Burada ‘Nil Karaibrahimgilvari bir nesil’ mi eleştiriliyor, pek anlayamadım. Hele ki, Ruhi Bey’in Uşak’taki köfteci arkadaşı Şevki’nin oğlunun, ayağını tren makasına kaptırması türünden bir yan hikâye var ki, bence bu bölüm de akıllara sezâ.
Sonuç olarak, ‘Son İstasyon’, hedefindeki istasyona değil varmak, start bile alamamış görünüyor. Keşke her şey ‘Oyun Treni’nin güzelliğinde ve saflığında kalsaymış, demeden edemedim doğrusu.