Bu festivalde kadın düşmanı film yok!

Bu festivalde kadın düşmanı film yok!
Bu festivalde kadın düşmanı film yok!

Melek Özman ın festivalden önerdiği üç feminist başyapıt: Piyano , Antonia ve Karanlık Kutu Fotoğraf: MUHSİN AKGÜN

10 yaşına giren Filmmor Kadın Filmleri Festivali bugün başlıyor. Festival koordinatörü Melek Özman ile kadının sinemadaki yerini konuştuk
Haber: CEYDA AŞAR - ceydaasar@gmail.com / Arşivi

Türkiye ’de kadın yönetmen sayısı hızla artıyor ancak yine de erkek yönetmenlerle kıyaslandığında ciddi bir fark var. Öncelikle ‘kadın yönetmen’ tanımına inanıyor musunuz ve bu sayısal fark nasıl azalacak?
Kadın tanımına dahi inanmıyorum. Kadınlık bize yüklenen, öğretilen bir rol. Ancak koşullar itibariyle, kadın olmak diye bir gerçeklik var. Kadın yönetmen olmak da kadınlık konumu ve koşullarından farklı değil. Sinema yapanların dünyada da yaklaşık yüzde beşi kadın… Hayattaki eşitsizlik sinemaya, sektöre de yansıyor. Hatta sinema gibi para ve statü getiren işlerde, bu eşitsizlik daha da keskinleşiyor. Yemeği evde, ücretsiz yapmak söz konusuysa kadınların, restoranlarda ücret karşılığı, şef olarak yapmak söz konusuysa erkeklerin daha maharetli sayıldığı bir dünyada yaşıyoruz. 

Bu dönemde kadının sinema endüstrisindeki varlığını güçlendirecek ne gibi uygulamalar umuyorsunuz? Yeni sinema yasası üzerine de konuşursak…
Sektördeki ayrımcı koşullar kadınların sektörde ayakta kalmasını çok zorlaştırıyor. Setlerdeki mobing, taciz gibi ihlallerin adı bile geçmiyor. Sektördeki eşitsizlik apaçık ortadayken bu eşitsizliği gidermek için hiçbir özel önlem politikası yok. Sinema yasasında kadınların hem sinemaya erişimi hem de katılımı, üretimi için özel kararlar olması lazım. Kadınların izleyici olarak da üretici olarak da sayılarının artabilmesi için eşit koşulları var etmek bakanlığın ve yasanın gündeminde olmalı. Maalesef şu an kimsenin gündeminde değil. Bunları gündeme alınca atılacak adımlar tartışılabilir. Böylece kadınların özel olarak desteklenmesi ya da İsveç’teki gibi yapımcı, yönetmen ya da senaristler arasında kadınların olmadığı yapımların desteklenmemesi gibi uygulamalar hep birlikte geliştirilebilir. 

Türkiye’de ilk kadın yönetmen Cahide Sonku. “Vatan ve Namık Kemal”. Yıl 1951. Tek başına da değildi yönetirken. Batı’da ise bu tarih çok daha eskilere uzanıyor. Hatta bu yıl festivalde ilk konulu film çeken kişinin bir kadın yönetmen, Alice Guy-Blache olduğunu savunuyorsunuz. Doğu-batı farkı üzerinden kadının sinemadaki yerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Godard, “Sinema tarihi erkeklerin kadınları filme alma tarihidir” der. Aslında sinemanın ilk yıllarında tam olarak böyle değilse de sinema güçlü bir endüstri haline geldikçe kadınlar dışına itilir. Erkeklerin kadınları filme alma dönemi başlar. Sinemada ilk öykü anlatanın Alice Guy Blache olduğu aşikârdır. Yüzlerce film yapar. Bunu sinema tarihçileri de bildiği halde onu dipnotlarla geçiştirirler. Sinemanın vaat ettiği görsel haz doğuda da batıda da benzer aslında. Eril bir görsel haz kurgular ve sunar sinema. Kadınların sineması için tek ayırıcı şey bu benim için. Doğu ya da batıda eril bir görsel haz kurgulamak ve sunmaktan kadın yönetmenlerin büyük çoğunluğunun muaf olduğunu düşünüyorum. Furuğ Ferruhzad’ın “Ev Karadır”ı mesela. Röntgenlemek yerine görmeyi koyan sinemanın görsel haz kalıplarına karşı bir manifestodur bence. Böylesi daraltılmış bir alanda kadınların özgün işler üretebilmeleri çok umut verici. 

Cahide Sonku, Türkân Şoray gibi yıldız oyunculuktan yönetmenliğe geçiş bu dönemde pek yaşanmıyor. Böylesi geçişler sektöre dinamizm katar mı sizce?
Neden olmasın? Ayrıca görüntü yönetmenliği, kurgu, ses, ışık, senaryo dünyasına geçen kadınlar da görmeyi arzuluyorum. 

Festivalin yabancı konukları, yönetmenleri arasında sizi en çok heyecanlandıran kimler?
Marleen Gorris, Müfide Tlatli, Rahşan Bani Etemad, Marie Mandy, Kay Armatage, Sachi Hamano, Chieko Yamagami, Silvina Der Meguerditchian, Hamideh Javadi konuğumuz olacak. Hiçbirinin konuşmasını kaçırmayın diyorum.

‘Kadın filmi’ diye bir tanımımız yok aslında
‘Kadın filmi’, ‘kadın sineması’ nedir sizin için? Seçkinizde tüm filmlerin ‘kadın filmi’ olduğunu doğrulayabilir misiniz?
‘Kadın filmi’ gibi bir kategorim yok aslında. Festivalimizin adının kadın filmleri festivali olması da dünyada 30 yıldır süren bir gelenek vardı, onu sürdürme dileğiydi sadece. Yani, ‘kadın filmi’ diye bir tanımımız yok. Film seçkisini hazırlarken en azından antifeminist olmamasına özen gösteriyoruz. Ve tabii ırkçı, ayrımcı, homofobik, etnosantrik vb. olmamasına… Malum, kadınların, sırf kadın oldukları için tüm ezberlerden arınmış ya da mükemmel olmalarını bekleyemeyiz. Şu kadarını taahhüt edebilirim sadece, bu festivalde kadınlara klişeler yükleyen, kadınların özne ve karakter sahibi olmadığı, kadınları yok sayan, hele hele kadın düşmanı filmler yok.

Bu filmler kaçmaz!
Akşamüstü Kafesleri (Maya Deren)
Zefir (Belma Baş)
Avrupa , Avrupa (Agnieszka Holland)
Orlando (Sally Potter)
Antonia (Marleen Goris)
Agnes’in Plajları (Agnes Varda)
Geriye Kalan (Çiğdem Vitrinel)
Feminizmin Sonuçları
(Alice Guy-Blache)
Yeni Kurgu (Trinh T.Minh-ha)
Jeanne Dielman
(Chantel Akerman)


FİLMMOR VE RADİKAL’DEN ORTAK ÇALIŞMA
Filmmor Kadın Filmleri Festivali ve Radikal, sinemada cinsiyet eşitliğinin sağlanması amacıyla ortak bir çalışma başlatıyor. Sinemaseverler festival süresince bu konudaki önerilerini Fitaş Sineması ve Fransız Kültür Merkezi’nde yer alacak kutulara atabilir veya radikalim@radikal.com.tr adresine iletebilirler. Sinemada cinsiyet eşitliğine dair öneriler
Kültür Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’ne iletilecek. Sinema Yazarı Alin Taşçıyan, akademisyen Doç. Dr. Hülya Uğur Tanrıöver, festival koordinatörlerinden Melek Özman ve Yasemin Temizarabacı ve Radikal Hayat Editörü Bahar Çuhadar’dan oluşan jüri tarafından yapılacak değerlendirme sonucunda en iyi öneriyi sunan kişi 16 Mart Cuma günü düzenlenecek Kadın Sinemacılar Buluşması Gecesi’ne
2 kişilik davetiye kazanacak.