Bu filmlere bilet aldım, çünkü...

Bu filmlere bilet aldım, çünkü...
Bu filmlere bilet aldım, çünkü...

'İtsi Bitsi' uluslararası yarışmada.

4 Nisan'da başlayacak Akbank'ın sponsorluğundaki 34. İstanbul Film Festivali'ne sayılı günler kaldı. Biletler satışta... Peki hangi filmleri kaçırmamalı? Yıllardır festivali kaçırmamaya özen gösteren Bilgi Üniversitesi öğrencisi Hülya Avtan (25), hangi filme neden bilet aldığını Radikal için yazdı...
Haber: HÜLYA AVTAN - hulyavtan@gmail.com / Arşivi

Bodrumda

Kendine has mizah anlayışı, tuhaf karakterleri ve tekinsiz simetri saplantısıyla festival izleyicisi için her daim özel bir yere sahip yönetmen Ulrich Seidl elbette bu listede yer alacaktı. Cennet Üçlemesi ile hafızamızda yer eden yönetmenin son filmi Bodrumda, temas ettiği konular ile –takıntılar, bando müziği, atıcılık, ucuz erkek şalları vs- olduğu kadar insanların bodrumlarında ne yaptığı meselesiyle ilgilenmesi açısından da ziyadesiyle merak uyandırıyor.

Doğada Tek Başına
İskandinavlar ne yapsa izlerim diyenlerdenseniz (ki ben öyleyim) buyurun size orta yaş krizinin eşiğinde bir adamın doğada yarı çıplak, tehlikeli ve macera dolu kendini bulma hikâyesi. Ole Giæver Norveç tepelerinde geçen bu bol oksijenli filmiyle görsel açıdan da etkileyici bir deneyim vadediyor.

While We’re Young

Bu film için çok fazla bir şey söylemeye gerek yok sanırım. Zira yönetmen koltuğunda Frances Ha ile gönlümüze taht kuran Noah Bauchman’ın oturuyor olması yeterli bir sebep olsa gerek. Film, hayat enerjisini yitirmiş bir çiftin, bunu geri kazanmak için ‘hipster’ bir çiftten medet ummasını anlatırken oyuncu kadrosuyla da dikkat çekiyor.

İtsi Bitsi

Seven ne yapmaz dedirten İtsi Bitsi, Kopenhag’dan Nepal’e uzanan evrensel bir aşk hikâyesi. Yönetmen koltuğunda Ole Christian Madsen’in oturduğu 60’ların saykodelik ruh halinden nasibini alan bu kurmaca film, dönemin efsanevi müzik figürü Eik Skaloe ve tek albümlü kült rock grubu Steppeulvene’le tanışmamışlar için de bir nimet.

Bana Bak Philip
New York edebiyat çevresinin açmazları, narsist yazar çıkmazı ve büyük bir şehirde yaşamanın bitmek bilmeyen tantanası ilginizi çekiyorsa bu filmi kaçırmayın. Çünkü Alex Ross Perry bu konuda hem iğneleyici hem de eğlenceli bir Amerikan bağımsızı ile karşınızda.

Kuş İnsanlar
Mutsuz ve yalnız iki yabancının birbirlerinden çok farklı hayatları olmasına rağmen birleştikleri bir nokta vardır, o da yeni bir anlam bulmak. Guillaume Breaud’un karanlık masalı Kuş İnsanlar festivalin açık ara en merak uyandıran filmlerinden.

Taksi

Hayatınızda en az bir kere, bindiğiniz bir takside taksiciyle memleket meseleleri üzerine tartışma imkânınız olmuştur. Jafar Panahi de son filminde bu düşünceden hareketle şoför koltuğuna oturmuş ve İran’ın sosyal ve politik katmanları arasında yolculuğa çıkmış. Bir eleştiri bundan daha samimi ve doğal şekilde yapılamazdı sanırım.

Hitler’e Suikast
‘Diana’ hezimetinden sonra Oliver Hirschbiegel’in nasıl bir filmle dönüş yapacağı elbette bir soru işareti olarak duruyordu. Hirschbiegel ise şu soruyla döndü, Hitler suikasti eğer amacına ulaşmış olsaydı ne olurdu? İddialı bir soru, umarız Hirschbiegel bu kez iddiasının hakkını verir dedirtecek kadar hem de.

Saint Laurent

Moda devi Yves Saint Lorent’in hayatına şaşalı bir bakış atan bu film gerek oyuncu kadrosu gerek senaryosuyla da seyircisini mutlu edecek cinsten. Bertrand Bonello’nun yönetmenliğini üstlendiği dönem filmi göz alıcı görselliğiyle aklınızı başından almaya aday gibi duruyor.

Kızıl Ordu
Efsanevi buz hokeyi takımı Kızıl Ordu’nun kaptanı Slava Fetisov üzerinden Sovyetler Birliği ve günümüz Rusya’sına bakış sunan Gabe Polsky imzalı belgesel spor ve politika arasındaki kuvvetli bağı da görmeyi mümkün kılıyor.

45 Yıl
45 yıllık bir evliliği aniden gelen nasıl bir haber alt üst edebilir? ‘Haftasonu’ filmi ile kayda değer başarı kazanan, Andrew Haigh bu kez bir geçmişle yüzleşme hikâyesiyle karşımızda. Filmin parlayan yıldızları Charlotte Rampling ve Tom Courtenay için bile izlenesi.

Burgundy Dükü

Peter Strickland önceki filmi Berberian Stüdyo’da her ne kadar beklentileri pek karşılayamamışsa da takip etmeye değer bir yönetmen olarak akılda yer etmişti. Burgundy Dükü’yle bunun hakkını verecek gibi duruyor. Erotik, obsesif, kışkırtıcı detaylarla bezeli bu karanlık film, İngiliz yönetmen şeytanın bacağını bu kez kırdı galiba dedirtiyor.

Ziyaret
Uzaylılar dünyayı ziyaret etse tepkiniz ne olur? Uzaylılar var mı, sorusunu bir üst seviyeye taşıyan bu film ‘buna hazırlıklı mısınız’ ile geliyor. Heikki Färm’ın yönetmenliğini üstlendiği film hem belgeselvari yapısı hem de tüm bu soruların içinde barındırdığı mizahi durumla ziyadesiyle ilgi çekici.

Kar Korsanları
Bu sene bilet bulmanın en güç olacağı filmler arasında başı çekenlerden biri de Kar Korsanları olacak muhtemelen. Uzun zamandır merakla beklenen filmin konusuna dair çok bir şey söylemeye gerek var mı emin değilim, Faruk Hacıhafızoğlu’nun darbe sonrasına Türkiye’sine odaklandığı filmde kamerasını kömürün elmas değerinde olduğu büyüleyici Kars coğrafyasına çevirdiği filmi, yeterince şanslıysanız festivalde, değilseniz de sonrasında mutlaka izleyin.

Fanusta Yaşayanlar
Şöyle bir denklem hayal edin; ekonomik kriz arifesinde İzlanda’da geçen çok karakterli bir dram olsun. Bu dram gerçek bir hikâyeden alınmamış olmakla beraber ziyadesiyle gerçekçi olsun. Müziklerini Olafur Arnalds üstlensin. Yönetmen ve senaristi Baldvin Zophoniasson ise karakter incelemesi konusunda elini hiç korkak alıştırmamış olsun. Fanusta Yaşayanlar işte tüm bu bileşenlerin toplamı.

Beden
Polonyalı yönetmen Malgorzata Szumowska’nın son filmi Beden iki sebepten görmeye değer. Birincisi ölümün dünyaya miras bıraktıkları ile ilgilendiği için, ikincisi bunu yaparken canlı olmak nedir sorusunu da ıskalamadığı için.

Güeros

Siyah beyaz bir büyüme hezeyanları hikâyesi olan Güeros, Alonso Ruizpalacios imzalı bir ilk film. Gerçekçi ama aynı zamanda neşeli denebilecek filmin merak uyandırmasının en önemli sebepleri ise hem Berlin’de en iyi ilk film ödülünü almış olması hem de Fransız Yeni Dalgası’na saygı duruşu niteliğinde addedilmesi.

Krala Mektup
Yönetmenliğini Hisham Zaman’ın üstlendiği Krala Mektup, Oslo sokaklarında geçen ama Oslo’nun hiç bilmediğimiz yüzünü bize gösteren bir film. Çünkü Krala Mektup, toplumdan dışlanmış hatta daha çok unutulmuş karakterlerin yaşantısına tanık olma imkânı sunuyor.

Gerçeklik

Akıl almaz saçmalıkları ciddiyetle karşımıza koymaktan büyük bir zevk aldığı konusunda zerre şüphe duymayacağınız yönetmen Quentin Dupieux, bu kez ‘zekice kurgulanmış ve karmaşık’ şeklinde ifade ettiği filmiyle karşımızda. Söz konusu tanımın yönetmen için ne ifade ettiği bir muamma elbette ama meraklısı için de kaçırılmaz bir fütursuzca gülme fırsatı.

Kaydet Ben Arabım
Ibtisam Mara’ana Menuhin’in yönetmenliğini üstlendiği pek çok açıdan kıymetli bu yapıma değinmeden olmazdı. Sadece Şair Mahmud Derviş’in bilmediğimiz bir yüzünü görme imkanı sunduğu için değil bir belgesel olarak başarılı olduğu için de izlemeye değer Kaydet Ben Arabım da aklınızın bir köşesinde olması gerekenler arasında.

VE BONUS'LAR...
Festival izleyicisinin pek çoğunun yaşı gereği dev perdede izleme fırsatı bulamadığı klasikleri de es geçmemek gerek. Bunlar arasından Onat Kutlar’ın en sevdiği yönetmen olarak bilinen Luchino Visconti’nin Leopar’ı, Metin Erksan’ın 1962 yapımı Yılanların Öcü filminin restore edilmiş versiyonu ve Eli Wallach anısına gösterilecek Sergio Leone imzalı İyi, Kötü ve Çirkin de bizim önerilerimiz arasında.