Bu işte bir yanlışlık var

Bu işte bir yanlışlık var
Bu işte bir yanlışlık var
Tuna Kiremitçi'nin aynı adlı romanından Ketche'nin çektiği 'Bu İşte Bir Yalnızlık Var', popüler sinema kalıplarını uygulamada başarılı ama heyecansız.
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

Reklam dünyasında imza attığı işlerle dikkat çeken, Ketche’nin (Hakan Kırkavaç) popüler sinema diline bir yatkınlığı var. Bunun emarelerini 2010 tarihli ‘Romantik Komedi’ filminde görmüştük. Ketche’nin sahne zamanlamaları, tempo ayarlamaları, müzik kullanımları, istismara meyletmeyen anlatımı dikkate değer. Bütün bu maharetleri bugün gösterime giren ‘Bu İşte Bir Yalnızlık Var’da da görebiliriz.
Tuna Kiremitçi’nin on yıl önce yayımlanan ve büyük ilgi gören aynı adlı kitabını Burak Göral senaryolaştırmış. ‘Bu İşte Bir Yalnızlık Var’ın odağında bir dönem ‘sert’ müziklerle uğraşmış, daha sonra kendi kabuğuna çekilmiş bir gitarist var. Kitabı okumadığım için aralarındaki farkları bilemeyeceğim ama filmimizin kahramanı Mehmet, eşinden boşanmış, hafta sonları çocuğuyla birlikte vakit geçirmek dışında bir sosyal hayatı olmayan, evde ‘bohem bohem’ takılan, müzik dersleri ile geçinen, uzun yıllardır tanıdığı alt komşusu Ayşe ile arada bir laflayan bir adam. Bir gün Ayşe’nin kocası evi terk edince ikili birlikte onu aramaya koyuluyorlar. Bu serüven Mehmet ile Ayşe arasındaki ilişki tuhaf bir hal alıyor. Öte yandan da Mehmet ‘sanat için sanat’ düsturunu biraz da eski arkadaşlarının itelemesiyle bir yana koyuyor ve Atiye’nin (Evet bildiğimiz sarkıcı Atiye) konserlerinde gitar çalmaya başlıyor.
‘Bu İşte Bir Yalnızlık Var’, bu tür popüler aşk hikâyelerinin artık her türlü formülünü kitaplarda bulabileceğimiz alametifarikalarını birer birer sıralıyor. Haksızlık etmeyelim bunu da hakkıyla yapıyor. Temposunun yerinde oluşu ve doğru anlarda devreye giren komedi filme ilgiyi diri tutarken, müzik kullanımı da yerinde. Yine de eksik/ fazla olan bir şeyler var. Mesela filmin nasıl biteceğini yirminci dakikadan anlıyoruz. Bu tür filmlerde bunu öngörmek zor değil ama film gittiği yolda bir sürpriz de çıkarmıyor karşımıza. Ayşe’nin kocasına ulaşılamamasındaki tutarsızlık (Bu adamın ailesi, arkadaşları yok mu. Neden elin yabancılarına sorulup duruyor) filmin polisiye yönünü de zayıf düşürüyor. Ama sanırım asıl sorun, bu tür bir hikâyenin -bizim sinemamız için olmasa da- defalarca önümüze konmuş olmasında. “Aradığım aşk aslında hep yanımdaymış” klişesi rahatlatıcı ve zaman zaman doğru olabilir evet ama heyecanlı değil!
Engin Altan Düzyatan- Özgü Namal ikilisinin aralarındaki kimya ise film içinde ‘iyi’ ile ‘eh’ aralığında seyrediyor.

Seyirci reklamla taciz ediliyor

Ana yazıda filmle ilgili söylediğimiz iyi ya da kötü hiçbir şeyin önemi yok aslında. Çünkü yapımcılar ve yönetmen Ketche, bir GSM firmasının reklamını gözümüze dayıyorlar. Film de sinema olmaktan çıkıp reklama dönüşüyor. Kaynak yaratmak amacıyla ürün yerleştirme, fonda görünen billboard’lar vb. uygulamalar bir noktaya kadar ‘makul’ kabul edilebilir belki ama burada filmin içinde bir ‘reklam filmi’ izliyoruz. Yaklaşık 5 dakikalık bu bölümde; filmin iki ana karakterinin açık açık markayı övdüğü ve verilen hizmetin ne kadar mükemmel olduğu propagandasına mahkum ediliyoruz. Yani araya ‘parça’ atılmış. ‘Parça’ burada doğru tanımlama. Bir dönem sinemalarda normal filmlerin arasında 5-10 dakikalık porno bölümler eklenirdi. Ama en azından o salonlara gidenler kendilerini neyin beklediğini bilirdi. Buradaki parça ise açık bir ‘taciz’!

BU İŞTE BİR YALNIZLIK VAR

Yönetmen: Ketche
Oyuncular: Engin Altan Düzyatan, Özgü Namal, Emin Gürsoy, Gaye Gürsoy
Yapım: Türkiye , 2013
Süre: 122 dk.