Bu köprü Oscar'a gider...

Bu köprü Oscar'a gider...
Bu köprü Oscar'a gider...
Steven Spielberg imzalı 'Casuslar Köprüsü', 'Soğuk Savaş dönemi'nde yaşanan bir 'casus takası'nı anlatıyor. 'Herkes için hukuk' temasını da dert edinen yapım, muhtemelen 'En İyi Film', 'En İyi Yönetmen', 'En İyi Erkek Oyuncu', 'En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu', 'En İyi Senaryo' gibi dallarda Oscar'a aday olacak.
Haber: UĞUR VARDAN - ugur.vardan@radikal.com.tr / Arşivi

CASUSLAR KÖPRÜSÜ/BRIDGE OF SPIES (Not: 3.5/5)
Yönetmen: Steven Spielberg
Oyuncular: Tom Hanks , Amy Ryan , Sebastian Koch , Michael Gaston , Alan Alda
Yapım: 2015, ABD
Süre: 141 dk.

Robert Redford’un 2011 tarihli çalışması ‘The Conspirator’ (bizde ‘Suikastçı’ çevirisiyle oynamıştı), Lincoln suikastının ardından son derece zor ve çetrefilli bir davayı üstlenen genç bir avukatın verdiği mücadeleyi anlatıyordu. Filmin temel derdi özetle ‘Herkes için hukuk’tu. Steven Spielberg’ün bu hafta salonlarımıza uğrayan son filmi ‘Casuslar Köprüsü’nde (‘Brid-ge of Spies’) öykü, ‘The Conspirator’la neredeyse birebir aynı sularda yüzen meseleler eşliğinde açılıyor ve uzun bir süre ‘Herkes için hukuk’un derdine düşüyor. Sonrasında ise ait olduğu zaman dilimine yani ‘Soğuk Savaş dönemi’ne özgü bir casusluk filmi izliyoruz...
Önce konu diyelim: 1957... FBI, bir süredir takip ettiği Rus kökenli İngiliz vatandaşı Rudolf Abel’i evine düzenlediği operasyonla gözaltına alır. Suçu casusluktur. Sistem, suçun hukuki açıdan tescillenmesi yolunda bütün dünyaya “Adaletli bir yargılama sonucunda bu karara vardık” mesajı verme niyetindedir. Abel’in savunması tanınmış bir sigorta avukatı olan James Donovan’a verilir. Tecrübeli bir hukukçu olan Donovan (ki ‘Nürnberg duruşmaları’nda da görev almıştır), temel ilkeler çerçevesinde davayı üstlenir. Ne var ki karar çoktan verilmiştir ve hukuk, özellikle ‘komünist casuslar’ için pek de geçerli değildir. Donovan, kendince bir gerekçe öne sürerek müvekkilinin hiç değilse idam cezası almaması için çabalar. Ki bu çabası, yakın gelecekte önemli bir takas olayında karşılığını bulacaktır...

YİNE 'UÇAK DÜŞÜRME' VAKASI!
‘Casuslar Köprüsü’, James Donovan’ın 1964 tarihli anılarını derlediği ‘Strangers on Bridge: The Case of Colonel Abel and Francis Garl Powers’ adlı kitaptan beyazperdeye uyarlanmış. İşin senaryo kısmında ise İngiliz oyun yazarı Matt Charman’ın yanı sıra Coen Kardeşler’in isimlerini görüyoruz. Spielberg, kendine özgü, tıkır tıkır işleyen, görsel açıdan zengin kadrajlarla dolu anlatımının karakterler boyutunda da özellikle Rudolf Abel karakteri çok iyi çizilmiş. Donovan’ın müvekkilini bir hainden ziyade ülkesine ve prensiplerine sadık bir asker olarak algılaması ve de kişisel ilişkisini de bu düzlemde kurması, Abel’in de avukatını ‘Dik duran adam’ olarak tanımlaması filmin öne çıkan detaylarındandı. Belki filmin ilk bölümüne bakarak şu yoruma da ulaşabiliriz; Spielberg başta Rosenberg vurgusu olmak üzere dönemin anti-komünist havasını hâkim alan genel paranoyayı çok iyi resmediyor, öte yandan Abel karakteri üzerinden de bir anlamda ‘Öteki’yi anlamaya ve anlatmaya çabalıyor.

Filmin ikinci yarısında asıl mesele olarak karşımıza çıkan U2 casus uçağı pilotu Gary Powers vakası ve Amerikalı ekonomi öğrencisi Frederic Pryor’ın Doğu Alman yetkililerce tutuklanması meselesi (bu bölüm kurgusalmış), filmin ritmini bozuyor ve benim gibi asıl olarak öykünün ‘hukuksal’ argümanlarına dikkat kesilmiş seyircinin bu bölümlerde, futbol diliyle söylersek ‘dinlenerek oynaması’na neden oluyor. Ayrıca ikinci bölümde iş Doğu Almanya tarafına taşınınca kimi sahnelerde ‘tarafsızlık’ yitiriliyor ve öykünün ABD kısmında ‘komünist’lere saygı duran bakış, ‘deplasman’da bildik klişelerle flört ediyor (başta ‘işkenceci’ KGB olmak üzere). Berlin Duvarı’nın örülme aşaması sinemasal açıdan güzeldi ama duvar üzerinde hayatını kaybedenlerle New York’ta telleri atmayan çocuklar arasındaki ‘kolerasyon’ da yine filmin kendi içindeki dengesini kaybettiği bölümlerdendi.
Ana performanslara göz atarsak: Tom Hanks, Donovan’da kariyerindeki en iyi performanslardan birine imza atıyor. Amerikalı bir eleştirmenin de vurguladığı gibi o James Stewart, Gary Cooper ve Gregory Peck türü ‘nezaket sahibi, ılımlı’ rollerle karşımıza gelen aktör geleneğinin günümüzdeki uzantısı. Lakin ‘Casuslar Köprüsü’nün oyunculuk açısından en pırıltılı yanı Rudolf Abel’de izlediğimiz Mark Rylance’dı. İngiliz aktör o kadar iyi oynuyor ki bu performansıyla sanırım Oscar’larda ‘En iyi yardımcı erkek’ dalının en büyük favorisi olacak.
Sonuç? Kâğıt üzerinde John Le Carre romanlarına yakın gibi duran ‘Casuslar Köprüsü’, muhtemelen ‘En İyi Film’, ‘En İyi Yönetmen’, ‘En İyi Erkek Oyuncu’, ‘En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’, ‘En İyi Senaryo’ dallarında Oscar’a aday olacakmış gibi görünüyor. Bu arada Türkiye ve Rusya arasındaki uçak düşürme krizinin yaşandığı bir haftada benzer bir meselesi olan filmin gösterime girmesi de ilginç bir rastlantı olsa gerek.