'Bu oyunun kaybedeni kadınlar değil!'

'Bu oyunun kaybedeni kadınlar değil!'
'Bu oyunun kaybedeni kadınlar değil!'

Fotoğraf: Hüseyin Özdemir

Sezonun yeni tiyatro topluluğu Mam-Art, sözünü kadından yana söyleyen bir kara mizahla geliyor. Amerikalı yazar Neil La Bute'un günümüz kadın-erkek ilişkilerine baktığı oyunu "Özel Kadınlar Listesi"ni yaratıcılarından dinledik...

Elimizde vaktiyle, her seferinde, hiçbir şey söylemeden “uzayıp” gitmiş bir adam var. Gençten, uçarı, hafif de bencil sanki... Karşısında, adamın hayatının farklı dönemlerine eşlik etmiş dört ayrı kadın . Adam aradan geçen haftalar, aylar, yıllardan sonra yazdığı ve hayli popüler olan bir kitapla bir anda şöhret olur, hayatına giren başka bir kadınla evlenme yoluna girer ve bazı şeyler için geriye dönme ihtiyacı hisseder. Çünkü evet, “özür dilemek” de bir ihtiyaçtır ve bazen geçmiş fena halde can sıkar. En nihayetinde büyümeye karar vermiş bir adamla, onun dört eski sevgilisinin ayrı ayrı buluşma öyküsü bu: “Özel Kadınlar Listesi.” Orijinal adı “Some Girls” olan oyun, ABD ’li oyun yazarı Neil La Bute’un elinden çıkma. Ve oyunu Türkçeye kazandıran, sahneye taşıyan, prova esnasında konukları olduğumuz da çiçeği burnunda yeni bir tiyatro: Mam-Art.
2000’lerin başında ara verdiği tiyatroya dönüş yapan Feri Baycu Güler’in fikrinin ve arzusunun sonucu, Mam-Art. Güçlerini, oyunun yönetmenliğini üstlenenen Tuğrul Tülek’le birleştirip; Hülya Gülşen, Beste Bereket, Başak Daşman ve Deniz Karaoğlu’nu da aralarına alarak yola koyulmuşlar. La Bute’un İngilizce metnini Türkçeye Pınar Töre çevirmiş.
Milliyet Sanat için buluşuyoruz ekiple. Hem oyunu, hem topluluğu konuşmak üzere... İlk önce “Mam” meselesini açığa kavuşturuyoruz: Feri Baycu Güler isim konusunda işin içinden çıkamayınca altı yaşındaki kızına en sevdiği süper kahramanını sormuş. Kızı Daphne’den gelen yanıt, “Benim bir tane süperkahramanım var, o da annem” olunca, Güler İngilizce “Mom” (anne) sözcüğünün Türkçe telafuzunu kullanmış ve “Mam-Art” isminde karar kılınmış.
Topluluk belli bir açıdan ele aldıkları kadın-erkek ilişkilerinin de adamın yaşadığı şöhret olgusunun da evrensel oluşundan hareketle, özel isim  kullanmıyor, yer, mekân belirtmiyor. Bu; günümüz dünyasının her hangi bir noktasından, modern şehirli insanlarının her birinin başından geçebilecek bir hikâye çünkü. Oyunun “adamı”nın beceriksiz, üzerinde o kadar düşünülmediği belli olan “özürleri” de, kadınların ona verdiği –kimi zaman zekice ve hınzırca- tepkiler de pek tanıdık. 
FOTOĞRAF: HÜSEYİN ÖZDEMİR

Deniz Karaoğlu, oyunun “adamı” olarak şöyle özetliyor hikâyeyi: “Onaylanmadan kendini kuramayan bir erkek figürü var elimizde. İlk başarısından sonra tekrar kendine doğru bir yolculuğa çıkıp, eski kırık döküklüklerini onaylayarak düzeltmeye çalışan bir adam.”

BÜYÜMEYE ÇALIŞAN ADAMLARLA ONLARI BÜYÜTEN KADINLAR...
Yönetmen Tuğrul Tülek “Kadının ne kadar güçlü bir varlık olduğunu, büyüdüğünü, yoluna devam ettiğini ve hem kendini hem de hayatındakileri ne kadar koruyabileceğini görüyorsunuz oyunda” diye anlatıyor: “Öte yandan adamın yoluna devam edebilmek için sürekli bir ihtiyaç halinde olduğunu görüyorsunuz. Belli bir yaşın üstüne gelmiş bütün adamlarda ve bütün kadınlarda genel olarak böyle bir ihityaç var: Büyümeye çalışan adamlarla onları büyüten kadınlar görüyoruz hayatta. Adam haklı, kadın haksız ya da tersi diye gitmedik. Tekst, karakterlerin şu anki durumuyla ilgileniyor.”
Hülya Gülşen Neil La Bute’un kadını da erkeği de ilişkileri de etiği de yargıladığından bahsediyor: “Oyunun ilişkiler üzerinden gitmesi yaşımla alakalı olarak da çok anlamlı. Durup bir geriye bakmak gerekiyor. Bu oyun bir durup, nefes alıp, kendini yargılaman gerektiğini anlatıyor. Kadın-erkek, hiç fark etmez, hepimiz bir durup; hatalarımız bize ne kattı diye bakmalıyız. Ben ne yaptım, karşımdakine ne haksızlık ettim, kendime ne yaptım, neler öğrendim... Her oyundan böyle bir soruyla çıkıyorsa seyirci, hedefimize ulaşmışız demektir.”

‘HAKLI, HAKSIZ YOK AMA...'
Konuşmalardan ve izlediğim bölümden çıkardığım kadarıyla La Bute’un da oyunun da tavrını belirgin bir şekilde kadından yana koyduğu tahminini yapıyorum. Tülek, “Burada kadın erkek arasında bir çatışma varsa bunun kaybedeni asla kadınlar değil. Kazananı bilmiyorum ama kaybedeni kadınlar değil!” diyor gülümseyerek; Güler ise “Amerikalı bir yazar ama o kadar ulussuz bir şey yazmış ki… Yönetmenimiz de oyuncumuz da kadın açısından da bakabilen insanlar olduğu için daha rahat çalışıldı. Kimse haklı değil doğru, ama kadınlar yoluna devam etti... Ama adam yoluna devam etmek için bile o kadınlara ihtiyaç duydu.”

Beste Bereket ise “Ben seyirci olsam arafta kalabilirim” diyor: “Birine bir şey yapabiliyorsan, o biri sana izin verdiği için yapabiliyorsun. Kime hak vereceğimizle ilgili kafamızın kayabileceği durumlar olabilir. Bu çatışma güzel. Yoksa bir karaktere yüklenmek ve katharsis yaşamak kolaydı.”

“Adamın” bir vakitler âşık olduğunu iddia ettiği kadınlardan birini canlandıran Başak Daşman: “Bir hikaye ‘Seni sevmiyorum artık’ denirse, biter ve o hikâye tatlı bir anı olarak kalır. Ama taraflardan biri hiçbir şey söylemeden ortadan kaybolursa, o hikâye her zaman bir yara olarak kalır” diyerek devam ediyor: “Bir yaştan geçmiş ilişkilerdeki özensizliklerimizi fark etmek daha kolay oluyor. O yolda büyürüz ama bu adam büyümeyi tercih etmemiş. Bir sürü şey bırakmış arkasında. Şimdi de kendi yöntemleriyle toplamaya çalışıyor. Zaman zaman komik, zaman zaman dramatik anlarla yüklü. Aslında kara mizah...”

'ŞÖHRET DENEN ŞEYE UZAKTAN BAKABİLDİK'
“Özel Kadınlar Listesi”nin yan damarlarından birinde etkisi her geçen gün artan “şöhret” meselesi akıyor. Yazdığı kitapla son derece popüler olmuş bir karakteri çalışırken “şöhretle” baş etmek üzerine düşündüler mi diye soruyorum. Tülek; “Şöhret denen mekanizmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Şöhretli bir ismin dediği, yaptığı siyasilerden daha etkili. Benim öyle bir şöhretim yok. Modern çağın hastalığı olarak görüyorum şöhreti ve buradaki hiç kimse kendini o hastalığa kaptırıp da hayatındaki kararları ona göre alan insanlar değil. Meseleye uzaktan bakabildik, şöhretin bir insana neler yapabileceğini gördük, bu tekst üstünden.” 
Başak Daşman şöhretin zamanla vahşileştiğini ekliyor: “Herkes söylediği sözün önemi olmadan sadece görünür olmak istiyor. Koskaca insanlar hırçın ergenler gibi konuşuyor birbirleriyle internette. Bu kendini gösterme duygusunun diğer insanlara neler yaptığını anlatıyor oyunumuz.” 


Söyleşi Milliyet Sanat'ın ekim sayısında yer almıştır.
12 Ekim, saat 20.30’da Salon İKSV’de prömiyer yapacak “Özel Kadınlar Listesi”. Oyun her pazartesi Salon İKSV’de, her cumartesi Bo Sahne’de izlenebilir.