Bu resimlerin gizli bir emeli var

Bu resimlerin gizli bir emeli var
Bu resimlerin gizli bir emeli var
Resimlerine konu olan bahçeleri, bir bekleyiş ve evrenin aşkın kapısının en huzurlu formu olarak tasvir eden Emel Şahinkaya'nın 100'e yakın tablosu Beyoğlu'ndaki Hanif Han'da yer alan Versus Art Project ve Karşı Sanat Çalışmaları'nda sanatseverlerle buluşuyor. Resimlerinde Paul Gauguin sevgisi derinden hissedilen Şahinkaya'nın sergisini kendisi gibi ressam olan Deniz Ayral yazdı.

Ortalama zaman algımızın ne kadar yapay olduğunun farkında mıyız? ‘Genel Görecelik’ kimin umurunda? Biz edindiğimiz bilgileri ‘olduklarına göre’ değil de ‘niyetimize göre’ toplamıyor muyuz? 

Emel Şahinkaya’nın açtığı bir sergi nedeniyle başlanılan bir yazıya böyle bir giriş yapmanın ne alemi var diye düşünenler için hemen arkasını getirmek istiyorum: “Doğaya yakın yaşayanlar daha farklı aletler, hatta biraz ileri gidelim, daha farklı ‘organlar’ geliştirir’’


Zaman mekanla ilişkilidir. İstanbul kolektifinde bazıları için bir ömrün tüketilmesi anlamına gelen bir zaman birimi, örneğin Bodrum’un Gümüşlük köyüne abanan denizin dövdüğü bir kayanın yalnızca bir milim incelmesine eşdeğer olabilir. Zaman mekanla ilişkili olabildiğine göre anlam da pekala mekan-zamanla ilişkilidir. Soyutlama ve analitik gibi zihinsel beceriler büyük kentlerin gündelik aletleriyken kırsalda ya da – doğada - diyelim; bu beceriler anlamsızlaşır. Doğaya yakın yaşayanlar daha farklı aletler, hatta biraz ileri gidelim, daha farklı - organlar- geliştirir.


Emel Şahinkaya yıllardır Bodrum – Gümüşlük- Peksimet hattında yaşıyor. Onun bu coğrafyada hangi yeti-sezi melekesini daha çok geliştirdiğini görebilmek için bu coğrafyaya ilişkin bir şey anlatmak istiyorum...


“Bir an bütün bir hayata genişleyebilir’’
1972 ilk baharında birkaç arkadaşla Bodrum’dan kalkan bir cipe doluşmuş, hoplaya zıplaya yapılan bir yoldan sonra gece vakti Gümüşlük’e gelmiştik. Ortalık zifir karanlıktı. O yıllarda köyde elektrik yoktu. Yıldız ışığında, o kadar çok yıldız vardı ki bu ifade şiirsel anlamıyla değil gerçek anlamda kullanıldı, köylünün bize gösterdiği evi bulabilmek için kıyı boyunca yürüdük. Deniz kenarında bir evin sahibesi bize iki ayrı oda gösterdi. Ben birine girdim. Çok yorgundum. Gaz lambasını sadece yatağın yerini görebilmek için yakıp, söndürdüm. Deliksiz bir uykudan uyandığımda odanın karanlığını pencerenin panjur aralığından gelen ince bir çizginin deldiğini fark ettim. Camı olmayan pencerenin kol demirlerini kaldırıp panjurları açtım… Şimdi, burada, o sabah pencereden içeriye dolan, daha doğrusu bu kentli ziyaretçinin üzerine çullanan ‘şeyi’ anlatmaya çalışmayacağım. Benim o pencereden gördüklerimi çoğaltan ışık, ses, koku karışımlarını da sıralamayacağım. Sadece bu bakış anının benim hayatımda, hayatım boyunca sürecek olan bir – sonrasız şimdi – anı yarattığını ve bu anın hayatımın tümüne birden yayıldığını söylemekle yetineceğim. Evet, - bir an – bütün bir hayata genişleyebilir.


Emel Şahinkaya’nın resimlerinde hiç bitmeyen bir ana, hiç geçmeyen bir güne, hiç kışı olmayan bir yaza, hep ortalık yerde olup da hiç kendini ele vermeyen bir hayata bakabilmek mümkün. Manzara pek değişmiyor. Peki Emel Şahinkaya manzaracı mı?


Görünümlerin içinde suskun figürler var. Bu resim figüratif mi? Başka bir tuvalde sert bir ifade çabası, manzarayı da figürü de kovalayıp ağır bir algıyı ufuk hattından yaklaşan fırtına gibi hissettiriyor. Bu durumda bir dışavurumcuyla mı karşı karşıyayız? Belki hepsi ya da hiç biri.


“Schopenhauer ve Nietzsche’den bize miras kalan bir kavram var’’
Sanat tarihinde ne mutlu ki bağımsızlar da var. İlk aklıma gelenlerden Albert Marquet, Maurice Utrillo ya da annesi Suzanne Valadon gibi. Her neyse; işin plastik analiz kısmını başkaları yapsın biz söze başladığımız yere dönelim. Bir anı bütün bir hayata yaymanın, hatta onu yurt bile edinmenin nasıl bir şey olduğuna. Schopenhauer ve Nietzsche’den bize miras kalan bir kavram var: Amor Fati. Yani motomot Türkçesi’yle kaderini sevmek. Amor Fati, her şeyin yalnızca bütün güzelliği ve korkunçluğuyla kabul edildiği değil, kabul edilenin bir de sevilmesini gerektirdiği bir kavram. Söylemesi kolay. Hatta şık duruyor değil mi? Peki yıllardır
Gümüşlük- Peksimetköy hattında tek başına yaşayan, elleriyle yaptığı evde inatla ‘bahçe’sini
boyamaya devam eden, açtığı 10’un üzerinde sergide anlaşılmak ve hayatını kazanmak branşlarında piyasanın icaplarına uyumlanmayı bekleyen bazı meslektaşlarının aksine bütün uyumsuzluğu ve aykırılığıyla ayakta dikilen Emel Şahinkaya’da nasıl duruyor?


“Bu resimlerin gizli bir emeli var’’
Bodrum’a eski yıllardan beri gidip gelenler bilir. Eski süngercilerin ve balıkçıların yaz kış hiç çıkarmadan giydikleri keçi kılından kazaklar vardı. Krem rengi ve kızıla çalan kahverengiydiler. Yabani ama şıktılar. Şimdi o kazaklardan bulabilmek olanaksız. Onların yerine her yerde büyük büyük marka isimleri var. Evet, bu resimlerin sanat dünyamızda ne anlama geldiğine, şık olup olmadığına ve hepsinden önemlisi gizli bir emellerinin olup olmadığına sergiye gittiğinizde sizler karar vereceksiniz. (Yazı: Deniz Ayral, ressam-yazar)


Emel Şahinkaya’nın sergisi 11 Nisan’a kadar Beyoğlu’ndaki Hanif Han’da yer alan Versus Art Project ve Karşı Sanat Çalışmaları’nda.