Bu savaş bitmez

Brecht'in 'Schweyk II. Dünya Savaşı'nda'sı bu sezon adından en çok söz ettirecek oyunlardan biri olmaya aday.
Haber: HASAN ANAMUR / Arşivi

Brecht'in 'Schweyk II. Dünya Savaşı'nda'sı bu sezon adından en çok söz ettirecek oyunlardan biri olmaya aday. Şehir Tiyatroları'nın geniş olanaklı Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde Yücel Erten'in başarılı rejisiyle izlediğimiz -bu arada öteki sahnelere nasıl taşınacağını merak ettiğimiz bu oyun- öncelikle konusu bakımından yerinde bir seçim.
Çarpıcı biçimde savaş denen tarihsel olgunun sürekliliğini vurguluyor ve seyirciye, bir şenlik havası içinde, kimi temel sorular yöneltiyor: Dünya savaşları bitti mi, yoksa hâlâ kronikleşmiş bir savaş ortamında mı yaşıyoruz? Adları konmamış başka Hitlerler yüzünden hâlâ soğuk ya da sıcak savaşlar mı var? Her biri birer Schweyk olan her ulustan kendi halinde insanı kullanmıyor mu bu Hitlerler?
Brecht, Schweyk'ın II. Dünya Savaşı'nda başına gelenleri ve sonunda yolunu kaybetmiş Hitler'e rastlamasını anlatırken takılıyor bu sorular akla. Hitler'in kim olduğunu ne yazık ki biliyoruz. Peki kimdir bu Schweyk? Brecht'in Schweyk'ı da Jaroslav Hasek'in ünlü romanının başkişisi 'Aslan Asker Şvayk'tan başkası değil.
1960'larda Arena Tiyatrosu'nda gördüğümüz bu ironik başlıklı oyunda Genco Erkal'ın unutulmaz kompozisyonuyla tiyatro tarihimizdeki yerini alan 'Şvayk' sıradan bir vatandaştır. Uysaldır, alçakgönüllüdür, kendisinden isteneni elinden geldiğince yapmaya çalışır, çünkü temelde iyi niyetlidir ve herkesi de kendisi gibi sanır. Arada kimi dolaplar çevirse de yaşamını dürüstçe kazanmaya çalışır. Bütün saf insanlar gibi aklına estiğince, gevezelik eder durur her yerde, ayrıntılara girerek, sonucu düşünmeden; ancak -elinde resmi bir 'salak' belgesi olmasına karşın tümüyle geri zekâlı olmadığı için durumu kurtarmayı genelde becerir. Beceremezse, kendini yine iyi niyetlerle dopdolu olarak cephede bulur.
Yücel Erten, her zamanki gibi, yaratıcı düş gücünü sahneye yansıtmanın, metni zenginleştirmenin yollarını bulmuş. Bunun için de geniş teknik olanaklardan da ilginç yollarla yararlanmış (Başarılı çevre düzeni ve giysiler: Nurullah Tuncer). Bir yanda, gerçek boyutlarında sahneye giren otomobil ile tank, öte yanda sahnenin önüne yerleştirilmiş minyatür trenler, döner sahneye başarıyla yerleştirilmiş ve bir ezme çarkını andıran kütlenin üstünde, küçültülmüş modellerle görselleştirme uygulamalarıyla sağlanan geçişler; bu gereçlerden daha büyük boyutta düşünülmüş düşen uçak...
Bu karışık teknik uygulaması oyuna hem gerçeklik duygusu, hem renk, hem de bir tür düşsellik katıyor. Bu düşselliğe Sibirya sahnelerinde yağan karı da ekleyebiliriz: Tipi halinde üfüreceğine 'incecikten' yağan bir kar.
Böylece yaşanan somut gerçek ile çocuk oyunlarındaki gerçekten soyutlanmış dünya arasında bir tür gel-git kurulmuş. Hitler ile Himmler, Göring, Göbbels ve Van Bock'un ilk sahnede karikatürleştirilmiş görünümleri ve açılış şarkısını abartılı biçimde operet
tarzında söylemeleriyle zaten oyunun
anahtarı veriliyor. Ancak sahnenin iki yanına konmuş piyanolar önde bir ses perdesi oluşturduklarından sözler bunu pek aşamıyor.
Schweyk'ı, her tür abartıya elverişli bu karakteri Kemal Kocatürk son derece
doğal bir biçimde, etki altında kalmadan başarıyla canlandırıyor. Kendine özgü kalıcı bir Schweyk kompozisyonu yaratıyor.
Yücel Erten kadın oyuncular yeğlemiş Hitler ve Baloun rolleri için, Hitler'in kişilik çelişkilerini vermek amacıyla olsa gerek. Oyunun esprisine ters düşmeyen ancak başlangıçta riskli gibi algılanabilecek bu uygulama neredeyse Hitler'in bir kopyasını canlandıran Demet Bozkaya ile sevimli
Baloun tiplemesiyle Candan Sabuncu'nun kariyerlerindeki en ilginç rollere dönüşmüş.
Burada hemen Anna Kopecka'da başarılı bir kompozisyon çizen ve sanat aşkına iki kez okkalı tokatlar yiyen Aslı Öngören'in seyirciyi heyecanlandırdığını da söylemek gerek.
Kimi sahnelerde düşen tempoya karşın genelde başarılı bir oyunculukla desteklenen
'Schweyk II. Dünya Savaşı'nda' kaçırılmaması
gereken bir yapım.