'Bu sergi tamamen Türk'

İstanbul'da sergi açan Tracy Emin, 90'ların genç İngiliz sanatçıları olarak yarattıkları dalgayla 'başarılı sanatçı' kavramını değiştirdiklerini söyledi. Emin, "Serginin en güzel yanı tamamen Türk olması" derken bir hayli keyifliydi.
Haber: CEM ERCİYES / Arşivi

İSTANBUL - Çırağan Oteli'nin lobisinde bekliyoruz. Haber geliyor, Tracey Emin söyleşiyi havuz başında yapmaya karar vermiş. Saunanın, kapalı havuzun önünden geçip, Boğaz'a paralel uzanan yüzme havuzuna varıyoruz. Şezlonglardan birinde oturan giyinik kadın asistanı olmalı, 'Nerede' diye soruyorum, havuzu gösteriyor. Yüzerek bize doğru geliyor; havuzdan çıkıp bikinisiyle yanımıza yaklaşıyor ve sularını silkelediği elini uzatıp kendini tanıtıyor: "Tracey."
Böylece dünya üzerinde, onunla söyleşi yapmış her gazeteci gibi bizim de bir Tracey Emin hikâyemiz oldu. Neyse ki, o bornozunu giydikten sonra karşılıklı birer şezlonga çökerek başladığımız söyleşi boyunca herhangi bir arıza çıkmadı. Tatlı tatlı konuşarak tamamladığımız söyleşiden sonra basın toplantısında tekrar gördük Tracey'i. Meğer, huysuz sanatçıyı oraya saklamış. Kaşları çatık girdiği salonda, bir-iki kişiyi hafiften haşlayıverdi.
Sergiyi kendi önermiş
Dün açılan 'Tracey Emin İstanbul'da' adlı sergi bir tür köklere dönüş. Tracey, kendi hayatını izleyiciyle paylaşmayı sürdürüyor. İstanbul'a, Türk kültürüne, babasına ve baba ocağı Kıbrıs'a dair işlerinin küçük bir toplamı gibi bu sergi. "Serginin en güzel yanı tamamen Türk olması" diyor. "Türkiye'yle ilgili bir şeyler yapmak zorunda kalmadım, çünkü bende zaten vardı. Bunları burada bir araya getirmek benim için gerçekten çok hoş bir şey." Zaten burada sergi yapmaya da kendi karar vermiş: "Geçen sene, İstanbul Bienali için buraya geldiğimde Platform'u gördüm ve çok hoşuma gitti. Bu mekânda, İstanbul'da bir sergi yapmak istedim."
Tracey Emin'in bu sergide iki neon, üç de videosu var. Neonlardan biri 'Boşver boşver arkadaşım, ağlamak güzel' sözünün İngilizce ve Türkçelerinden oluşuyor. Diğeri ise daha canlı ve Tracey'nin tabiriyle 'seksi': I kiss you. İki neonun aktardığı melankoli ve yaşam tutkusunun videolarda da gözlenebileceğini söylüyor. Nitekim, gerek tutkulu bir aşk hikâyesine adanmış 'Burning Up', gerek Tracey'i babasıyla birlikte Akdeniz'in dalgaları arasında gösteren 'Emin and Emin' ve gerekse üzerinde bir gelinlik olduğu halde umutsuzca koştuğu film, benzer duyguları uyandırıyor.
Galerinin ana mekânına görüntüsü ve Ennio Morricone'ye ait spagetti western müziğiyle hâkim olan film hayli ilginç. Tracy'i üzerinde paralar sallanan bir gelinlikle izliyoruz. 2000-2001 tarihlerini taşıyan bu filmin, Tracy'nin dokunaklı ifadesine rağmen western göndermesiyle matrak bir havası var. Aslında hikâyesi de eğlenceli. Babasıyla Kıbrıs'tayken buranın vahşi batı filmleri çekmek için uygun bir yer olduğuna karar vermiş. Film için çarşıya inmişler ve bir dükkânda gelinlik denemeye başlamışlar. Gelinliği, ayakkabıları filan seçmeleri bir saat bile sürmemiş. Babası sürekli 'Tamam tamam, çok iyi oldu, çok yakıştı' deyip duruyormuş: "Bir an önce kızını başgöz etmeye çalışan bir baba gibi gözüküyordu. Dükkândakiler bizi izliyor babam da ha bire onlara 'Kızım bir sanatçı, bunlarla film çekecek' diye durumu açıklamaya çalışıyordu."
1996 tarihli 'Emin ve Emin' adlı filmde Akdeniz'in dalgaları arasında seyrettiğimiz Enver Emin şimdi 83 yaşında. Enver bey de kızının sergisi için İstanbul'da. Tracy ondan coşkuyla söz ediyor. 'Filmde neşeli bir baba-kız görüntüsü var' diye lafa giriyorum ama o, itiraz ediyor. "Hayır, bu film onunla ilgili değil" deyip anlatmaya başlıyor:
"Benim büyük büyük babam, Osmanlı İmparatorluğu zamanında Sudan'dan gelmiş bir köleydi. Yani babam siyahtır, baba tarafımda da herkes epey esmer tenlidir. Babamın annesi tipik Akdenizlidir ve muhtemelen Yunanistan'dan gelmiş olmalı. Benim annem ise İngiliz. Farklı kanlar bir araya gelmiş durumda, tıpkı Akdeniz gibi. Tüm dünyanın suları bir araya geliyor. Her bir deniz parçası bir diğer deniz parçasına karışıyor. Bir başka toprağa, bir başka ulusa karışıyor, tıpkı kan gibi... Herkesin kanı birbirine ilintileniyor; aslında herkes birbiriyle ilintili. Bu nedenle, insanların neden hâlâ kavga ettiklerini anlayamıyorum..."
Kıbrıslı Türkler ve Rumlar
Bölünmüş bir Kıbrıs'ın Türkler ve Yunanlılardan çok uluslararası güçlerin işine geldiğini düşünüyor Tracy Emin. İki tarafın inisiyatifi ellerine almalarını umuyor, oradaki çok kültürlü ortamın yok olmasına ise üzülüyor: "Babamın Rumcası Türkçesinden iyidir. Türkçeyi Rum aksanıyla konuşur. 83 yaşında ve hâlâ Rum arkadaşları var; çünkü bir Rum köyünde büyümüş. Ama daha genç kuşakların hiç Türk ya da Rum arkadaşı yok; kültürler arası kimliği yaşama fırsatları olmadı."
Tracey Emin, özel hayatını, kendi yaşamını ve tecrübelerini izleyiciye aktardığı, şaşırtıcı ve hatta şoke edici işleriyle tanınıyor. İyi bir hikâye anlatıcı, şaşırtıcı bir performans sanatçısı, iz bırakan imajlar yaratmasını bilen güçlü bir sanatçı olarak edindiği şöhreti de hak ediyor doğrusu. En ünlü işlerinden ikisi tüm sevgililerinin, ailesinin ve kürtajla aldırdığı iki ceninin isimlerinin yer aldığı çadır 'Birlikte yattığım herkes 1963-1965' ve bunalımlı bir dönemin tüm izlerini yansıtan bir yatak odasını galeriye taşıyan 'Yatağım'. İkincisiyle 1999'da Turner Ödülü'ne aday gösterilmiş, ama gördüğü ilgiye rağmen ödülü alamamıştı. (Ayrıntılı bilgi için Bkz: Radikal Cumartesi ilavesi.)
Tracey Emin, 1990'larda dünya sanat ortamına bomba gibi düşen Young British Artists (Britanyalı Genç Sanatçılar), kısaca YBA denilen grubun öne çıkan isimlerinden biri. Enstelasyonları, resimleri, videolarıyla yeni bir dil yaratan, dertlerini pervasızca dışavurup her tür değer silsilesini tersyüz eden bu ekibin hamisi ise reklamcı milyarder Charles Saatchi'ydi.
15 sene öncesine kadar başarılı sanatçı sayılanların hep 60'larında olduğu bu ülkede 20'li-30'lu yaşlarındaki gençler çok güçlü bir dalga yarattılar. Tracy, bu dalganın hedefine ulaştığını, kalıcılaştığını düşünüyor. Beş sene önce kendisine Turner Ödülü vermeyen Tate Gallery, çok sayıda eserini satın alarak adına özel bir oda açtı. Tate tarihinde adına özel bir oda açılan dokuz sanatçı içinde kendisi gibi genç, tartışmalar yaratan bir ismin yer almasını, genç sanatçılara umut vermesi açısından önemsiyor.
1999'da Turner Ödülü'nü kaçırdığında, ödülün demokratik olmadığını açıklamış, epey tepki göstermişti. Ama şimdi pek üzerinde durmuyor. Çünkü Tate, en büyük Tracey koleksiyonunu oluşturarak kendini affettirmiş: "Bu tarihi bir şey. Turner Ödülü ise tarihi değil; bir-iki yıl içinde unutuluyor."
YBA ekibinin, yani Sarah Lucas, Damien Hirst, Chapman Kardeşler, Gary Hume'un filan hep pek sıkı fıkı olduklarını sanırdım. Oysa durum pek öyle değilmiş. "Birbirimizi neredeyse bir ömürdür tanıyoruz, ama öyle hep topluca gezinen bir takım değiliz," diyor. Aslında bir zamanlar Sarah Lucas'la yakındılar, ama o köprünün altından çok sular akmış belli, fazla üstelemiyorum.
Bu yıl Londra'daki bir depoda çıkan yangında ünlü çadırının da aralarında olduğu kimi işleri yok oldu Tracey'nin. Tabii onun da içi yanmış. Ama yangının bir de yararı olmuş: dikkatleri Irak'ta öldürülen çocuklara çekmek. "O sıralar ben daha ziyade Irak'ta öldürülen çocuklarla ilgiliydim. Ertesi gün Reuters'in haberinde de yanan işlerimden çok ölen çocuklara üzüldüğüm duyuruldu. Yangını, dünyada olan bitenlere dair bir şeyler söylemek için kullandım; bundan son derece memnunum."
"Bir başka kayıp da en sevdiğiniz tablolardan biri olan Çığlık'ın çalınması" diye hatırlatıyorum, gülüyor: "O haberi aldığımda İtalya'da, resmin kopyasını yaptığım bir sergideydim. İnsanlar 'Çığlık'ı sen mi çaldın' diyerek epey eğlendiler. Birinci şüpheli bendim... Çok küçük bir tablo, aslında mümkün tabii..."
Kısa öyküleri çıkacak
Seneye çıkacak kitabından söz ediyor. Kısa öyküler yazmış, heyecanla bekliyor kitabı. Ardından biraz da İstanbul'dan ve Türkiyeli sanatçılardan söz ediyoruz. Buralara dair bayağı iyimser. İstanbul'un hızla geliştiğini artık Avrupa'daki gibi trendy mekânların ve kadınların sayısının epey arttığını anlatıyor. İstanbul'un gece yaşamını, DJ'lerini, kulüplerinde çalınan müziği çok başarılı buluyor.
Tracey Emin İstanbul'da ve göründüğü kadarıyla keyfi yerinde. İstanbul ve Türkiye'yle aradaki mesafeyi kapatıyor çünkü. Ünlü İngiliz sanatçıyı saflarımızda görmekten biz de pek memnunuz; kirli çarşaflarımızı ortaya dökmediği suretçe bu aşk devam eder.
Şezlongdan kalkıyorum, elimi uzatıp 'Bye bye' diyorum. Elimi sıkarken gülümsüyor ve son darbeyi indiriyor: "Görüşürüz".
Tracy İstanbul'da, 13 Kasım'a kadar Platform Garanti Güncel Sanat Merkezi'nde görülebilir.